Andırın Akgümüş (Bunduk) Köyü


Andırın Akgümüş (Bunduk) Köyü

Resmi mülki kayıtlarda ve saha araştırmalarında; bugün Kahramanmaraş ilinin Andırın ilçesine bağlı olan Akgümüş köyünün eski adının Bunduk (veya halk ağzında Bunduköy) olduğu sabittir. Bunduk kelimesi Arapça han/konukevi anlamına gelen Funduk kelimesinden Türkçeye geçmiştir. 

Coğrafi olarak stratejik bir geçit (Geben/Gaban) üzerinde bulunan bu köyde tarihsel bir hanın/konukevinin bulunması köye adını vermiştir. Halihazırda Süryani Kilisesi kroniklerine (özellikle Antakyalı Süryani Patrikleri Tarihi kayıtlarına) göre, 1004 (veya bazı kaynaklarda 1005) yılında, dönemin Malatya Metropoliti olan Yuhannis (John), bu bölgedeki (Geben-Andırın hattındaki) sınır kalelerinden birinde veya "Bonduqa" denilen bu konukevi/manastır yerleşiminde patrik seçilmiştir. Bu veri, köyün 11. yüzyıl başındaki erken dönem Bizans-Ermeni-Süryanilerin dinsel olarak ziyaret ettikleri yer olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Yerleşim, tarihsel olarak ormanlık ve engebeli bir coğrafyada kurulmuş, konar-göçer unsurların iskan sahalarından biri olmuştur.

Akgümüş (Bunduk) köyünün hemen kuzey sınırını belirleyen ve tarihsel olarak köy ahalisinin yaylak-kışlak hattını oluşturan Geben bölgesi, Bizans ve Ermeni dönemi kroniklerinde doğrudan "Gaban" (Kapan / Geçit yeri) olarak tescil edilmiştir. Bunduk yerleşimi, antik dönemde İç Anadolu’yu (Kapadokya) Akdeniz’e (Kilikya) bağlayan en sarp ve stratejik geçit kavşağının güney salkımında yer alır.

Köyün sosyo-ekonomik hinterlandını kontrol eden en yakın Bizans askeri istihkâmı Geben Kalesi'dir. Kültür Bakanlığı tescil fişleri ve yüzey araştırmalarına göre kale; kesme ve moloz taştan inşa edilmiş, Bizans döneminde aktif kışla ve sarnıç mekanizmasıyla donatılmıştır. Bu kale, Bizans-İslam sınırı (Avasım hattı) döneminde Maraş ile Suriye arasındaki askeri haberleşmeyi/işaret fişeği zincirini sağlayan 13 öncü kaleden biridir. Bizans’ın bölgedeki hâkimiyetini kaybetmesi ve Kilikya Ermeni Baronluğu döneminde, Bunduköy ve çevresindeki sarp ovalar tamamen dağlık sığınma ve tarım alanı olarak kullanılmıştır.

Bölge, M.Ö. 8. yüzyılda Asur egemenliğine girmiş, ardından sırasıyla M.Ö. 522-486 yıllarında Pers İmparatorluğu, M.Ö. 333-312 yıllarında Büyük İskender ve sonrasında Selefkîler tarafından idare edilmiştir. M.Ö. 12 yılında Romalıların eline geçen Çukurova ve hinterlandı, Roma ile Sasani İmparatorluğu arasındaki güç dengesinde zaman zaman el değiştirmiş, 642 yılında ise Emeviler’in kontrolüne geçmiştir. 965 yılında Çukurova bölgesiyle birlikte yeniden Doğu Roma (Bizans) egemenliğine giren bu sarp ve dağlık havza, 1083 yılında Anadolu Fatihi Süleyman Şah zamanında Türk hâkimiyetine sokulmuştur. Ancak Haçlı Seferleri sırasında bölgedeki siyasi boşluktan faydalanan Ermeniler tarafından işgal edilmiş ve Kilikya Ermeni Baronluğu döneminde korunaklı bir sığınma coğrafyası olarak kullanılmıştır. Bölgedeki Türkmen nüfusun kalıcı omurgası, Moğol istilasının önünden kaçarak Memlûk idaresiyle birlikte hareket eden ve 1353 yılında Ramazanoğulları Beyliği'ni kuran Üçok koluna mensup kitlelerin yerleşimiyle şekillenmiştir. Yavuz Sultan Selim'in 1516 yılındaki Mısır seferi sırasında Osmanlı İmparatorluğu'na katılan bu topraklarda, Kınık ve çevre nahiyelerin boy beyi olarak Göçerioğlu Hamza Bey kayıtlara geçmiştir.

