Kadirli Mecidiye (Abilisli) Köyü



Kadirli Mecidiye (Abilisli) Köyü

Kadirli (Flaviopolis) ve Anazarbos antik kenti ekseninde, Savrun Çayı boyunca uzanan stratejik geçit noktasında yer alan Abilisli; Hititlerden Doğu Roma’ya, Dulkadirli Beyliği’nden Osmanlı’ya kadar Çukurova’yı Doğu Anadolu’ya bağlayan askerî ve ticari koridorun kilit yerleşimlerinden biridir.

Yerleşimin bilinen en eski adı olan Abilisli, Doğu Akdeniz Türkmen terminolojisinde ve Arapça/Türkçe mülhem köklerde "muktedir olmak, çetin doğa şartlarına güç yetirmek, başarmak" anlamına gelmektedir. Çukurova’nın bataklık, nem ve iklimsel zorluklarına karşı ayakta kalan Türkmen iradesini simgeler.

1853-1856 Kırım Harbi (Sivastopol Kuşatması) sonrasında Rus baskısından kaçarak Osmanlı Devleti’ne sığınan Kırım Tatarlarının bölgeye yerleştirilmesiyle; Sultan Abdülmecid’e şükran ve bağlılığın bir ifadesi olarak yerleşimin adı devlet eliyle "Mecidiye" şeklinde mühürlenmiştir.

Kadirli Mecidiye (Abilisli) Köyü, Kırım'ın kederli muhacereti ile Pınarbaşı'nın soylu Avşar duruşunun birleştiği stratejik bir düğüm noktasıdır. Köyün eski adı olan Abilisli, muktedir olmak ve becerebilmek kökünden mülhemdir. Bu isim, bölgenin zorlu doğasında tutunmayı başaran Türkmen iradesini temsil etmektedir. 1859-1860 yıllarında Sultan Abdülmecid’in fermanıyla Kırım’dan gelen kardeşlerimizin buraya yerleştirilmesiyle köy, hünkâra olan bağlılığın bir nişanesi olarak Mecidiye adıyla mühürlenmiştir.

Mecidiye Avşarlarının ataları olan Koca Nallı oymağı, Başbakanlık Osmanlı Arşivi kayıtlarında  Yörükân-ı Maraş içerisinde askeri disiplini ve geniş hayvan varlığı ile dikkat çeken müstakil bir Nadir Şah Bölüğü olarak tescil edilmiştir. Bu durum, köyün Avşar damarının askeri ve idari asaletini ispatlamaktadır. Mecidiye’deki Avşar varlığı rastgele bir iskân değil, doğrudan Nadir Şah silsilesine ve meşhur dokuz Avşar bölüğüne dayanan asil bir damardır. Mecidiye Avşarlarının ana çıkış noktası olan Çörekdere; Pınarbaşı, Tomarza ve Sarız hattındaki büyük Avşar konfederasyonunun stratejik bir koludur.

Kocanallı sülalesi, 1845 Temettuat ve Tapu Tahrir kayıtlarında Pınarbaşı ve Sarız’daki ana gövdeyle olan bağını hukuki süreklilik üzerinden korumuştur. Sarız (Kemere) ve Pınarbaşı (Yalak) mahkeme kayıtlarında, Mecidiye’ye inen Kocanallı kollarının yukarıdaki ata toprakları üzerindeki haklarını korumak için vekiller tayin ettikleri görülmektedir. Özellikle 1870'li yıllara ait mülkiyet yazışmalarında Kars-ı Maraş sakinlerinden Kocanallı-zade ibaresiyle, yukarıdaki yaylak ve tarlalardan gelen gelir paylarının aşağıya transfer edildiği belgelenmiştir. Arşivdeki Mer'a ve Yaylak Nizaları defterlerinde, Mecidiye’deki Kocanallıların Sarız’daki akrabalarıyla birlikte bu yaylakları savunmak için ortak Arz-ı Mahzar sundukları da kayıtlıdır.

