Kadirli Oruçbey Köyü
Kadirli Oruçbey Köyü
Anadolu'daki pek çok yerleşimin aksine Oruçbey, daha önce gayrimüslimlerin yaşadığı ve sonradan ismi değiştirilen bir köy değildir. Doğrudan Varsak Türkmenleri'nin "Oruçbey Oymağı/Cemaati" tarafından sıfırdan kurulan bir yerleşim yeridir.1865 yılında Fırka-i Islahiye’nin zorunlu iskan politikasıyla konargöçer hayattan yerleşik hayata geçen bu topluluk, yerleştikleri bu toprağa kendi beylerinin ya da aşiretlerinin adını (Oruçbey) vermiş ve bu isim günümüze kadar hiç değişmeden korunmuştur.
Köyün güney ve batı sınırları, Çukurova’nın ova düzlüğü ile engebeli arazilerinin kesiştiği mülki hatları belirler. Eski dönem arazi kayıtlarına göre Oruçbey; güney komşusu Yenigün (eski adıyla Mihirli) ve batı komşusu Karakütük köyleriyle tarımsal sınır uyuşmazlıklarını en aza indirmek için Savrun Çayı havzasındaki alüvyal toprak paylaşımlarını esas almıştır.
Köyün kuzey aksı, tarihsel olarak en dinamik sınır paylaşım alanıdır. Coğrafi sınır raporlarında, 643 metre rakımlı Akarca Tepesi ve çevresindeki yaylak alanların, doğuda Oruçbey köyü toprakları ile kuzey/batıdaki dağlık köy sınırlarını birbirinden ayırdığı kayıtlıdır. Bu hat, köylülerin hayvan otlatma ve meralardan ortak yararlanma sınırını çizmiştir.
Oruçbey'in idari yüzölçümünün çevre köylere kıyasla nispeten dar ve kısıtlı olduğu vurgulanır. Ancak toprağın dar olmasına tezat olarak, ilçe merkezine lojistik yakınlığı sebebiyle kilometrekareye düşen insan sayısı (nüfus yoğunluğu), Cumhuriyet'in ilk dönemlerinden itibaren çevre dağ köylerine göre hep yüksek seyretmiştir.
Oruçbey köyü, Çukurova tarihini etkilemiş önemli Türkmen aşiretlerinden biri olan VARSAKLAR tarafından kurulmuştur. Varsakların Anamaslı diğer adı Karaçalı olan teşekkül içerisinde ORUÇBEY oymağı bulunmaktadır. Varsak Türkmenleri, literatürde Tarsus Türkmenleri olarak da geçer. Bu topluluk genellikle Varsak adı ile anılmakla birlikte Varsah, Farsak, Fersah adıyla da anılır.
Varsaklar için “Karsak” sözünü kullananlar da vardır. Bugünkü Varsaklar ise kendileri için Farsak adını tercih etmektedirler. Varsak kelimesi çeşitli anlamlara gelmektedir. Bunlar: Boy (bir Türk boyuna verilen isim); Şahıs (boy beyi); Silah (eski savaş aletlerinden olan bir çeşit yatağan, kısa kılıç); Yer (dağ); Hayvan (karsak).Varsaklar, Osmanlı-Memlük ve Osmanlı-Karamanoğulları ilişkilerinde önemli roller üstlenmişlerdir. 1250’lerde Ramazanoğulları Beyliği’ni oluşturan 7 Türkmen boyundan biri olan Varsaklar, 1517 yılında Ramazanoğulları ile birlikte Osmanlı himayesine girmişlerdir. 18. yüzyıldan itibaren Kuzey Çukurova’ya doğru göç eden Varsaklar, Kozanoğulları’nın piyade askerleri olmuşlardır. Merkezi otoritenin baskısıyla Varsaklar, Kozanoğulları ile birlikte farklı illere göç etmişlerdir.”