Bölge, 14. yüzyıldan itibaren Selçuklu’nun çöküşüyle birlikte Dulkadiroğulları Beyliği’nin nüfuz alanına girmiştir. Andırın ve Bunduk havalisindeki stratejik geçitlerin güvenliği için Oğuzların Üçok koluna mensup Bayat, Afşar ve özellikle Bozdoğan Türkmenleri bölgeye sistemli olarak yerleşmeye başlamıştır. Andırın Akgümüş (Bunduk) köyünün asıl ve kurucu nüfus tabanı, yukarıdaki oturumlarımızda Osmanlı Nüfus Defterleri ve iskân kayıtlarıyla ispatladığımız üzere Bozdoğan Türkmen oymağı ile bölgeye yerleşen Afşar ve Tecirli Türkmen kollarıdır.

16. yüzyıl Osmanlı arşiv vesikalarına göre, Andırın ve dâhilî nahiyelerin demografik yapısı konar-göçer cemaatlerin hareketliliğiyle şekillenmiştir. 1564 tarihli cemaat defterinde Kars-ı Maraş livasına tabi Savrun, Sunbas, Çokak ve Kınık nahiyelerindeki Yörük toplulukları listelenmiştir. H-09-11-979 (M-1572) tarihli kayıtlarda ise Üzeyr sancağı beyi İskender'in Kınık ve Üzeyr kadılıkları dâhilinde halka angarya uyguladığına dair şikayetler incelenerek Duacıoğlu Kurd Çavuş görevlendirilmiştir. Safevi (Kızılbaş) baskısından kaçarak Devlet-i Aliyye'ye sığınan ve Kınık nahiyesi ile çevre yaylaklara yerleştirilen Ulus taifesi ile diğer aşiretlerin vergiden muaf tutulması ve mirmiran ile subaşılar tarafından rahatsız edilmemesi için H-01-04-1046 (M-1636) ve H-01-01-1047 (M-1637) tarihlerinde Adana Beylerbeyi Cafer Paşa ile Diyarbekir, Erzurum ve Van valilerine peş peşe emirler gönderilmiştir.

19.yüzyılda (özellikle Fırka-i İslahiye öncesinde) yazın Binboğa ve Göksun yaylalarına çıkan Avşar Aşireti unsurlarının Bunduk/Geben ovasındaki yerleşik ziraat ehlinden haraç (hasalet) alması ve mahsulleri çiğnemesi üzerine, Osmanlı askeri idaresi tarımsal üretimi korumak amacıyla Haldır Beli ve Meyre geçitlerine jandarma karakol kışlaları inşa etmek zorunda kalmıştır. Avşarların kışın Çukurova’ya (Çurla/Ceyhan/Anavarza hattı) inip, yazın Binboğa ve Göksun yaylalarına çıkması ve bu geçiş esnasında Geben/Bunduk gibi yerleşik köylerin ekinlerini (hasalet/haraç adı altında) alması, Osmanlı’nın Cevdet Paşa ve Derviş Paşa komutasındaki Fırka-i İslahiye’yi bölgeye göndermesinin en temel tarihî sebebidir.

Arşiv kayıtlarında, aşiretlerin yerleşik ahaliye zarar vermesini engellemek amacıyla Andırın, Geben, Çokak ve Hassa hatlarına "Karakol Kışlaları" yapıldığı ve buralara nizamiye askerleri yerleştirildiği sabittir. Anlatıdaki "askerlerin baharda aşireti Meyveltir belinden yaylaya aşırması" faaliyeti, Osmanlı askeri stratejisinde "Derbentçi/Menzilci Karakol" mantığıyla birebir örtüşmektedir. 1692 tarihli belgelerde aşiretlerin Rakka'ya iskanı esnasında yollardan kaçmalarını önlemek üzere Sis ve Kınık derbendçileri uyarılmıştır

1706) tarihinde Kınık ve Berendi kazalarında iskan edilen İfraz-ı Zülkadriye Türkmenlerinin yol kesmesi üzerine askeri tedbirler alınmış, 1708-1714 tarihlerinde ise ziraati bırakıp şekavete başlayan Karahasanlı, Sakallı ve Tacirlü cemaatlerinin mal ve eşyalarının ahaliye iade edilerek Rakka'ya sürgün edilmeleri kararlaştırılmıştır.

