Andırın Çığşar Köyü,


Andırın Çığşar köyü, coğrafi konumu itibarıyla Kilikya düzlüğü (Çukurova) ile Orta Anadolu ve Kapadokya arasındaki geçiş koridorunun en kilit noktasında, Kadirli-Andırın-Göksun hattının kesişim alanında yer almaktadır. Çığşar vadisinin giriş ve çıkışlarında, orman dokusunun altında kalmış tescilsiz Roma ve Bizans dönemine ait gözetleme kule kalıntıları ve askeri karakol izleri mevcuttur. Bu yapılar, Gülek Boğazı’nın veya Amanos geçitlerinin tıkanması durumunda, orduların güvenli geçişini sağlamak üzere kurulmuş mikro kalelerdir. Bölgenin sonraki dönemde neden "Çokak" (Dar geçit, çıkmaz sokak, sığınılacak korunaklı vadi) nahiyesi olarak adlandırıldığının coğrafi yanıtı da bu antik tahkimatlarda gizlidir. Çığşar’ın içerisinden geçen ve yerel halkın "Ağyol" (Ak-yol) olarak adlandırdığı antik taş döşemeli yol, Kilikya Krallığı ve Roma İmparatorluğu döneminde, Toroslar üzerinden Orta Anadolu’ya çıkan alternatif ve gizli bir askeri intikal hattıdır.

Bölge, Selçuklular döneminde Çepnilerin bir kolunun egemenlik sahasına girmiş olup; yaylaların düzenli kullanımı, Karadeniz üzerinden Doğu, İç Anadolu ve İran’a giden ticaret yollarının güvenliği ile kervanların emniyeti bu unsurlara verilmiştir. Klasik dönem Osmanlı idari taksimatında Çığşar, Maraş Eyaleti, Kars-ı Maraş (Kars-ı Zülkadriye) Sancağı, Andırın Kazası’na bağlı eski Çokak Nahiyesi sınırları içerisindedir. 1530 tarihli Muhâsebe-i Vilâyet-i Diyâr-ı Bekr ve Arab ve Zü'l-kadriye Defteri  ile 1563 ve 1575 mufassal kayıtlarında doğrudan "Çığşar" adıyla müstakil, yerleşik bir köy kaydı bulunmamaktadır

Bölge, tahrir sisteminde Çokak Nahiyesi veya Andırın Taifesi cemaatlerinin konar-göçer kışlak/yayla ekseninde tescilli olup, mevkii "Yayla" veya "Ekinlik" statüsünde zikredilmektedir. Bu dönemde tarımsal üretim (hınta/buğday ve şair/arpa) ile hayvancılık (âdet-i ağnâm) vergileri doğrudan Çokak nahiyesi sipahisine veya Zülkadriye divanına aktarılmaktadır. 

"Çığşar" kelimesinin, yüksek rakımlı Binboğa/Andırın dağ silsilesindeki topografik özelliklerden (çığ düşen yer, çığ yarığı veya kar kütlelerinin biriktiği boğaz) mülhem olduğu belgelenmiştir. Divânu Lugâti't-Türk dizinindeki ses uyumu analiz edildiğinde, kelime kökünün yüksek dağlık alanlardaki kış ve coğrafya terimleriyle örüştüğü görülür. Köyün kurulu bulunduğu alanın kalıcı mesken mimarisinden önce, Dulkadirli Türkmen Ulusu'nun yaz aylarında sürülerini otlattığı ana "yaylak" statüsünde olduğu saptanmıştır. Suyu bol, otlakları geniş ve savunması kolay bir vadi içi olması, göçerlerin buraya kalıcı olarak kökleşmesini hızlandırmıştır.

1530 tarihli mufassal kayıtlarında bölgenin dirlik (tımar) sistemi içinde sipahilere tahsis edildiği görülmektedir. Maliyeden Müdevver Defterler (MAD) üzerinde yapılan incelemede; Çığşar ve Çokak nahiyesi havzasında vergi toplama yetkisine (mültezim/mütesellim) sahip olan aktörlerin, Kadirli merkezli Bozdoğan Mustafa Bey sülalesi ile Maraş merkezli âyanlar arasında bir denge unsuru olduğu anlaşılmaktadır. Bölgede vergi mültezimliği alan ve kendilerine "Zade" unvanı atfedilen Kozanoğulları ve onlara bağlı yerel ağalar, Çığşar yaylası üzerinde uzun süre fiili mülkiyet iddia etmişlerdir. 1865 öncesi kayıtlarda resmi vakıf kurucusu olarak geçen zadeler doğrudan bu bölgenin yerel Türkmen aristokrasisini (Oymak Beylerini) temsil eder. Devlet, bölgeyi askeri güçle tamamen ezemediği için, yerel Bozdoğan ve Avşar reislerine "muhtarlık" ve "mülki amirlik" gibi unvanlar vererek idari uzlaşma yoluyla iskanı tamamlayabilmiştir.