1853-1856 Kırım Harbi sonrası yaşanan büyük trajedi ve Sivastopol Kuşatması sonrası Rus baskısından kaçış, Mecidiye'de yeni bir hayatın tohumlarını atmıştır. Kırım Harbi sonrası gelen ve Mecidiye’yi kuran Tatar sülalelerinin iskân süreçleri, Muhacirîn Komisyonu Maruzatı ve İskân-ı Muhacirîn Defterleri kayıtlarında hane hane işlenmiştir. 1860 tarihli belgelerde, Ceyhan (Yarsuvat) bölgesine yerleştirilen ancak iklim uyumsuzluğu ve bataklık sorunları yaşayan Kırım Tatar hanelerinin Abilisli mevkiine nakli emredilmiştir.

Sultan Abdülmecid’in fermanıyla bu ailelere hane başı çiftlik takımı (pulluk, boyunduruk) ve kışlık iaşe için zahire yardımı yapıldığı, defterlerdeki mühürlü makbuzlar ile sabittir. Bu ailelere verilen araziler bugün Mecidiye köyünün çekirdek mülkiyetini oluşturmaktadır. Ceyhan bölgesine yerleşen Tatar gruplarının bir kolunun Abilisli'ye yönelmesi, köyün sosyo-kültürel dokusunu kökten değiştirmiştir. Cengiz Orhonlu’nun tasniflerinde bu hareket, devletin doğrudan desteğiyle gerçekleşen planlı bir Muhacirîn İskânı örneği olarak geçer.

Köyün Kırım Tatar damarını oluşturan temel iki sülaleden birincisi Çakmak sülalesidir. Çakmak sülalesi, Kırım’ın kalbi ve Giray Hanlığı’nın payitahtı olan Bahçesaray kökenlidir. Çakmak lakabı, Kırım’da ateşli silah mekanizması yapan veya bu işin ticaretini yöneten zanaatkâr ve askeri bir sınıfa (Tüfekçiler) işaret eder. 1859-1860 yıllarında Köstence veya Varna limanları üzerinden deniz yoluyla İstanbul’a, oradan da Mürur Tezkeresi ile Mersin ve İskenderun limanlarına ulaşmışlardır. Ceyhan’daki zorlu şartlar sonrası Koca Nallı Avşarlarının yanına, daha yüksek ve havadar olan Mecidiye'ye geçmişlerdir.

İkinci ana damar olan Mullaoğlu sülalesi ise Kırım’ın idari ve dini merkezi olan Akmescit (Simferopol) kökenlidir. Kırım Türkleri arasında ilmiye (ulema) sınıfına mensup olan bu sülale, Akmescit civarındaki medrese ve cami vakıflarıyla bağlantılıdır. 1860 göçü sırasında sülale reisi olan Mulla Abdülkerim Efendi ve mahdumlarının liderliğinde hicret etmişlerdir. Mecidiye’ye geldiklerinde köyün dini ve sosyal rehberliğini üstlenmişlerdir. Osmanlı Arşivi kayıtlarında (İ.MMS), Akmescit’ten gelen Mullaoğlu ailesine devlet eliyle tohumluk ve arazi tahsis edildiği belgelenmiştir.

Bu iki sülalenin varlığı; Kırım'dan ayrılırken alınan pasaport niteliğindeki belgeler, İskân-ı Muhacirîn Defterleri (BOA, A.MKT.MHM) ve Sultan Abdülmecid tarafından verilen temellük (mülkiyet) senetleriyle sabittir. Mecidiye’deki Çakmak sülalesi zanaatkâr ve teknik damarı, Mullaoğlu sülalesi ise irfan ve hukuk damarını temsil eder. Bu iki Tatar kolunun Koca Nallı Avşarlarının askeri ve alp geleneğiyle birleşmesi, Mecidiye’yi Kadirli’de Osmanlı modelinin küçük bir örneği haline getirmiştir.