Bölgede bulunan Ayanların (Bayazıtoğulları) ve karakol askerlerinin zamanla yerel halktan resmi vergiler haricinde ayni (et, süt, yağ) talep etmesi, yerel hafızada "haraç krizlerine" ve devlet kışlasının basılarak yakılmasına kadar varan mikro-isyan dalgalarına yol açmıştır. Beyazıtoğulları (Bayazıtoğulları): Maraş’ın en köklü ve güçlü ayan/bey sülalelerinden biridir. Sülaleden pek çok isim Osmanlı döneminde "Paşa" ve "Mutasarrıf" unvanıyla bölgeyi yönetmiştir. Anlatıdaki "Osman Paşa", sülalenin Andırın ve Geben bölgesinde mülk edinen nüfuzlu kollarından biridir. Devletin koruma amaçlı gönderdiği askerlerin veya ayanların zamanla ahali üzerinde angarya ve haksız vergi (anlatıdaki et, süt, yağın haraca dönmesi) oluşturması üzerine yerel ahalinin isyan etmesi sıkça rastlanan bir durumdur. Sisne'deki Dede isimli önderin kışlayı kuşatması, askerleri çekilmeye zorlaması ve kışlayı yakması, bölgedeki "ayan-ahali çatışmasının" kanıtıdır. Osmanlı idari yapısı, yerel ayanların (Bayazıtoğulları) haksız vergi toplamasına karşı halkı örgütleyip devletin nizamiye kışlasını yakan kişileri rapor ederken "Halk Önderi" ifadesini kullanmaz. Bu tür figürler arşiv belgelerine doğrudan "şaki" (asi/haydut) veya "müfsid" (bozguncu) olarak kaydedilir.

1899 "Maraş sancağı Andırın kazasında Maraşlı Süleyman Paşa veresesiyle kura-yı malume (bilinen köyler) ahalisi arasında itilaflı olan arazi hakkında." adı geçen ve Andırın kazası köylüleri (Akgümüş/Bunduk dahil) ile büyük bir arazi ihtilafı yaşayan Maraşlı Süleyman Paşa, bölgenin en köklü ve güçlü ayan sülalesi olan Bayazıtoğulları (Bayazıtlılar) ailesine mensup çok önemli bir tarihi kişidir. Maraşlı Süleyman Paşa Eski Maraş Valisi Vezir Kalender Paşa’nın yeğenidir. Aile, Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren Maraş ve Çukurova bölgesinde devlet adına askeri ve idari görevler yürüten, zamanla bölgenin en büyük "Toprak Aristokrasisini" ve ayanlığını oluşturan Bayazıtoğulları sülalesidir. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde Beyazıtoğulları gibi ailelerin İstanbul'da bürokraside yer alması (katiplik vb.) ve mülklerin gayrimüslim tebaaya senetle, borç karşılığı veya feragatle devredilmesi ya da intikal ettirilmesi hukuken mümkündür.

