1973 Petrol Krizi
1973 PETROL KRİZİ
Aytaç BOZKUYU*
Petrol ve kullanım alanı
Petrol, yalnızca iki elementi
[karbonu ve hidrojeni] içeren organik bileşiklerin bir karışımıdır. Petrol,
doğal yollarla yeryüzüne fay hatları ve kayalardaki çatlaklar yoluyla sızar,
birikerek katran, asfalt ve zift havuzları oluşturur. Bu nedenle İngilizcede
petrol yerine kullanılan petroleum
terimi köken olarak Grekçe’den (Yunanca’dan) türemiş olup, taş anlamına gelen
"petra" kelimesi ile yağ
anlamına gelen "oleo" kelimelerinin
birleşimidir ve taşyağı anlamına gelir.[1]
Eski Grekler’den daha önce, Mezopotamya
dillerinde naptu kelimesi taşyağı
anlamında kullanılmıştır. Daha sonra bu kelime nafta olarak evrimleşmiş ve
bugün pek çok dilin kelime haznesine ham petrol veya petrolden elde edilen
gazyağı ve benzin türü hidrokarbon sıvıları belirtmek üzere girmiştir. Doğal
olarak ham petrol, yeşilden kehribara kahverengiden siyaha değişik renklerde
bulunur ve muhteviyatına bağlı olarak yeryüzünde su kadar akışkan olabildiği
gibi, bal kadar da akmaz olabilir.[2]
18. yüzyılın
sonlarına kadar ilkel sayılabilecek enerji kaynaklarını kullanan dünya
medeniyeti- ki genelde Akarsu, Rüzgar,
insan emeği ve kol gücü- sanayi devrimi ile birlikte kömürü buharlı
makinalar de kullanarak bir bakıma gelecek yüzyıl'ın savaş nedenlerini de
ortaya çıkartmıştır.
Girişinde “Petrol sanayiinin doğum yerine hoş
geldiniz” yazan ABD’nin Rouseville kentinin Titusville kasabasında, 16
Ağustos 1861’de, “Bir Numaralı Kuyu”
dünyanın ilk düzenli petrolünü üretmeye başladı. Pittsburgh’un 112 kilometre
kuzeyinde kuyuyu açan Drake, ilk düzenli üretimden iki yıl önce 1859’da buradan
16 kilometre kuzeyde olan Titusville’de ilk petrol kuyusunu delerek doğanın
fosil yağının fışkırmasını sağladı. O zamanlar Hamilton Mc Clintock’un çiftliği
olan arazi, dünyanın ilk sanayi kullanımına yönelik düzenli petrol kuyusu
olarak büyük girişim akıncılarına, iş adamlarına sahne oldu. İlk üretim 60
metre derinden 175 varildi.[3]
19. yüzyılda
fosil yakıtı olarak ortaya çıkan petrolün daha geniş ve gelişmiş enerji de
kullanılabileceği ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte Petrol ilk kez yaygın
şekilde gemilerde kullanıldı. Petrol kömüre göre 4 kat daha ekonomik ve daha
hızlıydı.
Petrol ve
Petrole dayalı Politikalar 20. yüzyılın başlarından itibaren Ortadoğu
Siyasetine etki eden birinci derece faktörlerden olmuştur. Günümüzde Petrol
dünyanın en önemli enerji kaynağı olma niteliğini sürdürmektedir. Dünya
ülkelerinin petrole olan bağımlılığının yanısıra Ortadoğu ülkelerinin büyük bir
kısmını petrole dayalı ekonomide gelir sistemine sahip olmaları Petrol politikalar gerek
bölgede gerekse dünyada derin etkiler yarattığı bilinen bir gerçektir. Petrolün dünya ve bölge ekonomilerindeki yeri
istatiksel veriler izah edildiği zaman Petrol politikalarını ne denli etkin
olabileceğini çarpıcı bir şekilde ortaya çıkacaktır.[4]
Günümüzde dünyada kullanılan enerji kaynakları
sıralamasında Petrol %40 kullanımı ile birinci sırayı almaktadır. Petrolün %25