Köyde günümüzde mukim olan Çakmak, Ergün, Köse, Karabulut, Coşgun, Mullaoğlu ve Aktaş aileleri; hem Koca Nallı Avşarlarının hem de Kırım Tatarlarının günümüzdeki genetik ve kültürel mirasçılarıdır. Antropolojik açıdan Tatar fiziksel özellikleri ile Avşar fenotipinin bu köyde özgün bir sentez oluşturduğu görülür. Köy ağzında Kırım Türkçesinden kalan tarım ve mutfak terimleri ile Avşar ağzının fonetik yapısı iç içe geçmiştir. Kesikkeli köyü ile olan komşuluk ise sülale düzeyinde Kocanallı asabiyeti üzerinden güçlü bir akrabalık bağı oluşturmuştur. Kırım’dan ayrılan ailelerin Köstence ve Varna limanları üzerinden deniz yoluyla Payas, Mersin ve İskenderun limanlarına ulaşmaları; oradan Osmanlı gümrük onaylı Mürur Tezkereleri ile Ceyhan ve müteakiben Abilisli’ye sevk edilmeleri, devlet kanadındaki iskân kayıtlarını perçinlemektedir.

Kadirli’nin 7 Mart 1920’de düşman işgalinden kurtarılması sürecinde Mecidiye köyü; konum itibarıyla Savrun müfrezelerine, Kadirli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne ve lokal milis güçlerine ikmal, lojistik ve binek hayvanı sağlayan güvenli bir dağ-ova geçiş üssü işlevi görmüştür.

1962 yılında yaşanan büyük sel felaketi, Mecidiye’nin yerleşim mimarisini değiştirmiş ve köy daha güvenli bir noktaya taşınmıştır. Mecidiye, Kadirli'de Tatar çiböreği ile Avşar bozlağının aynı sofrada buluştuğu nadir kültür merkezlerindendir. Kayseri-Yalak ve Eskişehir-Alpu hattı ile olan doğrudan bağ, köyün tarihsel ve antropolojik ağırlığını mühürlemektedir. Mecidiye (Abilisli), Avşarlar için ekonomik bir açılım ve kışlak merkezi, Tatarlar için ise yeni bir vatan ve güvenlik kalesi olmuştur. Kocanallıların Pınarbaşı'ndaki tapu senetleri ile Tatarların Kırım'daki hürriyet belgeleri bu köyün toprağında birleşmiştir.

Belgeler:







1. Belge, 1853-1856 Kırım Harbi ve müteakip göçler sonrasında Osmanlı topraklarına gelen Kırım Muhacirlerinin iskânı, iaşesi, hareket izinleri (mürur tezkeresi/seyahat durumları) ve başkente (Dersaadet / İstanbul) gelen muhacirlerin geldikleri iskân mahalline (veya tayin edilen yeni iskân bölgesine) nakil/yardım süreçleri ile ilgilidir. Belgede doğrudan "Kırım Muhacirîni", "Mecidiye" ve "Muhacirîn Komisyonu" ibareleri açıkça yer almaktadır.

Kırım'dan hicret eden muhacirlerin devlet tarafından gösterilen iskân mahallinde (veya geçici bölgede) kalmayıp Dersaadet'e (İstanbul'a) geldikleri veya dükkân/ticaret işleriyle uğraştıkları tescil edilmiş; Muhacirîn Komisyonu'nun maruzatı üzerine bu kişilerin mağdur edilmeden yerleştirilmesi, kendilerine iaşe/yardım (imdat) olunması ve ilgili eyalet/vilayet makamlarına bildirilmesi amacıyla kaleme alınmıştır.

Belgede geçen "Kırım muhacirîninden olup Mecidiye..." ve "Muhacirîn Komisyonu maruzatı" ifadeleri; araştırmalarımızda yer alan 1859-1860 Sultan Abdülmecid dönemi Kırım muhacir iskânını ve köye verilen "Mecidiye" isminin bürokratik mekanizmasını tam olarak yansıtmaktadır.Belge (Şaban 1277 / 1861 tarihli), tam da 1859-1860 yıllarında Sivastopol Kuşatması sonrasında Ceyhan (Yarsuvat) üzerinden Abilisli (Mecidiye) mevkiine yönlendirilen Çakmak ve Mullaoğlu sülalelerinin göç dalgasıyla uyumludur.