Maraşlı Süleyman Paşa 1830’lu yıllarda (özellikle 1834-1839 yılları arasında) Maraş Beylerbeyi (Valisi) olarak görev yapmıştır. 1837 yılında kendisine Sivas Ferikliği (Korgenerallik rütbesiyle ordu komutanlığı) unvanı ve devlet nişanı tevcih edilmiştir. Valiliği döneminde, aktardığınız yerel anlatıyla birebir örtüşecek şekilde, yerleşik ahaliye zarar veren Afşar Aşireti ve diğer konar-göçer unsurların "silah kullanılmadan, sulh ve nizamla kontrol altına alınması" yönünde İstanbul’a (Sadaret’e) resmi tahriratlar göndermiştir. Süleyman Paşa, gücünü pekiştirmek adına Maraş'ta hayratlar bırakmıştır. Örneğin, bugün Maraş'ta bulunan meşhur Bayazıtlı Camii için 1837 tarihinde zengin bir vakıf kurmuş ve caminin 1831 yılındaki büyük tamiratını bizzat üstlenmiştir. Süleyman Paşa, görevde olduğu ve bölgeyi yönettiği dönemlerde (1830-1850 arası) Andırın, Geben ve kurayı malume (Akgümüş/Bunduk, Sisne vb.) topraklarını kendi uhdesine, vakfına veya ailesine "at otlatma ovası / paşalık mülkü" olarak kaydettirmiştir. Kendisi vefat ettikten sonra bu devasa araziler çocuklarına ve torunlarına (veresesine) miras kalmıştır.

1915 Sevk ve İskân Kanunu ve ardından Millî Mücadele sonrası bölgedeki Ermeni nüfus gitmiştir. Ancak Cumhuriyet döneminde çıkartılan Emval-i Metruke Kanunları ve ardından yürürlüğe giren Kadastro/Tapulama Kanunları, elinde Osmanlı döneminden kalma geçerli tapu/senet (plan) bulunduran kişilerin (veya onların varislerinin) gıyabında da olsa hak iddia etmesine hukuken yol açmıştır. Cumhuriyet döneminde mülkiyet sınırları çizilirken (1950'li yıllardaki kadastro çalışmalarında), köylülerin "Burası bizim babamızın malı" diyerek kadastro hâkimine ve ağalara (Hasan Bey) başkaldırması, Andırın ve Kadirli genelinde çok yaygın bir toplumsal vakadır. Anlatının sonunda yer alan "Arazinin 1/3'ünün hazineye, geri kalanının Hasan ve Süleyman beylere (Beyazıtoğlu varislerine) paylaştırılması" Kadastro Mahkemesi İlâmı (Kararı) özetidir. Hâkim, arazinin bir kısmını "hali arazi/orman/mera" sayarak hazineye tescil etmiş, geçerli Osmanlı tapusu ibraz eden beylik varislerine de kalan hisseleri vermiştir. Andırın Kadastro Mahkemesi'nin veya Kahramanmaraş/Andırın Tapu Müdürlüğü'nün Akgümüş (Bunduk) Köyü Kadastro Tespit Tutanakları ve Eski Sicil Kayıtları incelendiğinde; bahsi geçen Hasan Bey, Süleyman Bey ve Ermeni kadının isimleri ile mahkemenin verdiği o "3/1" oranındaki hükmün gerekçeli kararı arşivlerde yerini almıştır.

1920 yılı başında, Mustafa Kemal Paşa tarafından Güney Cephesi’ni (Kilikya/Çukurova) teşkilatlandırmak üzere görevlendirilen Osman Tufan Paşa, Sivas-Develi-Göksun hattı üzerinden güneye inerek ilk kalıcı askeri karargâhını ve müfreze merkezini Andırın’da kurmuştur. Fransız işgal kuvvetleri ve onlarla hareket eden Ermeni milislerin Maraş ve Kadirli üzerinden Andırın’ın dağlık koridorlarına sızmasını engellemek amacıyla; Ali Yaycıoğlu, Şakir Bozdoğan ve Musa Bayazıt komutasındaki Kuvayı Milliye müfrezeleri, Bunduk köyünün yaslandığı dağlık beli ve kışlak yollarını birer lojistik emniyet hattı olarak kullanmışlardır. Köy, Andırın-Kadirli-Kozan kurtuluş hareketinin geri planındaki güvenli buğday ve iaşe tedarik noktalarından biri olmuştur.

Tapaçlar (Tapaç Hoca Ailesi): köyün tarihsel hafızasında imamlık ve kanaat önderliği yapan ailedir.

"Çalık / Çalıkoğlu", Çukurova ve Kars-ı Zülkadriye (Kadirli/Andırın) havzasında mukim Bozdoğan Türkmenleri ve kısmen Tecirli aşiretinin alt kollarında tescilli bir sülale ismidir (Kars-ı Maraş ve Kadirli Nüfus Defterleri). Bu defterlerde, bölgede yerleşik tarıma geçen ve yerel idarede söz sahibi olan Türkmen ailelerinin lakapları arasında "Çalık / Çalıkoğlu" ibaresine rastlanmaktadır.

