Kadirli Karakütük Köyü


Kadirli Karakütük Köyü

Akarca’dan indi selin hışımı,
Karakütük yuttu garip başımı, 
Kütüğe tutundum kurtardım canı, 
Bırakmam töremi, dökülse kanı.

Karakütük sel destanı(Anonim)

Karakütük Köyü, ismini sarp doğasından ve sel baskınlarından alan, Karamanlı Türkmenlerine dayanan kadim bir yerleşimdir. Köyün sakinleri; Karaman'dan Toroslara, oradan Kadirli'nin sarp meşe ormanlarına süzülen devasa bir Varsak-Karamanlı ağının "dağ muhafızı" statüsündeki koludur. Özellikle 1802 tarihli fermanda geçen "Karamanlı Yakası" ibaresi, bu cemaatin "geleneklere sadakat ve sarp coğrafyada tutunma" 16. yüzyıl tahrirlerindeki vergi nüfusunun oymak ve kan bağıyla mühürlenmiş tarihsel bir gerçeğidir.

Anadolu Fatihi Süleyman Şah zamanında Türk hakimiyetine giren bölge, 1375 yılında tarihi bir ana şahitlik etmiş; Mısır Memlük ordusu Çukurova’yı istila ettiğinde son Kilikya Ermeni Kralı VI. Leon düzlükten kaçarak tam da bu sarp dağ sığınaklarına ve kalesine sığınmış, burada kuşatılarak esir alınmıştır.

Osmanlı Devlet Arşivlerindeki (1563) ve (1572) numaralı kayıtlarında bölge, Maraş Sancağı'na bağlı Karamanlı (Karamanlı Yakası) nahiyesi içerisindedir. Karakütük, Karamanlı Türkmenlerinin kışlak sahasında, dere yatağına nispetle adlandırılmış bir yerleşimdir.

Arşivler , bölgenin asli unsurlarının Varsak (Farsak) ve kısmen Tatar (Dulkadirli Türkmeni) kökenli oymaklar olduğunu gösterir. Ancak Kadirli’nin genelinde hakim olan Avşar kültürü, zamanla diğer Türkmen kollarını da etkisi altına almıştır.

16. yüzyıl Osmanlı tahrir ve cemaat defterlerine göre Karakütük ve Karamanlı Yakası bölgesindeki Türkmen cemaatlerinin boy dokusu son derece ayrıntılı bir biçimde tescil edilmiştir. Bölgedeki Kınık boyuna mensup cemaatler ve Döngelli cemaatleri de bu sarp coğrafyada kışlamaktadır. Bu dağlık sahada parça bölük yerleşen ve deftere "cemaat-ı perakende" olarak yazılan Yörük/Türkmen grupları, yerleşik hayattan faydalanırken hayvancılık asabiyetlerini ve göçer kütüklerini muhafaza etmişlerdir.

Köyde Tatar ve Yörük ailelerin varlığı, Bozulus ve Dulkadirli bakiyesi olan bu grupların 19. yüzyıl sonunda Savun Kanalı ve bataklık kurutma süreçleriyle ovaya indiklerini ve yerleşik hayata geçtiklerini gösterir.

Köyün ismine dair yerel hafızada yaşayan rivayet, 19. yüzyıl Osmanlı idaresi ile yerel güçler (eşkıya) arasındaki mücadeleye dayanmaktadır. Bir eşkıyanın takibinden kurtulmak amacıyla "kara bir kütüğün" içine saklanarak canını kurtarması anlatısı, bölgedeki otorite-birey çatışmasının halk muhayyilesindeki yansımasıdır. Öte yandan, "selden kurtulan kütük" (Cankurtaran mevkii) anlatısı da bölgenin coğrafi unsurlarıyla tarihinin paralel ilerlediğini gösterir.