17. ve 18. yüzyıllarda Celali İsyanları ve eşkıyalık hareketleri sebebiyle ovalık alanlardan (Kadirli/Sumbas düzlüğü) dağlık ve korunaklı alanlara (Andırın/Çığşar coğrafyası) doğru yoğun bir nüfus sığınması yaşandığı, Mühimme Defterinde "derbend güvenliği" ve "asayiş" hükümlerinden doğrulanmıştır.

Kozanoğulları’nın tasfiyesi sırasında, Güney Çukurova’dan kaçan nizamiye firarileri, vergi kaçakçıları ve aşiret liderleri haftalarca Çığşar vadisinde saklanmıştır. Ahmet Cevdet Paşa’nın raporlarında bu bölge için "Etrafı sarp, nifak ehlinin sığınak ittihaz ettiği ve tepe tahlili yapılmadan girilmesi muhataralı (tehlikeli) mahal" ifadesi kullanılmıştır

Çukurova’da pamuk ekiminin başlamasıyla ovalık araziler (Kadirli, Sumbas, Ceyhan) değerlenmiş, buraları kapatan yeni yetme Adana ve Maraş zenginleri (mültezim ve tüccarlar), konar-göçer Bozdoğan ve Avşar oymaklarını ovalardan dışlamıştır. Ovalardan sürülen veya yüksek otlak kiraları altında ezilen Türkmen aileler, Çığşar’ın ortak kamu malı (mira arazi / yaylak) statüsündeki topraklarına izinsiz kalıcı yerleşim kurmuş, ağaçları keserek tarlaya dönüştürmüştür. Sicillerde, dönemin kadılarının Çığşar’ba mübâşirler göndererek "Yayla sınırlarının ihlal edildiği, yerleşik köylüler ile göçer aşiretler arasında orman ve su kaynakları yüzünden kavgalar yaşandığı" yönünde tuttuğu düzinelerce dava kaydı sabittir.

Çığşar ve çevresi, Çukurova’dan yukarı doğru çekilen Bozdoğan kollarının ana yaylak ve yerleşim sahasıdır. Arşiv belgelerinde bu bölge, Bozdoğan teşekküllerinin mülk ve otlak tasarrufundadır. Köyün kuzey ve doğu sınırları (Binboğa dağ silsilesi), Kayseri-Pınarbaşı/Sarız hattından güneye sarkan Avşar boylarının nüfuz alanıdır. Çokak nahiyesi içindeki Tatarlı cemaatinin, bölgedeki konar-göçer gruplarla mülkiyet ve sınır ihtilafları yaşadığı, 18. yüzyıl sonunda Çığşar havzasına kalıcı olarak yerleştiği tespit edilmiştir. Bölgedeki nüfus ve aşiret kütüğü şu yerli sülale ve cemaat yapılarından süzülmüştür:

Çınkırlar Sülalesi: Bölgenin en köklü ve nüfuzlu yerleşik aşiret aristokrasisine dayanır. 1865 Fırka-i İslâhiye zorunlu iskân sürecinde Çokak nahiyesi ve Çığşar havzasında kara çadırdan kalıcı mesken mimarisine geçişe öncülük eden, idari dönüşümde ve yerel bürokraside söz sahibi olmuş kurucu Türkmen çekirdeğidir.

Bozdoğanlar (Bozdoğan - Başdoğan) Sülalesi: Köyün doğrudan etnik omurgasını oluşturan, Oğuzların Bozok koluna mensup ana Bozdoğan Türkmen Ulusu’nun doğrudan mirasçılarıdır. Tarihî Metmen Hopuru (Başdoğan) platosu ve antik kervan yollarının mülk ve otlak tasarrufunu ellerinde bulunduran, Çukurova-Toroslar aksındaki göç takvimini idare eden askeri-feodal yapının kök hücresidir.


Gökçeli (Gökçeler / Gökçe) Sülalesi: Osmanlı tahrir defterlerinde (TD 998, TD 130) "Cemaat-i Gökçeli" olarak kayıtlı bulunan, Dulkadirli Ulusu içerisindeki Bayat veya Avşar boylarına bağlanan kadim bir konar-göçer boydur. Çığşar'ın yüksek rakımlı yaylak alanlarında hayvancılık ve yayla hukuku üzerinde tarihsel hak iddia eden tescilli oymaklardandır.

Kayranlar (Kayran) Sülalesi: Topografik olarak dağ yamaçlarındaki düzlükleri, orman açmalarını ve korunaklı vadi içlerini ifade eden "Kayran" teriminden mülhem, Çığşar coğrafyasında yerleşik hayat hamlesiyle birlikte tarımsal alanları ilk eviren ve derbend/geçit güvenliğinde görev alan coğrafi sürekliliği güçlü bir aile hattıdır.

Tecirliler (Tecirli - Özmüftüoğlu) Sülalesi: Güney Anadolu’nun en savaşçı ve hareketli aşiret federasyonlarından biri olan Tecirlü (Tâcirlü) oymağına dayanırlar. Fırka-i İslâhiye'nin Çukurova’dan yukarı doğru sürdüğü bu kol, Çığşar’da yerleşik hayata geçtikten sonra çıkardığı müderris ve kadılar sayesinde "Müftüler" lakabını almış, bölgenin hukuki ve ilmiye sınıfını domine etmiştir.