Hacımehmetoğlu, Andırın kazasında, Fırka-i İslahiye (1865) sonrasında göçerlikten yerleşik hayata (iskan-ı aşair) mecbur edilen Türkmen obaları, yerleştikleri köylerde (Geben, Bunduk, Sisne hattı) kendi kabile reislerinin veya kurucu dedelerinin adıyla anılmışlardır. Belgede, Andırın ve dâhilî ovalarda iskân edilen cemaatlerin "Hacı...", "Mehmet..." gibi ön adlarla kurulan sülale kolları tescillenmiştir. Bu soyadı, köyün kurucu Türkmen ailelerinden birinin hafızasını taşımaktadır.

Ateş: Bölgedeki Avşar veya Bozdoğan Türkmenlerinin kollarından birine ait yerel bir lakabın Cumhuriyet döneminde soyadı olarak seçilmesidir.

Türk: Sülale Tarihsel olarak köyün ham omurgasını oluşturan Bozdoğan Türkmen kimliğinin belgesidir.

Yaşar ve Gürbüz sülaleleri: Bu iki soyadı da Andırın genelinde ve Çukurova havzasında yaygın olmakla birlikte, doğrudan Osmanlı aşiret şecerelerinde bir obaya veya cemaate adını veren kök sülaleler olarak bulunsalar da soy isimlerini 1934 sonrasında almışlardır.

Yaşar Kemal, Binboğalar Efsanesi romanında genelinde kışın Çukurova'ya inen, baharla birlikte Andırın geçitlerini, Haldır Beli'ni ve Meyre (Meryemçil) geçidini aşarak Binboğa yaylalarına çıkan Avşar aşiretlerinin yerleşik köylülerle olan mülkiyet ve hasat (hasalet) çatışmaları, yerel jandarmanın kışla düzeni edebi bir dille tasvir edilmektedir. Roman, Bunduk köyünün tarihsel olarak maruz kaldığı göçer baskısı dönemini işlemektedir.

Evliya Çelebi, 17. yüzyılda Maraş ve Çukurova bölgesini (Kadirli, Kozan, Göksun hatlarını) seyahat etmiştir. Ancak seyahatnamede doğrudan "Bunduk" veya "Akgümüş" adında bir köy zikredilmemiştir. Evliya Çelebi, bölgeyi sülalenin de kökeni olan "Bozdoğan Türkmenleri" ve onların kontrol ettiği kaleler üzerinden tarif eder.

19.yüzyıl sonunda bölgeyi haritalandıran seyyah ve coğrafyacıların kayıtlarında, köyün kuzeyini kuşatan Geben ovası ve kalesi doğrudan "Gaban" (Geçit) olarak haritalandırılmıştır. Andırın ilçesine bağlı köyler listesinde yerleşimin eski adı "Bunduk", yeni adı "Akgümüş" olarak resmi cetvellerde kayıt altına alınmıştır. Köyün temel geçim kaynağının tarım ve ormancılık olduğu, sulak bir ova arazisine sahip olduğu raporda belirtilmiştir.

Akraba Sülale Adı: Bayazıtoğulları (Bayazıtlılar) ve Tecirli / Afşar / Bozdoğan Türkmen unsurları. Bunduk (Akgümüş) köyünün üzerinde yer aldığı toprakların ilk hukuki mülkiyet sahipleri olan Süleyman Paşa ve veresesi (mirasçıları), Maraş merkezli büyük Bayazıtoğulları sülalesidir. Köy halkının tarihsel olarak çatışma ve hasat (hasalet) ilişkisi içinde olduğu ve zamanla iç içe geçerek iskân edildiği Afşar toplulukları ise yazın Göksun ve Binboğa yaylalarına çıkan kollarla doğrudan akraba ve kökdaştır.

