Türklerin Bozkırdaki Çizgileri
Dev motiflerin en büyüğü 6,000 ila 10,000 yıl öncesine tarihlenen bir Neolitik yerleşimin yanında bulundu. Bu yer şekli, 101 tepeden oluşan dev bir kareden oluşuyor. Karenin karşı köşeleri de çapraz çizgilerle birleştirilmiş. Bu yer şekli Keops Piramidi’nden bile daha fazla bir alanı kaplıyor. Başka bir jeoglif ise her kolunda zigzaglar olan üç kollu bir svastikadan oluşuyor. Svastika’nın dört kolu, dört kozmik gücü (ateş, su, hava, toprak) simgelemekte. Kolları saat yönünde dönük olan svastika başarı, uğuru ve aydınlığı kolları ters yöne dönük şekli ise geceyi ve uğursuzluğu sembolize etmekte. En eski Svastika işareti M.Ö. 10.000 yılına ait bir fildişi üzerinde Ukrayna’da bulundu.
Kazak bir ekonomist ve arkeoloji meraklısı olan Dimitriy Dey, yer şekillerini, piramitlerle ilgili bir belgesel izledikten sonra, Kazakistan’da piramitler olabileceğini düşünerek Google Earth’te dolaşırken tesadüfen bulduğunu söylemişti. İlk olarak noktalarla yapılmış ve içinde çapraz çizgiler olan kare şeklini bulan Dey, başta bunun Sovyetler’den kalma bir tertibat olabileceğini düşündü. Fakat sonraki günlerde daha fazla jeoglif buldukça bu fikri değişti. 2012’de sayısı 19 iken şimdi 260’a ulaşan olan şekiller arasında tepeler, hendekler ve toprak setler bulunuyor.
Dey 2007 Ağustosu’nda da Kostanay Üniversitesi’nden 3 arkeologla birlikte en büyük jeoglifin (şimdiki adıyla Ushtogaysky Karesi) olduğu bölgeye gitmiş ve şöyle söylemiştir “Şekilleri yerden anlamak çok çok zor. Çizgiler ufuğa doğru gidiyor. Şeklin ne olduğunu anlayamazsınız” dese de tuhaf uzaylı teorilerini tamamen reddederek “Şekillerin havadan görülmek için yapıldığını düşünmüyorum.” diyor. Dey şekillerin Peru’daki Chankillo kuleleri ve Stonehenge gibi güneşi gözlemleme amaçlı olabileceğini söylüyor. “Şekiller güneşin hareketlerini izlemek için yapılan yatay gözlemevleri” olabilir diyen Dev “Herşey güneş kültüyle birbirine bağlı” diye ekliyor.
Turgay stepleri, av bölgesi arayan Taş Çağı avcı toplayıcılarının tercih ettiği zengin topraklardı. Dimitriy Dey’in araştırmaları daha eski olan şekillerin, bu bölgede MÖ 7000-MÖ 5000 yıllarında yaşayan Mahandzhar kültürüne ait olabileceğini gösteriyor. Fakat biliminsanları, göçebe bir toplumun bu kadar büyük boyutta toprak yapıları inşa etmek için gerekecek uzun süreler boyunca aynı yerde kalma olasılığna hayret ediyor. Günümüzde yaklaşık 1 metre yüksekliğinde 12 metre uzunluğunda, ilk inşa edilddiğinde ise 3 metre yüksekliğinde olan tepeleri ve toprak setleri inşa etmek için kereste kesmek, yerleştirmek, ve göl yatağı tortularını kazmak gerekiyordu.
Winnipeg Üniversitesi’nden arkolog Persis Clarkson, figürlerin Peru ve Şili’deki jeogliflere benzediğini ve göçebeler hakkındaki fikirleri değiştirdiğini söyledi. “Toplayıcıların bu kadar büyük boyutlu projeleri gerçekleştirmek için gereken fazla miktarda insanı bir araya getirebildiği düşüncesi, arkeologların büyük ölçekli insan organizasyonunun doğası ve zamanlamasını yeniden düşünmesine neden oldu.”