kullanım ile kömür, %20 ile doğalgaz ve% 7 ile nükleer enerji kaynakları takip
etmektedir. Hidroelektrik ise dünya enerji kullanımında % 2'lik bir Paya
sahiptir.[5]
2015 yılı
dünya petrol üretimi 91.2 milyon var indir bu üretimin yüzde 30'luk bölümü Ortadoğu'da
gerçekleşmiştir Ortadoğu bölgesi dünya Petrol rezervlerinin yüzde 47.7’lik
bölümüne sahiptir. Ortadoğu % 19.4 lük rezerve miktarı ile orta ve Güney
Amerika %13.7 ‘lük rezervi ile Kuzey Amerika takip etmektedir. Daha sonra
sırayla Avrasya % 8.4, Afrika% 7.6, Asya ve okyanusya günde 2.5 Avrupa %0.7
‘lik paya sahiptir.[6]
2013'te 53.3
yıl olan rezevr ömrü 2014 56.8 yıla çıkmıştır. Söz konusu rezerv bölgelere göre
dağılımı incelendiğinde Ortadoğu birinci, Orta ve Güney Amerika ikinci, Kuzey
Amerika ise üçüncü sırada yer almıştır. Önümüzdeki 10 yılda üretime geçilmesi
planlanan 200 milyon varil den büyük petrol rezervleri bulunmaktadır.[7]
1825’ten itibaren
Batılı büyük petrol şirketlerinin Musul ve çevresindeki petrol yatakları ve
Petrol alanları üzerinde imtiyaz elde etme mücadeleleri şirketler düzeyinden
çıkarak uyuduğunda bulundukları devletlerarası bir mücadeleye dönüşmüştür.
1871'de bölgenin zengin Petrol yataklarına sahip olduğu Mezopotamya'da araştırma
yapan bir Alman Uzmanlar Heyeti tarafından Osmanlı Devleti'ne bildirilmiştir.
bunun üzerine II.Abdülhamid 1888 ve 1898'de yayınladığı iki ayrı fermanda Musul
ve Bağdat vilayetlerinde ki petrol alanlarına Hazine-i Hassa’ya padişah
gelirlerinin toplandıgı özel hazine'ye bağlamıştır. Padişahın özel mülkü olarak
koruma altına alınan Musul bölge petrol üretmek isteyen devletleri hayal
kırıklığına uğratmıştır.[8]
Berlin-Bağdat
demiryolu yapımını üstlenen Almanların ağırlıkla temsil edildiği Anadolu
demiryolu şirketi 1888'de demiryolu hattının geçtiği arazide bulunabilecek
hammadde kaynaklarına çıkarma ve işletme yetkisini almıştır. 1904'te demiryolu
şirketi bu imtiyazlı Deutche Banka devretti.[9]
Ortadoğu Ülkeleri ve Petrol
Dünya’nın
fırtına merkezi olarak adlandırılan Ortadoğu'nun küresel çıkarların odak
noktası olmasının sebebi petrol alanlarına sahip olmasıdır. 1908'den itibaren sömürgecilik
orta seviye İyi geçmiş olan devletlerin yeni enerji kaynaklarına sahip olma
hırsı güç kazandı. Ortadoğu topraklarının Osmanlı İmparatorluğu'nun elinde
olması ve bu topraklar üzerinde büyük bir devletin çıkarlarının bulunması
kitlesel bir savaşın habercisiydi. 1914'te başlayan I.Dünya Savaşı dünya enerji
haritasını değiştirme isteğinde başlamış ve Osmanlı Devleti'nin tarafsız
kalmayacak kadar sıkıştırılmıştır.
Ortadoğu'da
çıkarılan Arap milliyetçiliği rüzgarı parçalanmayı hızlandırmıştır. I. Dünya
Savaşı devam ettiği yıllarda İngiltere ve Fransa arasında gizli yapılan Sykes-Picot antlaşması'na göre Suriye
Fransa'ya, Musul hariç Irak İngiltere'ye veriliyordu.
I. Dünya
Savaşı süresince ve sonrasında Irak petrolleri üzerinde politikalar kızıştı.
Petrol, dünya ekonomilerinde oynayacağı rolü İyi hesap eden İngiltere
kendisinde net Petrol ihracatçısı olması nedeniyle başlayarak olmak üzere
Ortadoğu petrollerinin denetimi altına almaya çalışıyordu.