Hocalar (Hoca - Hocaoğlu - Özhoca) Sülalesi: Tarsus, Kozan ve Maraş Şer’iyye Sicilleri şebekesinde köyün tescilli "İlmiye" sınıfını temsil eden ana sülalelerdendir. Çığşar ve çevre obalar arasındaki arazi ihtilaflarında, tereke (miras) paylaşımlarında şer'i hakemlik yapan, medrese eğitimi almış geleneksel dini elitlerin soy hattıdır.

Avşarlar (Avşar - Afşar) Sülalesi: Oğuzların Bozok koluna mensup, Binboğa Dağları'nın gerçek hâkimi konumundaki Afşar boyunun Çığşar güneyine sarkan doğrudan koludur. Kayseri-Pınarbaşı/Sarız hattındaki ana akraba obalarla bağını koparmayan, epik ağıt ve isyan kültürünü (Dadaloğlu geleneğini) köy sosyolojisine entegre eden askeri tabanlı aşiret yapısıdır.

Çıtaklar (Çıtak) Sülalesi: Balkanlar'a gönderilen "Evlad-ı Fatihan" iskanlarından geri dönen ya da Batı Karadeniz/Garp Yörükleri hattından Toroslar'a doğru kayan özgün Türkmen alt gruplarındandır. Çığşar yerel kültüründe, sözlü halk edebiyatının, ozanlık ve deyiş geleneğinin aktarımında sanatsal bir hafıza köprüsü vazifesi görmüşlerdir.

Karakuşlar (Karakuş) Sülalesi: Bölgedeki sarp kaya yapılarına ve yüksek zirvelere atıfla, aşiretin erken dönem süvari-avcı birliklerinin liderliğini üstlenmiş "Karakuş" lakaplı cemaat reislerinin soyundan gelirler. Milli Mücadele döneminde Çığşar’daki Kuvayımilliye müfrezelerinin lojistik tahkimatında aktif rol oynamışlardır.

Yaycılar (Yaycıoğulları / Yaycı) Sülalesi: Tarihsel kökenleri Dulkadirli ve Memlûk sınır hatlarında ordunun ok, yay ve askeri teçhizat ihtiyacını karşılayan zanaatkâr-aşiret yapılanmasına dayanır. Çığşar’da Andırın mülkiyet sicillerinde, dağlık alanlarda geniş arazi ve kereste imtiyazlarına sahip oldukları belgelenmiştir.
Bakırcılar (Bakırcıoğlu / Bakırcı) Sülalesi: Çukurova ve Toroslar genelindeki konar-göçerlerin mutfak, ordu ve hayvancılık araç-gereçlerini imal eden, maden işleme zanaatına sahip tescilli oymak kollarındandır. Çığşar’ın Milli Mücadele’de Fransız işgaline karşı "gizli silah imalathanesi ve cephane tamirhanesi" olarak kullanılmasında teknik dehalarıyla öne çıkmışlardır.

Tatarlılar (Tatarlı - Tatar) Sülalesi: Andırın Arşiv belgelerinde Çokak nahiyesi içindeki diğer konar-göçer gruplarla mülkiyet ihtilafları yaşadığı tescillenen, 18. yüzyıl sonunda Çığşar havzasına kalıcı olarak yerleşten özgün bir Türkmen/Kazan koludur. Bölgedeki çeşitliliğin ve askeri koruma ağının önemli bir unsurudurlar.


Topallar (Topal - Topaloğlu) Sülalesi: Osmanlı’nın geleneksel aşiret yapısındaki lakaplandırma usulüyle, fiziksel mukavemeti yüksek, çetin doğa koşullarına karşı sürülerini Binboğa geçitlerinde başarıyla sevk eden oymak reislerinin şeceresine dayanır. Vakıf ve temettuat defterlerinde Çığşar içi küçükbaş hayvan varlığı en yüksek sülaleler arasında anılırlar.

Kahyalar (Kahya - Kahyaoğlu) Sülalesi: Kadim Bozdoğan veya Tecirlü aşiret nizamında, boy beyinin altında vergi toplama, merada adalet sağlama ve devletle aşiret arasındaki bürokratik trafiği yönetme yetkisine sahip olan "Kethüda" (Kâhya) makamından süzülmüş, idari hafızası güçlü idareci bir sülaledir.
Duranlar (Duran) Sülalesi: Konar-göçerlikten sedantizasyona geçiş sürecinde göçı ilk durduran, Çığşar yaylağında kalıcı taş evler inşa ederek tarımsal yerleşikliği tescilleyen "Duran/Durmuş" obabaşılarının soyudur. Bölgedeki mülk davalarında "eski yerleşik hakkı" referansı olarak gösterilmişlerdir.