Oruçbey oymağı başlıca Kadirli’nin kuzeyi, Maraş, Elbistan ve Yozgat yörelerinde yurt tutmuştur. Dulkadirli elinin Bozulus ve Yeni İl arasında kolları olduğu gibi kalabalık bir grubu da İran’a gitti. Bu kol orada Zülkadr adıyla tanındı. En büyük Dulkadir oymakları ise şunlardır: Karacali (bazı obaları: Yazır, Sevinçli, Oruç Beyli, Ulaşlı, Urcanlı, Kazancılı, Söylemezli), Dokuz Bişanlı (bazı obaları: Karkın, Hacılar, Dokuz Koyunlu, Karamanlı), Cerid (bazı obaları: Mamalı, Oruç Gazili, Kara Hasanlı), Kavurgalı, Döngeleli, Akça Koyunlu (bazı obaları: Mûsâ Hacılı-Mûsâcalı-Çalışlı), Eymür, Çimeli, İmanlı Afşarı, Çağırganlı, Gündeşli, Tecirli idi. Dulkadirli elinin Yozgat ve komşu yörelerdeki en önemli oymakları da şunlardı: Akçalı, Kızıl Kocalı, Akça Koyunlu, Şam Bayatı, Sevgülen, Çiçekli. Dulkadirli elinin Kadirli ve Kozan sancaklarında da kolları vardı.
Prof. Cevdet Türkay, Aydın-Saruhan sancakları, Ermanak kazası (İçel sancağı), Adana ve Maraş sancaklarında, bulunan farsak (varsak) cemaatleri ile Kırşehri, Bozok ve Kars-ı Zülkadriye kazasında bulunan Varsak cemaatlerinin konar-göçer, Türkmen Yörükani taifesinden olduğunu belirtmektedir. Yine birçok yazar Varsaklar’ın, Ramazanoğullarını oluşturan Üç-Ok kabilesine mensup, yedi Türkmen ailesinden birisi olduğunu eserlerinde zikreder.
Köyün kuruluş zeminini oluşturan Kars-ı Maraş (Kadirli) sancağı, 1515 Turnadağ Savaşı ile Osmanlı idaresine geçmden önce Dulkadiroğulları Beyliği’nin, Çukurova genelinde ise Üçok kollu Ramazanoğulları Beyliği'nin egemenlik sahasındaydı. XVI. yüzyıl Osmanlı tahrir defterlerine göre Yukarı Çukurova coğrafyasında kırsal iskânın temel birimini karyeler (köyler) ve çok daha yaygın olarak mezraalar oluşturmaktaydı. Havzada yer alan Kınık, Savrun ve Sinbas gibi nahiyelerde XVI. yüzyılın ilk yarısında 58 karye ve 329 mezraa kayıtlı iken, yüzyılın ikinci yarısında bu sayı 66 karye ve 366 mezraaya yükselmiştir. Yerel aşiret yapılarının zaman içinde bazı yerleşmeleri mezraadan köye dönüştürdüğü, bazen de asayişsizlik sebebiyle köylerin mezraa statüsüne gerilediği bilinmektedir.
1671 yılında bölgeden geçen Evliya Çelebi, Kadirli-Osmaniye hattında yer alan Kınık kazasının Celali karışıklıkları esnasında dağıldığını, halkının perişan olduğunu ve kalesinin muattal kaldığını kaydeder. Şehir merkezleri harabeye dönse dahi havza, kadim "Pazaryeri" ve aşiret kışlağı olma özelliğini yüzyıllar boyunca korumuştur.
Köyün kuruluşuna dair sunulan "Tarsus Türkmenleri" olarak da bilinen Varsak (Farsak) topluluğuna ait Anamaslı (Karaçalı) kolu içerisindeki Oruçbey oymağı, bölgedeki Oğuz boy yapısıyla harmanlanmaktadır. Arşiv ve tahrir kayıtlarında yapılan karşılaştırmalı analizlere göre havzadaki ana boy dokusu ve ilişkili cemaatler şu şekildedir:
Oruçlu / Oruçboğlu Cemaati: Kaynak metinlerde geçen Oruçbeyli yapısı, XVI. yüzyıl kayıtlarında Dulkadirli ve Halep Türkmen grupları içerisindeki Avşar ve Bayat kollarıyla sıkı bağlara sahiptir. Zülkadriye taifesine tabi Avşar cemaatleri bölgedeki konargöçer nüfusun en büyük gövdesini oluşturur.
Anamaslu (Döngelli) Cemaati: Dulkadirli Türkmenlerinin ana kütlesini oluşturan boylar altında, Dokuz, Cerid, Ağcakoyunlu, Anamaslu, Tecirli ve Gündeşli gibi 700'e yakın cemaat listelenmiştir. Anamaslu cemaati literatürde Karaçalı adıyla da anılmaktadır.
Akraba Oymaklar: Yapı içerisinde zikredilen Yazır boyu, Bayat, Avşar ve Beğdilli gibi Dulkadirli konfederasyonunu kuran ana Bozok-Üçok unsurları arasında yer alır.