Zamanının ve
geleceğin bu değerli kaynağı için, Birinci Dünya Savaşı’nın neticesinde kazanan
tarafta yer alan, İngiltere’nin dış işleri bakanı Lord Curzon 21 Kasım 1918’de
şöyle demekteydi: “Müttefikler zafere bir
petrol selinin üzerinde taşındılar… Petrol olmadan filonun harekatını,
birliklerin taşınmasını veya bir sürü patlayıcının imalatını nasıl
sağlayabilirlerdi.”[10]
Ortadoğudaki
petrolü eline geçiren İngiltere'ye karşı
Fransa ve ABD rahatsızlıklarını dile getirdiler. 1919'da İngilizler Musul ve
çevresinde Petrol aramalarda bulundular. Petrol aramak için eşit haklarının
sağlanmasını isteyen Amerikan hükümetinin baskısı yüzünden İngiltere bu
aramaları ara vermek zorunda kaldı.[11]
1920 San
Remo konferansı ile Arap Ortadoğu'nun Fransa ve İngiltere arasında nasıl
paylaşılacağı belirlendi. 1921'de İngiltere kendi mandası altında, Kuveyti’de
içine alacak şekilde Irak Devleti'nin kurdu bir yıl sonra Irak'taki İngiliz
yüksek komiseri Sır Pircy Cox Irak ve
Suriye Arabistan sınırlarını kesin olarak belirler ve Kuveyt’e 310 deniz sınırı
vererek yeni bir oluşumu gerçekleştirirken, Iırak’a sadece 36 millik, çoğu
bataklık olan bir deniz sahili bırakıldı. Sahip olduğu insan kaynakları
tarımsal ve Petrol potansiyelleri açısından Irak, gelecekte büyük ve güçlü bir
devlet olmaya adaydı ve bu durum İngilizlerin işine gelmiyordu. Bu yüzden
Kuveyt ayrılarak Irak'ın Petrol potansiyeli azaltıldı.[12]
Birinci
Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı idaresinden kopan Arap ortadoğusu İngiltere'nin
etkin liderliğinde İngiltere ve Fransa arasında paylaştırıldı. Her iki devletin
kontrolünde ve kendi çıkarlarına göre belirledikleri Ortadoğu'daki yeni
devletler ve bu devletlerin sınırlarının çizilmesindeki petrole dayalı sunulik
bölgede sonu gelmeyen karışıklıkları da beraberinde getirmiştir.[13]
I.Dünya Savaşı'nın ardından galip devletlerin bu müdahalesi sonucu bölge,
dünyanın en sıkıntılı yerlerinden biri haline geldi. Bu olayların ardından
Araplar bir Yahudi Devleti talebiyle ağır siyonist
baskı altında kaldı. Ayrıca bölge ülkelerinin yöneticileri ve halkları büyük
güçler tarafından birbirlerine karşı sistematik bir başkaldırma politikaları ve
provokasyonların maruz kaldı. Oluşturdukları gerilim ortamı ile sömürü
düzenlerinin temelini oluşturan bu devletler bölgenin en önemli tabii
zenginliği olan petrolü tamamen kendi kontrolleri altına aldılar. Bununla
yetinmeyerek kendi kontrollerinde ki idarecilerde oluşturdukları yapay devletleri
satılıkları silahlarla servetlerine servet katarken bölgeyi muazzam bir silah
deposuna çevirmeyi başardılar.[14]
I.Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan manda resimleri 2.
Dünya Savaşı öncesi zayıflamıştır Bu durumun sebeplerinden en önemlisi yönetime
elinde bulunduran İngiltere, Fransa gibi ülkelerin kendi ülkelerindeki
muhalefetle karşılaştılar. Diğer bir
nedenle Almanya ve İtalya'nın saldırgan tutumları mandater sistemi sıkıntıya
sokmuştur. Fransa, Lübnan ve Suriye'deki mandasını 1936'da kaldırmış, bu
ülkeler kısmen bağımsız olmuştur. İngiltere Filistin'den 1948'de Mısır'dan
1946'da Irak’tan 1930'da mandasını kaldırmıştır.
2. Dünya Savaşı Arap milliyetçiliğinin gelişmesinde
önemli bir rol oynadı. İngiltere ve Fransa gibi sömürgecilere karşı Arap
ülkelerinde bölgesel olarak ayrı ayrı görülen silahlı mücadelelerde Mısırlı,
Cezayirli veya Suriyeli yerel milliyetçilik yerine Arap oluşumuna bırakmıştır.