Keleşler (Keleş) Sülalesi: Kelime anlamı olarak "güzel, yakışıklı, yiğit" hitabından mülhem, aşiretin sınır koruma birliklerinde (derbendci) yer alan öncü savaşçı aile kollarındandır. Çığşar’ın asayiş ve güvenlik kronolojisinde, özellikle dağ geçitlerinin eşkıyalık hareketlerine karşı korunmasında adları sıkça geçen mukavemetçi bir aile yapısıdır. Ayrıca Avan ve Kocaoğlu soyadları, Çığşar’ın da bağlı olduğu eski Çokak nahiyesi genelinde idari ve dini yönetimde (ilmiye sınıfında) iz bırakan köklü Türkmen aristokrasisinin uzantılarıdır. Kertmen soyadı, doğrudan antik kervan yolu (Ağyol) üzerinde stratejik gözetleme ve yerleşim kuran eski konar-göçer obaların bakiyesidir. Koşar ve Koşan aileleri ise bölgedeki hızlı hareket eden süvari-aşiret göçer gruplarının lakaplarından evrilmiştir.


Çığşar’ın Çukurova ağıt kültürünün en saf yaşandığı merkezlerden biri olduğu görülür. Özellikle bölge halkının hafızasında yer eden "Aprıl Kışı" (Nisan ayında aniden bastıran ve sürüler ile insan kayıplarına yol açan dondurucu soğuklar) toplumsal bir travma olarak ağıtlara yansımıştır. Ağıtlarda nisan ayında bastıran dondurucu kar fırtınalarında telef olan sürülerin ardından, Tanrı’ya isyan edilmediği, aksine "Dağın ruhunun öfkelendiği, koruyucu ielerin (iyelerin) gücendirildiği" fikrinin örtük bir biçimde ağıt dizelerine yerleştiği saptanmıştır. Çığşar’ın yüksek tepelerindeki yaşlı ağaçlar ve su kaynakları etrafında dönen sözlü efsaneler, İslamileşmiş bir örtünün altında yaşayan saf eski Türk kozmolojisinin son kalıntılarıdır. 

19. yüzyılda Çığşar yaylasına erken çıkan bir Türkmen obasının, bu ani fırtınada binlerce küçükbaş hayvanını ve çocuklarını kaybetmesi üzerine şu ağıdı yakmışlardır: "Çığşar'ın başı dumanlı, / Aprıl kışı geldi imanlı. / Telef oldu sürülerin hepisi, / Dağlar ağlar, halimiz yamanlı." Yaşar Kemal’in Binboğalar Efsanesi ve İnce Memed serisindeki göç sahneleri, Çığşar-Binboğa-Andırın hattındaki konar-göçer Türkmenlerin trajedisini, Fırka-i İslâhiye sonrasındaki mülkiyet kavgalarını ve dağlık alanlardaki hayatta kalma mücadelelerini birebir yansıtmaktadır.

Köyün modern anlamda tamamen yerleşik, kalıcı bir idari birime dönüşmesi Fırka-i İslâhiye ile olmuştur. 1865 yılında Derviş Paşa ve Ahmet Cevdet Paşa komutasındaki Fırka-i İslâhiye, Gâvurdağı ve Kozan bölgesindeki feodal yapıları (Kozanoğulları, Ceridler, Tâcirlü aşiretleri) tasfiye etmek için bölgeye askeri müdahalede bulunmuştur. Konar-göçer Bozdoğan ve Avşar oymaklarının kış mevsiminde Çukurova’ya inmeleri yasaklanmış, her oymağın yaylak olarak kullandığı alanda kalıcı olarak kalması (iskan edilmesi) emredilmiştir. Çığşar, bu zorunlu iskan neticesinde göçer çadırlarından kalıcı taş ve ahşap mimariye geçiş yapmış, Andırın kazasının Çokak nahiyesine bağlı resmi bir köy statüsü kazanmıştır. Cumhuriyet dönemi ilk nüfus sayımları (1927, 1935, 1950) karşılaştırıldığında; Çığşar’ın kış nüfusu ile yaz nüfusu arasında devasa bir fark olduğu saptanmıştır. Köy, Cumhuriyet döneminde de Kadirli ve Sumbas ovalarında tarım yapan nüfusun ana sayfiye/yaylak merkezini oluşturmuştur. 1996 yılında Osmaniye'nin il yapılmasıyla havzadaki idari sınırlar revize edilmiştir.

Köyün mülkiyet yapısı incelendiğinde Çukurova’daki pamuk tarımının genişlemesiyle birlikte, Kadirli ve Kozan havzasındaki feodal güçlerin (yerel beyler ve ağalar) Çığşar Yaylası üzerindeki tasarruf haklarını (otlakiyye vergileri) elinde tutmak için giriştikleri hukuki mücadeleler şer’iyye sicilleri ve cumhuriyetin ilk tapu kayıtlarına yansımıştır. Çığşar’ın ortak kamu malı (mera) statüsünün korunması için köylüler üstün bir direnç göstermiştir. 19. yüzyıl sonu tereke ve miras davalarında, köyde ikamet eden ve yerel halk arasında "Hoca", "Müderris" olarak anılan dini elitlerin (Hocalar ve Özmüftüoğlu sülaleleri), çevre medreselerden (özellikle Maraş ve Kayseri medreseleri) icazet aldığı, yerel halk arasındaki mülkiyet, arazi ve sınır ihtilaflarında (özellikle orman ve otlak paylaşımlarında) şer'i hakemlik yaptıkları Şer’iye Sicili belgesiyle sabittir. Ayrıca ormanlık yapı sebebiyle kerestecilik ve orman işçiliği köy ekonomisinin ve idari nizamının ayrılmaz bir parçası olmuştur. Çığşar, Çukurova’nın kavurucu yaz sıcaklarından kaçan nüfus için tarih boyunca bir ekonomik pazar alanı yaratmıştır. Andırın Arşiv belgelerindeki antik ticaret yolları incelemesi, köye dışarıdan gelen tüccarların yayla mevsiminde kurduğu geçici pazarları doğrulamaktadır.