Kars-ı Maraş ve Adana sancakları arasındaki sınır hatlarında kışlayan cemaatlerin göç hareketliliği, Osmanlı devlet aygıtının sürekli takip ve müdahale alanlarından biri olmuştur.
Yakın dönem askeri tarih çalışmalarında (Kadirli Askerlik Şubesi ve Nüfus Müdürlüğü arşiv belgelerine göre), köyün ulusal savunma kronolojisindeki yeri resmi bir kayıtla belgelenmiştir.Oruçbey köyü nüfusuna kayıtlı, 1931 doğumlu, Halil oğlu Ali Karakeçili isimli piyade er, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler çatısı altında katıldığı Kore Savaşı'na (1950-1953) katılmış ve köyün resmi askeri tarih kayıtlarındaki yerini almıştır.
Kızılbaş Sığınmacıları ve İskânı (H-01-04-1046 / M-1636): Safevi Devleti (Kızılbaş) baskılarından yüz çevirip Devlet-i Aliyye’ye itaat eden ve sığınan aşiretler ile Ulus taifesi, Adana eyaleti dahilinde Kınık nahiyesi civarındaki boş yaylak ve kışlaklara yerleştirilmiş ve kendilerine her türlü kolaylık sağlanmıştır. Bu göçmen grupların Kınık dışına kaçarak düzeni bozmaları Erzurum, Van ve Diyarbekir valilerine gönderilen hükümlerle kesin olarak engellenmiştir.
Rakka Sürgünleri ve Aşiret Şekaveti (1700 - 1720): İfraz-ı Zülkadriye Türkmanı taifesinden olan ve Kadirli/Kınık kazalarında "ziraat ve hiraset" (çiftçilik) şartıyla iskân edilen Tacirlü (Tecirli) cemaati ile Karahasanlı Ceridi Türkmanından olan Sakallı (Saklı) cemaati, yerleşik hayatı bırakıp yol kesmeye ve ahaliye zulmetmeye başladıklarından dolayı, asayişi sağlamak adına Suriye'deki Rakka eyaleti mukataasına sürülmüş ve vergileri oraya zam olunmuştur.
Fırka-i İslâhiye ve Zorunlu İskân (1865): Cerid ve Tecirli aşiretlerinin yüzyıllar süren yaylak-kışlak döngüsü ve çevreye verdikleri zararlar, 1865 yılında İstanbul'dan gönderilen Fırka-i İslâhiye ordusunun sert askeri tedbirleriyle son bulmuştur. Aşiretlerin dağlık alanlara ve yaylalara çıkması tamamen yasaklanarak Kadirli ve Osmaniye ovalarındaki "kadim kışlaklarına" (örneğin Hacı Osman köyü) indirilmiş, köyler inşa ettirilerek çiftçilik yapmaya mecbur bırakılmışlardır.
Muhacir Grupları (1877-1878): 93 Harbi sonrasında bölgeye sevk edilen Kafkasya ve Balkan göçmenleri (Muhacirîn) devlet eliyle bu yeni kurulan ova köylerine yerleştirilmişlerdir.
XVI. yüzyıl Osmanlı idari ve mali kayıtlarına bakıldığında, bölgedeki aşiret reayasının kamu hizmetleri karşılığında geniş vergi muafiyetlerine (Muaf) sahip olduğu saptanmaktadır.
1563 tarihli Kars-ı Maraş tahrir defterine göre bölgedeki 25.466 vergi nüfusundan 1.421 kişi sipahi veya sipahizâde statüsünde olup kılıç ehli olarak askeri-idari görevleri ifa etmekte ve vergiden muaf tutulmaktaydı. Ayrıca Keçebey karyesinden Mevlüd gibi şahıslar timar mutasarrıfı olarak tescil edilmiştir.
Sancak genelinde dini hayatı, adli işleri ve eğitimi organize eden 179 imam ile 265 derviş ve abdal bulunmaktaydı. Bu şahıslar din hizmetleri sebebiyle tekâlif-i örfiyyeden muaf kılınmışlardır.
Zülkadriye genelinde ve Kars-ı Maraş (Kadirli) sancağındaki nehir boylarında pirinç üretimiyle görevli 1.434 çeltikçi neferi bulunmaktaydı. Bu şahıslar, devletin pirinç ihtiyacını karşılamak gibi stratejik bir ekonomik görevi üstlendikleri için hane başına alınan avarız vergisinden muaf tutulmuşlardır.