2. Belge


"Mecidiye kasabasında meskûn Kırım muhacirlerinden Kurt Ali'nin pasaportunun yenilenmesi ve Osmanlı topraklarına hicret etmek isteyen akrabalarına Rus yetkililerce zorluk çıkarıldığı hususunda Muhacirîn Komisyonu'ndan Hariciye Müsteşarlığı'na gönderilen tezkire. (Dahiliye: Muhaceret) | M-18-01-1865"

Bu kayıt, 1865 yılı itibarıyla "Mecidiye" adını taşıyan yerleşimin Kırım Tatarları tarafından resmen mesken tutulduğunu ve devlet kayıtlarında Kırım muhacirlerinin ikametgahı olarak geçtiğini doğrulamaktadır.

3. Belge



Paylaştığınız beş yeni görsel, T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi Sadaret Mektubî Kalemi Umum Vilâyet Evrakı (BOA, A.}MKT.UM 377/26-2) fonunda kayıtlı, Kırım’dan gelip Osmanlı ülkesine sığınan muhacirlerin iskânı, idaresi ve durumlarını içeren son derece kıymetli resmî arşiv belgelerinden oluşmaktadır.Kırım’ın Akmescit ve Bahçesaray şehirlerinden Kırım Harbi (1853-1856) sonrasında Dersaadet’e (İstanbul) gelen, oradan deniz yolu (sefinede) ile Adana/Çukurova bölgesine sevk edilip Mecidiye mevkiine yerleştirilen Kırım muhacirlerinin hane reisleri, aile fertleri, harcırah/yol yardımı talepleri ve arazi tahsisi arzuhalidir.Muhacirlerin yolculuk sırasında ve yerleştikleri yeni iskân mahallinde (Mecidiye) yaşadıkları sıkıntıları, çiftçilik/tarım yapabilmeleri için gerekli arazi ve iaşe desteğini Sadaret (Başbakanlık) makamına iletmek, isim kütüklerini devlete tescil ettirmek amacıyla kaleme alınmıştır.köyün Kırım Tatar damarını oluşturduğunu belirttiğimiz Mullaoğlu (Mulla Abdülkerim Efendi ve mahdumları) ve Çakmak (Çakmak-zâde) sülaleleri ile Avşar/yerli damarı oluşturan Koca Nallı / Kurt Ali isimleri resmî devlet belgesinin isim kütüğünde  açıkça yer almaktadır.Belge metninde muhacirlerin geldikleri yerler doğrudan Kırım Hanlığı’nın idari ve dini merkezleri olan Bahçesaray ve Akmescit (Simferopol) olarak tescil edilmiştir. Bu durum, araştırmamızdaki köken tezini arşivsel olarak kesinleştirir.Belgede yer alan "Mecidiye karyesinde/mevkiinde mukim" ibaresi ve arazi/zahire yardımı talepleri, Sultan Abdülmecid’in fermanıyla yapılan planlı Muhacirîn İskânını ve köye bu tarihte "Mecidiye" adının verildiğini tesciller.

Kırım’dan gelen muhacirlerin isimlerinin yanında "Koca Nallı-zâde" (Koca Nallı oğlu/soyundan) ibaresi yer alır.Osmanlı bürokrasisinde bir bölgeye dışarıdan muhacir yerleştirilirken, yerleşimin yerli garantörü, mihmandarı veya kethüdası (aşiret reisi/ağası) belgenin başına "kefil / rehber" olarak kaydolunurdu.Koca Nallı oymağı Kırım’dan gelmemiştir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki 1563 tarihli Maraş Tahrir Defteri (BOA, TD 387) kayıtlarında Koca Nallı oymağı, Kırım göçünden yaklaşık 300 yıl önce Çukurova ve Yörükân-ı Maraş bölgesinde tescilli müstakil bir Avşar/Türkmen cemaatidir.