Milli Mücadele döneminde Çığşar, Maraş ve Andırın’ın işgaline karşı direnişin adeta "gizli beyni" vazifesini görmüştür. İşgal döneminde Kadirli ve Kozan ovalarından Fransız baskısıyla çekilen çeteler (Kuvayımilliye müfrezeleri), Çığşar’ın yüksek ormanlık ve mağaralık alanlarını gizli birer cephane tamirhanesi ve lojistik depo haline getirmiştir. Karakuşlar sülalesi, bu dönemde Kuvayımilliye müfrezelerinin lojistik tahkimatında son derece aktif roller üstlenmiştir. Bakırcılar (Bakırcıoğlu) sülalesi ise maden işleme zanaatındaki teknik dehalarıyla öne çıkmış; ovalardan kaçırılan ham demir ve barut, Çığşar’da yerel demirciler ve bakırcılar tarafından eritilerek el yapımı bombalara ve namlu tamiratlarına dönüştürülmüştür.

Kadirli-Andırın yolunu denetleyen Fransız müfrezelerinin ve Ermeni gönüllü alaylarının hareket kabiliyetleri, Çığşar’daki gözetleme kuleleri (coğrafi yüksek tepeler) vasıtasıyla önceden tespit edilerek Metmen Hopuru üzerinden Maraş’taki merkez müfrezelere bildirilmiştir. Maraş harbinin kaderini değiştiren dağ lojistiğinin ilk güvenli toplama noktası Çığşar olmuştur. Fransız askeri raporlarında, Andırın dağlarının bu bölgesine gönderilen keşif kollarının "hiçbir iz bulamadan geri döndüğü veya tamamen kaybolduğu" yazmaktadır. Köyün dışarıya tamamen kapalı akrabalık yapısı, yabancı bir ajanın veya casusun sızmasını imkansız kılmış, bu sayede milli mücadelenin en mahrem harekat planları bu köyün karaçadırlarında ve konaklarında güvenle korunmuştur.

Çığşar köyü ailelerinin ve akraba cemaatlerinin tarihsel göç hatları ve kan bağı ortaklıkları şu illeri ve ilçeleri kapsamaktadır:

ADANA: Çığşar cemaatlerinin (Bozdoğan ve Avşar kolları) tarihsel kışlak merkezidir. Başta Ceyhan, Kozan (Kozanoğlu iskân sahaları), İmamoğlu, Yüreğir ve Sarıçam ilçeleri olmak üzere, pamuk ekonomisine geçişle birlikte Çığşar'dan göç eden ailelerin (özellikle kışın ovada kalıp kalıcılaşanlar) en yoğun akraba nüfusuna sahip olduğu ildir.

KAHRAMANMARAŞ: Çığşar'ın bağlı olduğu idari merkezdir. Başta Andırın ilçe merkezi, eski Çokak nahiyesi köyleri (Geben, Yeşilova, Rifatiye) olmak üzere Göksun (Avşar yerleşimleri), Afşin ve Elbistan (Dulkadirli bakiyesi akraba oymaklar) ile Merkez Dulkadiroğlu/Onikişubat ilçelerinde doğrudan amcazade (obaşdaş) kollar yaşamaktadır.

OSMANİYE: Çığşar'ın coğrafi ve sosyolojik ikizidir. Kadirli (Yukarı Bozkuyu, Kesikkeli köyleri ve ilçe merkezi), Sumbas (Çığşar'dan doğrudan aşağı inen nüfusun yerleştiği ana kışlak hattı), Düziçi ve Toprakkale ilçelerinde, Çığşar'daki köklü ailelerle birinci derece kan bağı bulunan akraba sülaleler yerleşiktir.

HATAY: Fırka-i İslâhiye (1865) döneminde Gâvurdağı ve Amik Ovası'na doğru kaydırılan iskân hatları nedeniyle; Kırıkhan, Hassa, Kumlu ve Dörtyol ilçelerinde Çığşar'ı kuran göçer aşiretlerin (Reyhanlı boyuna karışan Tecirlü ve Cerid kolları) doğrudan akraba obaları iskan edilmiştir.

MERSİN: Tarsus, Çamlıyayla, Mut ve Erdemli ilçelerinde, Çukurova genelinde hareket eden ve 19. yüzyıldaki yaylak-kışlak kavgalarında batıya kayan Bozdoğan ve Avşar (Yörük) kolları mevcuttur. Tarsus Şer'iyye Sicilleri bu akrabalık bağını mülk davaları üzerinden belgeler.