Bölgedeki idarecilerin (Üzeyir Sancak Beyi İskender gibi) reayadan bedelsiz erzak alması ve angarya ile ev yaptırması gibi suistimaller, merkezden gönderilen müfettişler (Duacı oğlu Kurd Çavuş gibi) vasıtasıyla şer'iyye denetimine tabi tutulmuştur.
Oruçbey köyü; Kadirli'nin geniş ova tabanı ile dağlık kütleleri arasında kalan "Tepelik Saha" (az eğimli yamaçlar) ünitesinde yer alır. Akademik raporlarda köyün yüzölçümünün çevre köylere kıyasla nispeten dar olduğu vurgulanır.
Toprak miktarının az (dar yüzölçümü) olmasına karşın, ilçe merkezine olan coğrafi yakınlığı ve tarımsal verimliliği nedeniyle Oruçbey, kilometrekareye düşen insan sayısı (nüfus yoğunluğu) en yüksek olan Kadirli köyleri arasında (Sarıtanışmanlı ve Kayasuyu köyleriyle birlikte) sınıflandırılmıştır.
Bölgedeki mülki sınır incelemelerinde , köyün kuzey aksındaki dağlık alanlarla olan bağları işlenir. Akademik kayıtlara göre Akarca Tepesi (643 m) civarında gelişen yayla yerleşimi doğudan bizzat Oruçbey köyü toprakları, güneyden Yenigün (Mihirli), batıdan ise Karakütük köyleriyle çevrelenmiştir. Köy halkı tarihsel olarak hayvancılık ve yaz sıcaklarından korunma amacıyla bu hattı kullanmıştır.
Millî Mücadele döneminde en kanlı çarpışmaların yaşandığı Osmaniye, Kadirli ve Gavurdağı (Cebel-i Bereket) bölgesi; iskan edilmiş olan Ulaşlı, Tecirli ve Avşar gibi Türkmen aşiretlerinin oluşturduğu milis (çete) kuvvetlerinin Fransız işgaline karşı koyduğu en önemli mukavemet hattı olmuştur. Millî Mücadele yıllarında çeteler arasında Gavurdağı'na özlem ve övgüyü anlatan altı kıtalık "Gavurdağı Ağıtı" en çok söylenen ve motivasyonu artıran kültürel unsurlardan biri olmuştur. Yöre kültürünün bu bakir ve dinamik yapısı, 1936 yılında Atatürk'ün davetiyle Türkiye-Macaristan halk ezgilerinin ortak kökenlerini araştıran ünlü Macar müzikolog Bela Bartok'un derleme yapmak üzere özellikle Osmaniye ve Kadirli kırsalına gönderilmesini sağlamıştır.
Köyde yaşayan bazı sülaleler
Karacanoğlu / Karacaoğlan Sülalesi: Karacanoğlu, Karacaoğlan, Karacan. Bu aile, köyün kurucu unsuru olan ve Osmanlı tahrir defterlerinde "Tarsus Türkmenleri" olarak geçen Varsak Aşireti’nin yerleşik hayata geçen en köklü kolları arasındadır. Fırka-i Islahiye (1865) sonrasında ova ile yamaç kuşağında iskan edilen göçer Türkmen beylerinin soyundan geldikleri; aile lakabının doğrudan güney yürük kültürü ve halk ozanı geleneğiyle (Karacaoğlan anlatıları) bağlantılı olduğu akademik bölge monografilerinde belirtilmektedir.
Karakeçili Sülalesi: Karakeçili adı her ne kadar doğrudan Karakeçili Aşireti (Oğuzların Kayı boyuna mensup büyük konargöçer federasyonu) bağını işaret etse de, bölge coğrafyasındaki iskan süreçlerinde Oruçbey köyü içerisindeki bu sülalenin, Varsakların Karaçalı (Anamaslı) koluyla akrabalık kurarak bütünleştiği bilinmektedir. Arşiv kayıtlarında "Karakeçili Cemaati" olarak geçen unsurların Çukurova iskanında Savrun Çayı havzasına yerleştirilen kollarındandır.