2.Dünya Savaşında İngiltere ve Fransa'nın tükenmiş bir
şekilde çıkmaları ve Sovyet Rusya'nın bu ülkelerin bıraktığı boşluğu doldurmak
için harekete geçmesi gibi nedenlerle o döneme kadar izolasyonist politika
uygulanmakta olan ABD bölgeye doğrudan müdahil olmaya başlamıştır. Özellikle
Soğuk Savaşın sona ermesiyle dünyadaki tek süper güç haline gelen ABD bölgenin
en önemli aktörü olmuştur. Yürüttüğü politikalarda bölgeye siyasetinin temel
belirleyicisi konumundadır[15].
Bu durum bölgenin Petrol kaynaklarını batıya karşı
daha etkin bir siyasi silah olarak kullanılmasının gündeme getirmiştir.
Özellikle petrol şirketlerinin neden olur bu fiyat düşüşleri yüzünden bölge
ülkelerinin Petrol gelirlerinden %10’a yakın bir azalma görülmektedir.[16]
İlk kriz 1951-1954 yılları arasındaki İngiltere
ile İran arasında petrol anlaşmazlığı
olmuştur. Bu anlaşmazlık yeni bir dönemi başlatmış ve Petrol şirketlerine karşı
üretici ülkelerin teşkilatlanmasını sağlamıştır. Bunun sonucu olarak ham petrol
fiyatlarındaki düşüşü durdurmak gayesiyle Venezuela'nın teklifi ile Bağdatta 10
Eylül 1960 tarihinde başlayan kongreye Venezuella, İran, Irak, Suudi Arabistan
ve kuveyt katıldı. Kongresi sonunda Petrol ihraç eden ülkeler Teşkilatı 14
Eylül 1960'ta kurulmuştur. Daha sonra OPEC’e Katar(1961), Libya(1962), Endonezya(1962),
Abudabi(1967), Cezayir(1967), Nijerya(1971), Ekvator(1972) ve yardımcı ülke
olarak Gabon(1973) da katılmıştır.[17]
1967 Arap-İsrail Savaşı'ndan sonra petrolün batıya ve özellikle
ABD’ye karşı bir siyasi silah olarak kullanılması düşüncesinin oluşması
sağlanmıştır.[18]
1968 ise OPEC üyeleri arasında bulunan Arap ülkeleri
milli bağları güçlendirerek üye ülkelerin çıkarlarını korumak petrolün dünya piyasasındaki
karlı fiyatlala sunulması için harcanan çabalar arasında birlik ve beraberliği
sağlamak ve üye ülkelerde sanayi yatırımlarını elverişli bir ortam meydana
getirmek amacıyla OAPEC adıyla Petrol üreten Arap ülkeleri adıyla bir birlik
kurmuştur.
1960'tan
itibaren üretim miktarındaki artışa bağlı olarak OPEC gelirleri artmıştır. Üyeler
arasındaki rekabet olmasına rağmen Arap ülkeleri kıtlık zamanlarında
birbirlerine yakınlaşıyorlardı. 1970'ten itibaren hemen bütün Ortadoğu
ülkelerinde Petrol şirketlerine el konulmaya hem millileştirme faaliyetleri başlanmıştır. 1967'de Araplar
İsrail'e karşı yenilgi alınca büyük toprak kaybına uğradıktan sonra petrolü
batıya ve özellikle ABD ye karşı kullanmaya karar verdi.
1973 Petrol Krizi
1973 Arap İsrail Savaşı sonrası Araplar batıya
Özellikle de ABD ye “Siz bizim
petrolümüzü seviyorsunuz fakat biz sizin dostunuz İsrail'i sevmiyoruz. Üstelik
petrolünün de o kadar bol değil. Siz çok uzun yıllar bizim petrolümüzün Fiyatını
istediğiniz gibi ayarladınız artık fiyat ayarlamasını biz yapacağız”
demişler ve 1973-74 yıllar arasında Petrol fiyatlarını 4 katına çıkması ile
dünya ekonomisi 1945 yılından sonraki en büyük krizi yaşamıştır. 1973 petrol krizi
doğrudan doğruya 1973 Arap-İsrail savaşının sonucu değildir. Bu savaş krizi
hızlandırmıştır.[19]
Krizin çıkması 1973 Ocak ayında varili 2.59
dolar olan Arap petrolü 1973 ekiminde 5.11 ve 1974 Ocak ayında ya da 11.65
dolara çıktı. Bu fiyat artışı Batı Avrupa'da ve Japonya'da da paniğe sebep oldu.