Figürlerden ikisini ziyaret eden Cambridge Üniversitesi’nden arkeolog Giedre Motuzaite Matuzeviciute, figürlerin inşası için gerçekten de büyük çabaların harcandığını söyledi. İstanbul’daki Avrupa Arkeologlar Derneği konferansında arkeologlar Andrey Logvin ve Irina Shevnina ile figürleri tanıtan Dr Matuzeviciute, bu figürleri “jeoglif” olarak adlandırmak konusunda şüpheci olduğunu çünkü jeoglifin “bir işlevi olan nesneleri değil sanatı tanımladığını” söyledi.
Şu ana kadar kazı yapılan iki tepede de, figürlerin inşası için kullanılan malzemeler dışına bir şey bulunamadı. Dimitriy Dey “Bunlar içinde eşyaların bulunduğu mezar ya da anıt mezarlar değildi, hiçbir şey bulamadık” dedi. Fakat yakınlarda, 6,000 ila 10,000 yıl öncesine tarihlenen bir Neolitik yerleşimde mızrak uçları ve başka buluntular keşfedildi.
Dr. Matuzeviciute yapı malzemeleri üzerinde optik uyarmalı lüminesans tekniği kullanarak tarihlendirme yaptı ve tepelerden birini MÖ 800 yılına tarihledi. Başka ön çalışmalar tarihi 8,000 yıl öncesine çekerken, tarihlendirmesi yapılan diğer malzemeler ise Orta Çağ’a tarihlendi.
Dimitri Dey “Bütün tepeleri kazamayız, bu ters teper. Bunun yerine Batı’daki gibi modern teknolojilere ihtiyacımız var” diyor. Dr Laporte, Peru Kültür Bakanlığı’nın örenyerlerini korumak ve haritalarını çıkarmak için yaptığına benzer şekilde, drone kullanımı seçeneğinin düşünüldüğünü söyledi. Fakat Dey, zamanın bir düşman olduğunu da hatırlatıyor. Dey, Koga Haçı adı verilen bir figürün, yerel yetkililere haber verildiği halde, yol yapım çalışmaları sırasında yok edildiğini anlatıyor.
Bu konuyu ilginç kılan hiç şüphesiz Göbeklitepe bağlantısıdır. Göbeklitepeyi Türkistan coğrafyasından bağımsız değerlendirmeyiz elbette. Hakkari, Erzurum hatta Ankara GüdülDEKİ KAYA RESİMLERİNİ düşününce Türklerin tarihin göbeğinde olduğunu anlamamak için kör olmak gerekiyor. Artık Türk tarihçileri ve araştırmacıları olarak tek bir amaca özgüllenerek tüm dünyanın özellikle batının ağzını açık bırakacak bilgileri toplayıp tüm dünyaya duyuralım. Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürkte muhtemelen bizden bunu isterdi.
Tarih Uzmanı/Etnolog
Ayşe Bursalı, "NASA Kazakistan’daki Gizemli Jeogliflerin Araştırılmasına Yardım Ediyor" adlı makalesi Ayşe Bursalı (Robert Kolej’de okuduktan sonra, Kanada-McGill Üniversitesi’nde Antropoloji ve Klasik Tarih bölümlerini bitirdi. Koç Üniversitesi’nde Tarihöncesi Arkeoloji alanında yüksek lisans yaptı. 2015-2017 yılları arasında İstanbul’daki Pera Müzesi’nde koleksiyon sorumlusu olarak görev yaptı. Şu anda A.B.D.’deki Notre Dame Üniversitesi’nde doktora yapıyor.)
(Görsel: Digitalglobe, via NASA) Turgay Svastikası her kolunda zigzaglar olan üç kollu bir svastikadan oluşuyor.
(Görsel: Digitalglobe, via NASA)



Yorumlar
Yorum Gönder