Akraba Sülale Adı: Çurla (Ceyhan) ve Kadirli/Sumbas havzasına dağılan Bozdoğan, Afşar ve Tecirli obaları. Aynı oymaktan bölünme ve mevsimlik göç/iskân bağı. Bunduk (Akgümüş) köyü, tarihsel süreçte konar-göçer aşiretlerin kışlak alanı olan Çukurova (özellikle Ceyhan/Kadirli hattı) ile yazlak alanı olan Göksun/Binboğa hattı arasındaki tam geçiş (derbent) noktasıdır. Fırka-i İslahiye (1865) sonrasında bu aşiretlerin bir kısmı zorunlu olarak Andırın/Bunduk düzlüğüne yerleştirilirken, amca çocukları ve doğrudan akraba kolları Kadirli, Sumbas ve Ceyhan ovalarında iskân edilmiştir.

Bozdoğan Türkmen Oymağı / Bozkuyu ve Kesikkeli kolları. Bölgesel mikro-iskân ve akrabalık bağları. Andırın-Bunduk havzasındaki tarımsal faaliyetler ve sülale hareketliliği, coğrafi sınır tanımaksızın Kadirli'nin ovalık köyleriyle (Bozkuyu, Kesikkeli hattı) tarih boyunca kız alıp verme, akrabalık tesisi ve ortak mera kullanımı yoluyla doğrudan entegre olmuştur.

Uzunyayla ve Zamantı havalisine yerleştirilen Afşar ve Muhacir unsurları. Göç yollarının ayrılması ve iskan bölünmesi. Andırın-Geben koridorundan (Haldır Beli ve Meyre geçidinden) kuzeye doğru sarkan konar-göçer grupların bir kolu devlet eliyle Kayseri'nin Pınarbaşı (Zamantı) ve Sarız bölgesinde iskân edilmiş (Saidabad kazası ismiyle), güneyde kalan akrabaları ise Andırın köyleriyle olan bağlarını sürdürmüştür.


Aytaç Bozkuyu

Tarih Bilimi ve Arşiv Uzmanı/Etnolog


Kaynakça

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Divan-ı Hümayun Mühimme Defterleri, Kayıt No: BOA, A.{DVNSMHM.d... 16-205, H-09-11-979.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Divan-ı Hümayun Mühimme Defterleri, Kayıt No: BOA, A.{DVNSMHM.d... 19-245, H-02-02-980.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Divan-ı Hümayun Mühimme Defterleri, Kayıt No: BOA, A.{DVNSMHM.d... 86-56, 86-57, 86-58, 86-60, H-01-04-1046.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Divan-ı Hümayun Mühimme Defterleri, Kayıt No: BOA, A.{DVNSMHM.d... 87-310, 87-311, 87-312, H-01-01-1047.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Divan-ı Hümayun Mühimme Defterleri, Kayıt No: BOA, A.{DVNSMHM.d... 11-276, H-21-05-978.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Divan-ı Hümayun Mühimme Defterleri, Kayıt No: BOA, A.{DVNSMHM.d... 104-162, H-30-09-1103.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Divan-ı Hümayun Mühimme Defterleri, Kayıt No: BOA, A.{DVNSMHM.d... 114-227, H-29-10-1114.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Divan-ı Hümayun Mühimme Defterleri, Kayıt No: BOA, A.{DVNSMHM.d... 115-683, H-20-08-1118.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Divan-ı Hümayun Mühimme Defterleri, Kayıt No: BOA, A.{DVNSMHM.d... 115-2141, 115-2142, H-10-11-1119.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Divan-ı Hümayun Mühimme Defterleri, Kayıt No: BOA, A.{DVNSMHM.d... 112-374, H-20-08-1113.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Divan-ı Hümayun Mühimme Defterleri, Kayıt No: BOA, A.{DVNSMHM.d... 120-841, H-20-08-1126.

Kurt, Yılmaz, XVI. Yüzyılda Çukurova’da Oğuz Boyları, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü, Ankara, 2002.

Kurt, Yılmaz, 1572 Tarihli Adana Mufassal Tahrir Defterine Göre Adana'nın Sosyo-Ekonomik Tarihi Üzerine Bir Araştırma, Ankara Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Arşivi, No: 114, Ankara.

Osmaniye İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Osmaniye Kültür, Tarih ve Turizm Rehberi, osmaniye.goturkiye.com, 2026.


Yorumlar

Popüler Yayınlar