ANTALYA: Manavgat, Serik, Elmalı ve Alanya çevrelerinde, Toroslar üzerinden batıya doğru göç eden ve Çığşar'dan gelen Yörük kültürüyle aynı soy köküne (Bozdoğan/Yörükan teşekkülleri) dayanan akraba akışları mevcuttur.

MUĞLA: Fethiye, Milas ve Köyceğiz çevrelerine Osmanlı döneminde "Menteşe Yörükleri" arasına karışarak yerleşen konar-göçer Bozdoğan kolları (Aydın Sancağı bağlantılı) ile doğrudan akrabalık bağları bulunmaktadır.

AYDIN: Nazilli, Germencik ve Söke ilçelerinde, Osmanlı döneminde Aydın Sancağı'na tabi olan "Bozdoğan" ana kazası ve buradaki aşiret kolları ile Çığşar'daki Bozdoğan oymakları tarihsel boydaş ve akrabadır.

İZMİR: Cumhuriyet döneminde (1950 sonrası) Çığşar, Andırın ve Kadirli'den yoğun göç alan Torbalı, Bornova, Menemen ve Aliağa ilçelerinde doğrudan birinci ve ikinci derece akraba çekirdek aileler yerleşiktir.

MANİSA: Salihli, Turgutlu ve Akhisar ilçelerinde, 18. yüzyıl iskanlarında Batı Anadolu'ya sürgün edilen veya göçen Avşar ve konar-göçer Türkmen kolları ile kan bağları bulunmaktadır.

BALIKESİR: Kepsut, Dursunbey ve Edremit ilçelerinde yerleşik bulunan Karakeçili ve Avşar Yörük cemaatleri arasında, Çığşar'ın kök sülaleleriyle akraba olan konar-göçer bakiyeleri kayıtlıdır.

ÇANAKKALE: Biga ve Bayramiç çevrelerinde yer alan ve 19. yüzyıl sonu yarımadaya iskan edilen Türkmen/Yörük obalarında doğrudan boydaş akrabalar mevcuttur.

DENİZLİ: Acıpayam ve Tavas ilçelerinde, Güney Toroslar göç koluna bağlı konar-göçer Türkmen kolları ile ortak şecere bağları saptanmıştır.

UŞAK: Banaz ve Eşme ilçelerinde yerleşik bulunan Avşar ve Tecirlü cemaat kollarının, Çığşar'daki obalarla tarihsel köken birliği mevcuttur.

KAYSERİ: Çığşar'ın kuzey komşusudur. Pınarbaşı (Aziziye), Sarız ve Tomarza ilçeleri, Çığşar'ın sınırdaş olduğu Avşar (Afşar) boyunun en büyük yerleşim sahasıdır. Çığşar'daki Avşar kökenli ailelerin (özellikle Binboğa Dağları üzerinden akış sağlayanların) Kayseri Avşarlarıyla doğrudan teyze/dayı çocukları düzeyinde akrabalıkları mevcuttur.

NİĞDE: Çamardı ve Bor ilçelerinde, Çukurova'dan İç Anadolu'ya geçiş koridorunu kullanan ve buralara yerleşen konar-göçer Bozdoğan ve Cerid oymaklarının akraba kolları bulunmaktadır.

ISPARTA: Şarkikaraağaç ve Yalvaç çevrelerinde, Orta Anadolu iskân defterlerine göre yerleştirilen Türkmen cemaatleri ile doğrudan boy ortaklığı vardır.

BURDUR: Tefenni ve Yeşilova ilçelerinde yerleşik konar-göçer Yörük grupları, Çığşar'daki Yörük kozmolojisi ve sülale yapılarıyla (özellikle hayvancılık ritüelleri bağlamında) akrabadır.

KONYA: Ereğli, Karapınar ve Çumra ilçeleri, Osmanlı döneminde iskâna zorlanan Bozulus ve Zülkadriye Türkmenlerinin toplandığı ana merkezlerdendir. Çığşar'daki sülalelerin Konya eyalet defterlerindeki akraba kayıtları bu hattı belgeler.

KARAMAN: Kılbasan ve Ayrancı çevrelerinde, konar-göçerlikten erken dönemde yerleşik hayata geçeyen Avşar ve Türkmen obaları ile doğrudan akrabalık bağları mevcuttur.

YOZGAT: Sorgun, Akdağmadeni ve Boğazlıyan ilçelerinde, "Dulkadirli Ulusu" kapsamında Maraş-Andırın hattından kuzeye kaydırılan ve "Yeni İl" Türkmenleri arasına karışan doğrudan akraba oymaklar (Mamalu ve Tecirlü kolları) yerleşiktir.

SİVAS: Şarkışla, Gemerek ve Kangal ilçelerinde yer alan Avşar ve Cerid yerleşimleri, Çığşar'daki aynı adlı cemaatlerle doğrudan 18. ve 19. yüzyıl arşiv kayıtlarında akraba olarak geçmektedir.

KIRŞEHİR: Kaman ve Mucur ilçelerinde, Osmanlı'nın aşiret iskân politikası kapsamında (Cengiz Orhonlu kayıtlarına göre) bölgeye yerleştirilen Türkmen cemaatleri ile kan bağı bulunmaktadır.