Karakütük, Feke ve Kozan dağlarına açılan bir kapı hükmünde olduğu için Fırka-i İslâhiye raporlarında "asayişin hassas olduğu nokta" olarak geçer. Derviş Paşa'nın birlikleri Kadirli (Kars-ı Maraş) merkezinde konuşlandığında, Karakütük ve çevresindeki sarp arazilerde saklanması muhtemel olan firarilerin takibi için bölgede devriyeler oluşturulmuştur. "eşkıyanın kütüğe saklanma rivayeti", tam da bu Fırka-i İslâhiye dönemindeki sıkı denetim ve jandarma baskısının halk hafızasındaki yansımasıdır.

1865 sonrası, Karakütük halkının ovadaki (Savun kanalı civarı) tarım alanları üzerindeki hakları resmiyet kazanmaya başlamıştır. Çünkü "Sazlık ve bataklık kurutulunca tarıma açılmış" Fırka-i İslâhiye ile gelen tapu ve iskan düzeni bu arazilerin köylüler tarafından tapulandırılmasına vesile olmuştur. Fırka-i İslâhiye, Karakütük halkını sürgün etmemiş; aksine onları dağ ile ova arasındaki o kritik eşikte "yerleşik muhafızlar" olarak tescil etmiştir.

Bölgenin idari, askeri, dini ve ekonomik yönetiminde söz sahibi olmuş köklü aileler ve zadeler arşiv kayıtlarında spesifik ayak izleri bırakmıştır. 18. yüzyılın başlarında, bölgedeki asayişsizlik ve eşkıyalık hareketleri üzerine mühürlenen 1708 tarihli Divan-ı Hümayun mühimme kayıtlarında, Kınık ve Karamanlı Yakası nahiyelerinde reayaya zulmeden ve yol kesen eşkıya gruplarıyla işbirliği yapan nüfuzlu yerel liderler arasında Bozeroğlu, Mazioğlu Fethullah, Çelebioğulları ve Hacı Sadullah isimleri açıkça deşifre edilmiştir. Bu ailelerin yerel otorite kurarak ahaliden zorla mal topladıkları tescillenmiştir. İlmiye sınıfı ve idari elitler açısından bakıldığında, 1563 tahririnde Karamanlı Yakası'ndaki mahallelerde Naib-i Kadı (kadı vekili/yönetici), memurlar ve sipahilerin doğrudan ikamet ettiği "Hamace oğlu Salman" mahallesi gibi idari merkezlerin varlığı, bölgenin hukuk ve askeri elitlerinin kökenini göstermektedir

Çontarlar Mahallesi, Köyün asli birimlerinden biri olup, ismindeki "Çontar" ibaresiyle (Türkmen ağzında kısa boylu/tıknaz veya belirli bir oymak kolu anlamında) bir sülale yerleşimine işaret eder. "Çontar" ismi, Türkmen onomastiğinde iki temel kaynağa dayanır: 1844-1845 tarihli Temettuat Defterleri (ML.VRD.TMT) kayıtlarında bu mahalledeki hane yapıları şu şekilde mühürlenmiştir: Çontarlar’da yaşayan ailelerin büyük çoğunluğu, arşivlerde Varsak (Farsak) konfederasyonuna bağlı Karamanlı taifesinin bir kolu olarak kayıtlıdır. Defterde, bu mahalledeki hanelerin "ziraat ve kömürcülük" ile iştigal ettiği belirtilir. Özellikle "Çontaroğlu" lakabıyla kaydedilen hane reislerinin, bölgedeki meşe ormanlarının yönetiminde ve Kadirli merkeze odun sevkiyatında söz sahibi olduğu görülür. Çontarlar mahallesindeki ailelerin temettuata (gelir beyanına) yansıyan en büyük kalemleri; "hayvanat-ı ehliye" (küçükbaş hayvancılık) ve sarp arazide yapılan "ziraat-i dâhil"dir (kısıtlı tarım). Karamanlı Türkmenlerinin idari ve askeri asabiyetini (koruyuculuk/eşkıyalık anlatılarıyla desteklenen güç) temsil eder.