Ayrıca 1845 Temettuat Defterleri'nde (ML.VRD.TMT), Kırım Harbi'nden (1853-1856) yıllar önce Abilisli (Mecidiye) mevkiindeki mülk sahipleri Koca Nallı Avşarları olarak kayıtlıdır.1859-1860 yıllarında Kırım Tatarları (Çakmak ve Mullaoğlu sülaleleri) Ceyhan bataklığından alınıp Abilisli mevkiine getirildiğinde, arazinin kadim sahibi ve yerel ev sahibi olan Koca Nallı Avşarları ile bir araya gelmişlerdir.

Devlet, Kırım’dan gelen muhacirlere (Mulla Abdülkerim, Çakmak-zâde vb.) yer gösterirken, bölgenin köklü yerlisi olan Koca Nallı-zâdeleri idari muhatap almıştır. Nitekim belgedeki listede Hem Kırım’dan gelen Bahçesaray ve Akmescitli Tatarlar hem de onları karşılayan/yerleşmelerine rehberlik eden yerli Koca Nallı kolları aynı arazi ve iskân mazbatasında yan yana tescil edilmiştir.

Koca Nallı oymağı Kırım muhaciri değil, 16. yüzyıldan beri o toprakta olan yerli Avşar/Türkmen damarıdır. Kırım’dan gelen Çakmak ve Mullaoğlu sülaleleri Mecidiye’ye indiğinde Koca Nallılarla komşu ve akraba olmuş, devlet kayıtlarında da iki grup aynı iskân evrakında buluşmuştur.

Belgede geçen isimler

Koca Nallı zâde... / Kurt Ali

Seyyid Ahmed / Zevcesi Zehra / Kerimesi Âmine

Seyyid Mehmed / Zevcesi Zinet / Kerimesi Dilber

Mulla Abdülkerim / Zevcesi Fatma / Mahdumu Ali

Çakmak-zâde... / Zevcesi Hadice / Kerimesi Ayşe

Mustafa... / Zevcesi Meryem


Aytaç Bozkuyu

Tarih Bilim Uzmanı/Etnolog

Kaynakça

Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Bab-ı Âli Evrak Odası, Sadaret Mektubî Mühimme Kalemi Defterleri (A.MKT.MHM), Dosya/Defter No: 1860 Yılı Muhacirîn İskân Kayıtları.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), İrade Meclis-i Mahsusa (İ.MMS), Akmescit ve Bahçesaray Muhacirlerinin Tahsisat ve İskân Fermanları (1859-1860).

Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Maliye Varidat Temettüat Defterleri (ML.VRD.TMT), Kars-ı Maraş ve Kadirli Sancağı Hane ve Mülk Sayım Defterleri (1845).

Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Tapu Tahrir Defterleri (TD), Defter No: 387, Yörükân-ı Maraş ve Koca Nallı Avşarları Tescil Kayıtları (1563).

Maliye Nezareti Muhacirîn Komisyonu Maruzatı Defterleri, Ceyhan (Yarsuvat) ve Abilisli Mevkii Muhacir Nakil ve İaşe Makbuzları (1860).

Sarız, Pınarbaşı (Yalak), Tomarza ve Kadirli Şeriye Sicilleri Defterleri, Mer'a, Yaylak Nizaları ve Hisse-i Akraba İcar/Mülkiyet Yazışmaları (1845-1875).

Orhonlu, Cengiz. Osmanlı İmparatorluğu'nda Aşiretlerin İskânı. İstanbul: Eren Yayıncılık, 1987.

Ramsay, William Mitchell. Anadolu'nun Tarihi Coğrafyası. Çeviren: Mihri Pektaş. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1960.


Yorumlar

Popüler Yayınlar