17 Ekim 1973’te
OPEC üyeleri Kuveyt'te toplandı ve İsrail'in işgal ettiği topraklardan
çekilinceye ve Filistin halkının meşru hakları iade edilinceye kadar Eylül 1973
esas alınarak ve 1 Ekim'den başlamak üzere Petrol üretiminin her ay %5 oranında
azaltılması kararı çıktı. Bazı ülkeler %5 yerine %10 uygulamaya karar verdi.
Petrol krizinin ortaya çıktığı ortamda İngiliz
sermayesinin sözcüsü The Ekonomist
dergisi bu durum karşısında sol kanattaki birtakım Arap politikasının satın
alınarak bu ülkelerde iş başına geçirilebilecekleri ihtimalinden değişik türden hükümet darbesinden söz
etmektedir. Yine bu dergiye göre ABD senatosu Dışişleri Komisyonu Başkanı Fulbright
şu benzetmeyi yapmıştır. “Arap Petrol ürettikleri askeri bakımından
önemsizdir; aslanların yaşadığı bir dünyada Araplar ancak ceylan sayılabilir.”[20]
OPEC’in
yaptırımları ABD'de çok etkili oldu. Halk benzin almak için saatlerce kuyrukta
beklemek zorunda kaldı. Petrol tüketimi %20 düştü. ABD başkanı Nİxon araçlar
üzerindeki hız limitini azaltmak zorunda kaldı. Yine bu olaylara ABD’yi İsrail'e
destek vermekten alı koymadı. ABD bu yıllarda Arap ülkeleri dışındaki OPEC ülkeleri
ile ilişkilerin arttırma yoluna gitti. Ayrıca petrole bağımlılığı düşürmek için
başka enerji kaynakları arama teşebbüsünde bulundu.
Petrol krizinin
tüm dünyayı etkileyen yani üç ay içinde Petrol fiyatlarının bir OPEC politikası
olarak %370 artırılmasıdır. OAPEC gerçekte etkin bir biçimde yürütülmeye ve
kısa zamanda son verilen ambargo politikasıyla yalnızca fiyatları kısa sürede
arttırabilmek için gerekli olan paniği yaratmıştır. Ambargo bu sürecin
hızlandırıcısı olmuştur.[21]
OAPEC’in
başarılı olmamasının en büyük sebebi petrol ihracatını kesmek yerine fiyat zam
koyarak ihraç etmesiydi. Bu şekilde Arapların ithal ettiği ürünlerde canlanmaya
başladı. Bu durum içinden çıkılmaz bir hal almaya doğru gitti. Diğer bir kritik
sebepte Arap ülkelerinin ortak bir de oturması yürütme başarısı gösterememesi
olmuştur.
1973 petrol
krizi kısa vadede etkili olmamasında süreç içerisinde küresel ekonomiyi
hareketlendirme açısından önemlidir. Özellikte ABD'nin ve diğer petrole bağımlı
devletlerinin orta doğuya bakış açısı değişmiştir. Endüstrileşmiş ülkeler
Petrol dışında diğer enerji kaynaklarını öğrenmişlerdir. Kriz dünyayı tasarruf
yönünden etkilemiştir.
D)
Krizin Türkiye’yi etkileri
1970 ile 1980 arasında Türkiye'de koalisyon
hükümetleri vardır. 1973 seçimlerde CHP genel başkanı Bülent Ecevit, Necmettin
Erbakan hükümeti kurdu. 1973 krizinde Petrol fiyatlarının 4 kat artışıyla şok
dalgası yerini dünya bunalımına bırakırken, Türkiye hızla genişleyen fiyat
artışları ivme kazanmış bir ekonominin baskıları altında bulunuyordu. Bu
ekonomik baskılara 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonucunda ABD'nin Türkiye’ye
uyguladığı askeri ambargo ve Batı dünyasının bir tür ekonomik ambargosu ile
siyasal tehditleri eklendi.