Sarıböğsek Mahallesi, İsmiyle bölgenin florasına atıfta bulunan bu mahalle, yerleşimin tarımsal havzasını genişletir. Böğelek / Böğsek: Türkmen ağzında ve tahrir kayıtlarında, özellikle hayvancılıkla uğraşan obaların hayvanlarını sıcaktan korumak için sığındıkları gölgelikleri veya hayvanlara musallat olan "böğelek" sineğinden kaçılan yüksek, rüzgarlı yerleri ifade eder. Bölgenin toprak yapısı killi-sarı renkte olduğndan ve su burada göllendiğinden (böğleniyorsa), halk burayı coğrafi bir nitelemeyle "Sarı-böğsek" olarak adlandırmıştır.

Üçkazan Mevkii, Coğrafi olarak stratejik bir noktada bulunan bu mahalle, köyün yerleşim sürekliliğini destekleyen ek bir yerleşim birimidir. Fırka-i İslâhiye dönemindeki "jandarma-eşkıya" mücadelelerinde, çevreyi en geniş açıyla gören bu mevki, bir nevi doğal gözetleme kulesi görevi görmüştür. Ayrıca bu mevkide bulunan ve "kazan" olarak adlandırılan doğal su sarnıçlarının, kurak yaz aylarında çobanlar ve sürüleri için "can kurtaran" birer su kaynağı olduğu belirtilir. Karakütük’e sonradan dahil olan veya yaylak-kışlak hattında bu sarp noktayı tutan ailelerin (özellikle Çontarlar ile akraba kolların) yerleşim alanı olduğu görülür. Köyün genelinde görülen Avşar-Varsak sentezi yaşantı, Üçkazan’da hayvancılık kültürüyle daha saf bir şekilde korunmuştur. En önemlisi Köyün ve Akarca Yaylası yolunun kontrol noktasıdır.

Karakütük, Avşar gelenek ve göreneklerinin (yemek kültürü, ağıtlar, misafirperverlik) en canlı yaşatıldığı merkezlerden biridir. Akrabalık bağlarının güçlülüğü, toplumsal asabiyenin (dayanışma ruhunun) korunmasını sağlamıştır. Ekonomik yapısı temel olarak kuru tarım ve hayvancılığa dayanmakla birlikte, köyün stratejik konumu turistik bir aksın üzerindedir:

Kokar Kaplıcası, özellikle yüksek kükürt oranı ve kendine has kokusuyla tanınan şifalı su kaynağının kokusundan dolayı bu adı almıştır. Bölgesel şifa merkezi olarak köyün ekonomisine ve sosyal hareketliliğine katkı sunar.

Köyün, Hitit mirası Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi ve Roma-Osmanlı sentezi Ala Cami ile olan mekânsal yakınlığı, Karakütük’ü kadim medeniyetlerin kesişim noktasına yerleştirmektedir.

Karakütük Sel Destanı: Destan, 19. yüzyılın son çeyreğinde (tahminen 1880-1890 arası), Akarca Yaylası'ndan inen hırçın suların, Karakütük Deresi yatağında devasa bir sel felaketine dönüşmesini konu alır. O dönemde bölge, Kadirli halkının odun ve kömür ihtiyacını karşıladığı, meşe ormanlarıyla kaplı sarp bir mevkidir.

Destanın can damarı, isme ilham veren o mucizevi kurtuluş anıdır. Sele kapılan bir Türkmen’in (rivayete göre ocağın başında çalışan bir kömürcünün), devasa, yarısı yanmış bir kara kütüğe tutunarak hayatta kalması işlenir:

Yandım Allah dedim, sel beni yuttu,

Bir kara kütük ki, elimden tuttu,

Azrail o gece nöbeti unuttu,

Cankurtaran oldu, kütük bir ordu.

Destan, kurtuluşun gerçekleştiği yerin "Cankurtaran" mevkii olarak adlandırılması ve köyün adının "Karakütük" olarak tescillenmesiyle biter. Bu, coğrafyanın isimlendirilerek vatanlaştırılması sürecidir. Türkmenlerde "Kara", sadece renk değildir; bazen güç, bazen yas, bazen de "asli/kadim" olanı temsil eder. Buradaki "Kara Kütük", hem yanmış meşeyi hem de sahibini kurtaran "kudretli" nesneyi simgeler Destan sayesinde bu mevki, köyün kutsal alanı haline gelmiştir. Sosyolojik olarak, "bir kütüğe tutunup kurtulma" metaforu, zor doğa şartlarında yaşayan Varsak-Avşar insanının dayanıklılığını temsil eder. Destanın sonunda geçen "Bırakmam töremi, dökülse kanı" dizesi, fiziksel ölümden kurtulan bireyin, toplumsal/manevi değerlerine (asabiyesine) geri dönüşünü mühürler.