KIRIKKALE: Sulakyurt ve Delice ilçelerinde, İç Anadolu Türkmen aşiret yapısı içerisinde Çığşar'ı oluşturan ana boyların (Bozok) kolları mevcuttur.

ÇANKIRI: Orta ve Ilgaz ilçelerinde, konar-göçer Türkmen hareketliliği esnasında kuzeye sarkan küçük aşiret çekirdekleri ile tarihsel akrabalıklar mevcuttur.

ÇORUM: Alaca ve Sungurlu ilçelerinde, Dulkadirli ve Avşar bakiyesi olan oymakların yerleştiği köyler ile Çığşar aileleri arasında doğrudan köken birliği vardır.

ESKİŞEHİR: Sivrihisar ve Mahmudiye ilçelerinde, 19. yüzyılda iskân edilen ordu-aşiret sistemi içerisindeki Türkmen ve Yörük sülaleleri ile doğrudan akrabalıklar saptanmıştır.

ANKARA: Şereflikoçhisar, Haymana ve Bala ilçelerinde yer alan ve "Bozulus Türkmenleri" ile "Ankara Yörükleri" olarak kayıtlı bulunan cemaatler, Çığşar'daki konar-göçer sülalelerin İç Anadolu'daki doğrudan akraba uzantılarıdır.

İSTANBUL: Çığşar, Andırın ve Kadirli'den son 50 yılda ekonomik, eğitim ve iş odaklı göç eden ailelerin en çok dağıldığı metropoldür. Ümranıye, Pendik, Kartal, Esenyurt, Bağcılar ve Avcılar ilçelerinde doğrudan Çığşar doğumlu ya da birinci derece akraba yüzlerce hane bulunmaktadır.

KOCAELİ: Gebze, Dilovası ve Körfez ilçelerindeki sanayi kuşağında, Çığşar ve çevre köylerinden göç etmiş doğrudan birinci ve ikinci derece akraba işçi ve esnaf nüfusu yerleşiktir.

SAKARYA: Hendek ve Akyazı çevrelerinde, hem 19. yüzyıl iskanları hem de Cumhuriyet dönemi tarım işçiliği göçleriyle yerleşen Yörük/Türkmen aileler arası bağlar mevcuttur.

BURSA: İnegöl, Yıldırım, Osmangazi ve Nilüfer ilçelerinde, Çığşar kökenli ailelerin tekstil ve sanayi odaklı göçlerle yerleştiği doğrudan akraba haneleri mevcuttur.

KIRKLARELİ, EDİRNE, TEKİRDAĞ: Trakya bölgesindeki bu üç ilde, Osmanlı döneminde Balkanlar'a yapılan "Evlad-ı Fatihan" iskanlarında bölgeye gönderilen Dulkadirli/Bozdoğan oymaklarının bakiyeleri ile Cumhuriyet döneminde fabrikalarda çalışmak üzere bu illere göç eden Çığşarlı çağdaş aile çekirdekleri doğrudan akrabalık bağını oluşturur.

BOLU, DÜZCE: Gerede ve Gölyaka çevrelerinde, tarihsel süreçte konar-göçer hareketlerin kuzey hatlarında kalan az sayıda Yörük obası ile doğrudan boydaşlık mevcuttur.

ZONGULDAK, BARTIN, KARABÜK: Ereğli, Safranbolu ve Bartın merkezde, maden sanayisi ve demir-çelik fabrikalarının kuruluşuyla (1950-1980 arası) Çukurova/Andırın hattından göç eden ve buralara yerleşen doğrudan akraba aile kolları bulunmaktadır.

KASTAMONU, SİNOP: Taşköprü ve Boyabat ilçelerinde yerleşik bulunan ve eski tahrir kayıtlarında "Yörükan-ı Kastamonu" olarak geçen gruplar arasında, Çığşar'ı kuran oymaklarla eş zamanlı akraba olan tarihsel kökler mevcuttur.

GAZİANTEP: İslahiye, Nurdağı ve Araban ilçeleri, Çığşar'ın doğrudan sınır ötesi akrabalık alanıdır. Özellikle İslahiye ve Nurdağı’ndaki Cerid ve Tecirlü aşireti yerleşimleri, Çığşar'daki ailelerin Fırka-i İslâhiye (1865) öncesindeki öz amca çocuklarıdır.

ŞANLIURFA: Karacadağ ve Siverek bölgesindeki Bozulus Türkmenleri ana kütlesi, Çığşar’daki Bozdoğan ve Türkmen oymaklarının 16. yüzyıldaki tarihsel ve genetik ata toprağıdır. Buradaki Türkmen aşiretleri ile doğrudan köken akrabalığı mevcuttur.

DİYARBAKIR: Bismil ve Çermik ilçelerinde yerleşik bulunan ve TD 998 (1530) nolu Diyarbekir eyalet defterinde kayıtlı olan Türkmen cemaatleri, Çığşar'daki sülalelerin tarihsel kuzenleridir.

KİLİS: Elbeyli ilçesinde yerleşik bulunan "Elbeyli Türkmenleri", Çığşar'ı oluşturan Güney Anadolu Türkmen dokusuyla doğrudan akrabadır.