Bütün dünya
Petrol tasarrufuna yönelirken Türkiye Petrolü sübvansiyon vererek tüketimi
patlattı. Dış ticaret açığı 769 milyon dolardan 2.3 milyon dolara fırladı. Bütçe
303 milyon açık verdi. Hükümet bir döviz darboğazına girdi. Bu dar boğazı açmak
için dışarıdan yüksek faizli borçlar alınd.ı Irak'la anlaşma yapıldı. Türkiye ile Irak arasında yumurtalık-kerkük boru hattı inşaatına
başlandı.[22]
Türkiye ciddi
boyutlara ulaşan döviz ve ödemeler dengesi problemini çözmek için kredi arayışı
içine girmişken[23]
Suriye ve Irak hükümeti Fırat Nehri'nin kendilerine az su verildiğini iddia
etmişti. Türkiye'nin bankadan alacağı kredilerlede yeni barajları yapacağını ve
bu sebeple kendilerine su akıtılmayacağı gerekçesiyle Dünya Bankası'nın
Türkiye'ye verdiği krediler veto etmiştir.[24]
Türkiye'nin
dış borç rakamları ve batı Finans kuruluşlarına vadesiz dolar borçların
ödenmesinde zorluklar Türkiye'yi Arap kaynakları fonlar arama yönetmiştir. Türkiye İslam
Teşkilatı örgütü çerçevesinde Türkiye İslam Bankası'na katılarak önemli bir
adım atmıştır. Üye ülkelerin ekonomik kalkınmalarının ve sosyal gelişmelerine
katkıda bulunmak amacıyla İslam Kalkınma Bankasının kurulması 1973 Cidde’de
toplanan Maliye Bakanı Konferansı tarafından kararlaştırılmış ve banka 1975'te
resmen açılmıştır.[25]
Petrol
üreticisi zengin Arap ülkelerinden Türkiye'ye sermaye akışı 1970'li yıllarda
artmaya başlamış ve bu 1980’li yılların sonlarında 1 milyar doları bulmuştur.
1973 petrol
şokuna kadar Türkiye'den dış ticaretinde Arap ülkelerin yeri %3.5 geçmezken
Petrol fiyatlarının yükselmesi ve Irak-Iran Savaşı'nın etkisiyle bu ticaret hızla
artarak 1981'de %34’e çıkmıştır.[26]
Türkiye 1973 petrol krizinden sonra Arap ülkelerine yakınlaşmakla birlikte
ticaretin gelişmesi siyasetinde etkilemiştir. Başlangıçta ekonomik olan
birliktelik zamanında kültürel ve bilimsel konularida içermiştir.
Sonuç
Ortadoğu
gerçek dünyanın gerçek sorunu olarak 19.yüzyıldan itibaren tarihe kabus gibi
çökmüştür. Dünyada elde edilen petrolün dörtte birinden çoğunun Ortadoğu
bölgesinde çıkarılması ve bölgenin petrol rezervinin bütün öbür bölgelerden
daha zengin olması bölgeyi cazibe merkezi haline getirmiştir. Batı Avrupa'nın
gereksindiği petrolün çoğu Basra Körfezi ülkeleri ile İran, Irak ve Suudi
Arabistan'dan gelir.
1973'te
Ortadoğu petrol üreticilerinin petrol fiyatlarına yaptıkları zam, 1979'da
gerçekleşen İran Devrimi ve Eylül 1980'de başlayan İran-Irak Savaşı gibi siyasal
olaylar tüm dünyayı etkiledi.
Petrolün
hammade olarak geniş alanlarda kullanılması Ortadoğu ülkelerinin ekonomik ve
toplumsal evrimi üzerinde de etkili oldu. Sınırları içinde petrol çıkarılan
ülkeler ile petrolü olmayanlar ülkeler arasında büyük gelir farklılıkları
ortaya çıktı. Suudi Arabistan, Kuveyt gibi dünyanın gelir düzeyi açısından en
zengin ülkeleri ile en yoksul ve geri kalmış toplumları yan yana yaşar hale
geldi.
Ortadoğu'da
süregiden en büyük sorunun başlangıcı aslında İsrail Devleti'yle Filistin ve
komşu Arap devletleri arasındaki çatışmalardır. Araplar herzaman yaşadıkları
topraklarda İsrail Devleti'nin kurulmasına karşı çıktı. 1948’de İsrail
devletinin kurulmasıyla başlayan gerginlik savaşa yol açtı. 1956, 1967 ve
1973'te, başta Mısır ve Suriye olmak üzere, Arap ülkeleri ile İsrail arasında
üç savaş daha oldu
2.Dünya
Savaşı’ndan sonra İngiltere’nin, Ortadoğudaki hakimiyetini ABD’ye bırakmasıyla
Soğuk Savaş dönemi ABD ve Sovyetler Birliği arasında petrolü kontrol etme
açısından sorunlara neden oldu. 1950’li yıllarda bölgede meydana gelen devrimlele
Sovyetlerin etkisi artmıştır.