Çukurova ve Kuzey Toros Hattı (Ana Yerleşim ve Kök Sahası)

Osmaniye (Kadirli - Karakütük / Karapınar / Yusufizzettin): Cemaatin dağlık hinterlandındaki ana merkezidir. Çontaroğlu, Karamanlı, Sarılar ve Böğsekoğlu sülaleleri buradaki yerleşimin asli unsurlarıdır.

Adana (Kozan, Feke, Saimbeyli): Varsak (Farsak) boyunun ana yurdu olan bu hat, Karakütük’teki ailelerin "birinci derece" akrabalık bağı taşıdığı sahadır. Özellikle Kozan’ın dağ köylerindeki Karamanlı oymakları ile Karakütük sakinleri aynı silsileye (TD 450) dayanır.

Kahramanmaraş (Andırın - Geben / Darıovası): Takipçinizin de belirttiği üzere, Karakütük (Kerimli) hattına gelen kolların bir ucu Andırın üzerinden bu bölgeye uzanır. Buradaki "Varsak" yerleşimleri doğrudan akraba sahalarıdır.

Karaman & Konya (Ereğli, Ayrancı): İsmini aldıkları Karamanlı taifesinin ana çıkış noktasıdır. 15. ve 16. yüzyılda bu bölgeden Çukurova'ya ("Karamanlı Yakası"na) göç eden kolların geride kalan akrabalarıdır.

Aksaray & Niğde: Karamanlı Türkmenlerinin yaylak-kışlak hattı üzerinde kalan ve yerleşik hayata geçtikleri köylerde Karakütük sülaleleriyle (özellikle Sarılar koluyla) hısım olan haneler mevcuttur.

Mersin (Tarsus, Erdemli, Mut): Varsak Türkmenlerinin en yoğun olduğu illerden biridir. Karakütük’teki Çontar ve Karamanlı oymaklarının Tarsus Varsakları içerisinde mufassal akrabalıkları (16. yy Tarsus Tahriri - TD 450) tescillidir.

Antalya (Serik, Manavgat): Bölgeye "Varsak" adını veren ve iskan edilen kollar, Karakütük'teki ailelerle köken ve gelenek (yaşantı, dokuma, hayvancılık) birliği taşır.

Ege Bölgesi: Muğla & Aydın: Karakütük’ün Sarıböğsek mahallesine ismini veren Sarılar (Sarılu) ve Böğlek cemaatlerinin, Osmanlı’nın "Yörük İskânı" ile Batı Ege’ye sevk edilen kollarının yerleşim alanlarıdır.

Aytaç Bozkuyu

Tarih Bilimi ve Arşiv Uzmanı/Etnolog

Kaynakça

Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Divan-ı Hümayun Mühimme Defterleri, A.{DVNSMHM.d...}, Belgeler: 112-374 (H-20-08-1113), 1152141 (H-10-11-1119), 1152544 (H-29-02-1120).

Ankara Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Arşivi, 1563 tarihli ve 168 numaralı Kars-ı Maraş Mufassal Tahrir Defteri (Varak 53-a).

Yılmaz Kurt, "XVI. Yüzyılda Çukurova’da Oğuz Boyları", Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, 2002.

Mahmut Esat Kurtul, "Kürtül ve Çevresi Soyağacı ve Yerleşim Yerleri Tarihsel Raporu", Türkiye Soyağacı Araştırmaları Akademisi, 2026.

İbrahim Polat & Emin Toroğlu, "XVI. Yüzyılda Yukarı Çukurova’da Kırsal Yerleşme: İdari Bölünmenin Mekânsal Farklılaşmadaki Rolü", International Academic Social Resources Journal, Cilt 11, Sayı 3, 2026.

Yorumlar

Popüler Yayınlar