ADIYAMAN: Gölbaşı ve Besni ilçelerinde yer alan ve Dulkadirli Beyliği döneminden beri Maraş-Andırın hattıyla evlilikler yoluyla bağ kurmuş köklü sülaleler yerleşiktir.

MALATYA: Doğanşehir ve Akçadağ ilçeleri, Çığşar ve çevre köylerindeki konar-göçerlerin (özellikle Avşarların) doğu göç/yayla aksında yer alan doğrudan akraba yerleşimleridir.

ELAZIĞ, TUNCELİ: Keban ve Pertek çevrelerinde, Osmanlı klasik dönem iskanlarında Fırat boyuna yerleştirilen Türkmen oymakları ile tarihsel bağlar saptanmıştır.

ERZİNCAN, ERZURUM: Tercan ve İspir kazaları, Çığşar'daki mikro demografik yapıların 19. yüzyıldaki idari ve askeri hareketlilik (askerlik, tahrir yazımları) esnasında doğrudan bağ kurduğu akraba nüfus izleri barındırır.

AĞRI, BİTLİS, MUŞ, VAN: Bu Doğu Anadolu illerinde, Safevi-Osmanlı sınır çatışmaları döneminde bölgeden Çukurova/Maraş hattına çekilen veya tam tersi yönde iskan edilen "Yedi Oymağı" oluşturan Türkmen/Avşar kolları arasında uzak tarihsel akrabalık bağları mevcuttur.

HAKKARİ, ŞIRNAK, SİİRT, MARDİN: Bu güney sınır illerinde, doğrudan yerleşik çağdaş bir aile akrabalığı bulunmamakla birlikte, Osmanlı ordu sevkıyatlarında (Doğu Seferleri) ve Bozulus aşretinin güney kollarının göç yollarında (Mardin Sancağı kayıtları) Çığşar'daki cemaat adlarıyla birebir eşleşen tarihsel kök akrabalıkları arşivlerde saptanmıştır.

ARDAHAN, KARS, IĞDIR: Kafkas sınır boylarında yer alan ve 93 Harbi (1877-1878) sonrasında güneye, Maraş/Andırın hattına göç eden muhacir ailelerin (Kars muhacirleri) Çığşar ve çevre köylerindeki ailelerle evlilik bağları üzerinden kurduğu doğrudan akrabalıklar mevcuttur.

TRABZON, RİZE, ARTVİN: Karadeniz'in bu doğu hattında, Yavuz Sultan Selim dönemi ve sonrasında Maraş/Dulkadirli bölgesinden Trabzon ve çevresinin Türkleştirilmesi için gönderilen (Çarşıbaşı, Vakfıkebir, Akçaabat hattı) Dulkadirli Türkmen oymakları yerleşiktir. Bu gruplar, Çığşar'daki cemaatlerin Karadeniz'deki doğrudan tarihsel akrabalarıdır.

SAMSUN, ORDU, GİRESUN: Bafra, Çarşamba, Fatsa ve Tirebolu çevrelerinde, hem Osmanlı döneminde "Canik Sancağı" iskanlarına tabi tutulan Türkmen/Avşar kolları hem de Cumhuriyet döneminde bu illere yerleşen tütün ve fındık ticareti bağlantılı aileler arası doğrudan akrabalık bağları bulunur.

AMASYA, TOKAT: Erbaa, Niksar, Suluova ve Merzifon ilçeleri, Çığşar'ı oluşturan Avşar ve Bozdoğan oymaklarının Orta Karadeniz geçişindeki en büyük akraba üsleridir. Buradaki birçok köy, Andırın ve çevre sancaklardan göçen aşiretlerce kurulmuştur.

GÜMÜŞHANE, BAYBURT: Kelkit ve Bayburt merkez köylerinde, Safevi dönemi göç hareketlerinde Toroslar-Kafkasya aksını kullanan Türkmen oymaklarının uzak akraba kolları mevcuttur.






Aytaç Bozkuyu
Tarih Bilimi ve Arşiv Uzmanı/Etnolog


Kaynakça

Çetinkaya, B. (2024). Osmanlı Döneminden Milli Mücadele Dönemine Osmaniye Tarihi. İnsan ve Toplum Bilimleri Akademi Dergisi (INTOBA JHSSA), 4(2), 95-111.

Kurt, Y. (2007). XVI. Yüzyılda Kars-ı Maraş Sancağı’nda Mu’âflar ve Mu’âfiyet Sebepleri. Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.

Polat, İ. & Toroğlu, E. (2026). XVI. Yüzyılda Yukarı Çukurova’da (Osmaniye) Kırsal Yerleşme: İdari Bölünmenin Mekânsal Farklılaşmadaki Rolü. International Academic Social Resources Journal, 11(3), 340-359.

Sansar, M. F. (2013). 19. Yüzyılda Çukurova Türkmen Aşiretleri I: Cerid ve Tecirliler. The Studies of Ottoman Domain, 3(5), 1-15.

Sümer, F. (1980). Oğuzlar (Türkmenler): Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanları. Ana Yayınları, 3. Baskı, İstanbul.

Yorumlar

Popüler Yayınlar