Ortadoğu ülkeleri
tarihsel süreç içinde pek çok büyük gücün ekonomik ve siyasi müdahalesine maruz
kalmışlardır. Ekonomik amaçlı bu siyasal müdahaleler Orta Doğu devletlerinin
siyasi açıdan gelişmelerini engellerken ellerinde bulundurdukları petrol
kaynaklarını da kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmelerine sebep olmuştur.
Türkiye de, 1973
petrol kriziyle artan petrol fiyatlarının büyük acısını çekmiştir. Petrol ihraç
eden Arap ülkeleri, bilhassa geri kalmış veya gelişmekte olan Müslüman ülkeler
için yeterli bir yardım programı da gerçekleştirmediklerinden, Batıyla birlikte
müslüman ülkeleride etkilenmiştir.
1973 petrol
krizi kısa vadede istenilen sonucu veremesede süreç içerisinde küresel
ekonomiyi hareketlendirme açısından önemlidir. Özellikte endüstrileşmiş ülkeler
Petrol dışında diğer enerji kaynaklarını öğrenmişlerdir. Kriz dünyayı tasarruf
yönünden etkilemiştir.
* Aytaç BOZKUYU,
Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi , İzmir
[3]
http://www.dunyaninilkleri.com/ilkler/dunyadaki-ilk-petrol.html görüntü tarihi 22.04.2017
[4] Gürbüz Vedat, Avrasya Dosyas›, Enerji Özel, Bahar 2003,
Cilt: 9, Say›: 1, ss. 133-168.
[5]
Gürbüz Vedat,
a.g.m, s134
[8]
Gürbüz Vedat,
a.g.m, s 139
[9]
Gürbüz Vedat,
a.g.m, s 139
[10] William Engdahl, Petrol Para İktidar,
İstanbul, Alfa Basım, 2008, s.43-49
[11]
Gürbüz Vedat,
a.g.m, s 142
[12]
Gürbüz Vedat,
a.g.m, s 142
[13]
Gürbüz Vedat,
a.g.m, s 144
[14]
Bernard Lewis,
Ortadoğu, İstanbul, 1996, s 267
[15] Kurt Selim, Tarih
Okulu Dergisi, Eylül 2014, yıl 7, sayı XIX, ss 167-196
[16] İlseven Nebil,
Petrol Sorunu”Ortadoğu Sorunları ve Türkiye TSESA Vakfı yay, Ankara 1991,s 85
[17]
Fahir
Armaoğlu, Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları (1948-1988), İş Bankası
yay., İstanbul, 1989, s.356.
[18] Fahir Armaoğlu,
20.yüzyıl Siyasi Tarihi (1914- 1980), C.1, İş Bankası yay., Ankara, 1991,
s.726.
[19] Yankı, sayı 469
14-20 ocak 1980 s 20
[20] İsmail Cem,
‘‘Petrol, Dünya ve Türkiye’’, Milliyet, 1 Aralık 1973.
[21] Şükrü Sina Gürel,
Orta Doğu Petrolünün Uluslararası Politikadaki Yeri, SBFD yay., Ankara, 1979,
s.222
[22]Sinestezi.wordpress.com
18.04.2017 görüntüsü
[23]Selim İlkin,
‘‘Türkiye’nin İslam Ülkeleriyle İktisadi İşbirliğini Artıma Girişimleri’’,
Türk-Arap İliş- kileri, Geçmişte, Bugün, Gelecekte, 1.Uluslararası Konferans
Bildirileri (18-22 Haziran 1979), Hacettepe Üniversitesi, Türkiye ve Orta Doğu
Araştırma Enstitüsü, Ankara, 1979, s.s.257-260.
[24] Yeşim Demir,
1960-1980 dönemi Türk-Arap ekonomik ilişkileri, ÇTTAD, VIII/18-19,
(2009/Bahar-Güz), s.s.209-227
[25] Ekmeleddin
İhsanoğlu, ‘‘Türkiye ve İslam Konferansı Teşkilatı’’, Yeni Türkiye, Y.1, S.3,
(MartNisan 1995), s.396.
[26]SOYSAL, İsmail,
‘‘Yakın Tarihin Işığında Türk-Arap İlişkileri (1970-1980)’’, İki Tarafın Bakış
Açısından Türk- Arap Münasebetleri, İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma
Merkezi, (IRCICA), İstanbul, 2000. s 239

Yorumlar
Yorum Gönder