Kayıklık Sülalesi: Bölgedeki yörük-aşiret şecerelerine göre bu sülale, "Kayıklık/Kayıkçı" oymağı olarak da bilinen ve geçmişte nehir taşımacılığı veya Savrun/Sumbas çayları çevresindeki lojistik faaliyetlerle anılan eski bir Türkmen cemaatinin uzantısıdır. Çukurova’nın fethi ve iskanında yer alan göçer grupların cumhuriyet döneminde aldığı yerleşik soyadlarındandır.
Kadıoğlu Sülalesi: Osmanlı klasik ve geç dönem nüfus/temettuât defterlerinde Çukurova’da din eğitimi, adalet ve idari işlerde görev almış (kadılık yapmış) veya okuma-yazma oranı yüksek olan Türkmen ailelerine "Kadıoğlu" unvanı verilmiştir. Oruçbey’deki Kadıoğlu sülalesi, 1865 yılındaki Fırka-i Islahiye iskanında göçerliği bırakıp Savrun Çayı havzasına yerleşen, köyün adını aldığı Varsak Türkmenleri'nin Oruçbey cemaati içindeki en eski okur-yazar ve yerleşik aristokrat damarlarından birini temsil eder.
Güntürk Sülalesi: "Güntürk" soyadı, Cumhuriyet'in ilanından sonra Soyadı Kanunu (1934) ile bölgedeki saf Türkmen kimliğini koruyan oymaklara verilen tipik öz-Türkçe soyadlarındandır. Bu sülale, Varsak Türkmenleri’nin Karaçalı (Anamaslı) boyuna doğrudan akraba olan ve Oruçbey tepelik sahası ile Akarca Yaylası hattında tarih boyunca hayvancılık faaliyetlerini yürüten kurucu Türkmen sülalelerindendir.
Demirezer Sülalesi: "Demirezer" sülalesi, Kadirli ve çevresindeki köklü demircilik, zanaatkarlık ve teknik becerileriyle tanınan tarihi esnaf ailelerinin Oruçbey köyündeki uzantısıdır. Bölge tarihçesinde (özellikle Tecirli ve Varsak aşiretlerinin yerleşik hayata geçişinde) demir işçiliği yapan ya da tarım aletleri üreterek aşiretin ovadaki gücünü artıran "Demirci" veya "Demirezer" cemaat kolları mevcuttur. Oruçbey yerleşkesinin ovaya açılan ulaşım ağında tarımsal makineleşmenin ve zanaat hafızasının öncülerindendir.
Mecitoğlu Sülalesi: "Mecitoğlu" ailesi, adını aşiretin veya sülalenin tarihsel büyüğü olan "Mecit" isimli bir Türkmen beyinden almaktadır. Güney sülale şecerelerine göre bu aile, Çukurova’nın en büyük göçer federasyonlarından olan Bozulus Türkmenleri veya onun bölgedeki kollarının Oruçbey köyündeki diğer Varsak aileleriyle kız alıp verme (evlilik) yoluyla akrabalık kurarak kaynaşmış bir cemaat koludur. Tarımsal genişleme döneminde köy sınırları içindeki topraklarda kalıcı mülkiyet edinmişlerdir.
Loğoğlu Sülalesi: Kadirli, Andırın ve Kozan hattının en köklü ve geniş mülk sahibi hanedanlarından olan Loğoğlu sülalesi, tarihi kayıtlarda "Kars-ı Zülkadriyye" (Kadirli) sancağında idari ve askeri nüfuz sahibi büyük bir ağalık/beylik yapısına dayanır. Oruçbey köyündeki mülkiyet ve akrabalık bağları, ovadaki tarım genişlemesi sürecinde köyün diğer büyük Varsak aileleriyle kurulan evlilik ittifaklarına ve toprak paylaşımlarına dayanmaktadır.
Gençoğlan Sülalesi: Varsak Türkmenlerinin güney Toros yamaçlarında genç ve dinamik nüfusuyla bilinen, tarımsal iş gücünü ve imece kültürünü elinde tutan köklü kollarından biridir. Köyün yerel üretim hafızasında (özellikle geleneksel tarım faaliyetlerinde) kritik rol oynamışlardır.
Doğan Sülalesi: Doğan sülalesi, Çukurova genelinde çok yaygın olmakla birlikte, Oruçbey özelinde doğrudan köyün adını aldığı Oruçbey Oymağı'nın öz çocukları ve kurucu aileleri arasında zikredilir. Osmanlı'nın son döneminde göçer hayattan toprağa yerleşen ve Savrun havzasındaki tepelik sahalarda hayvancılığı (özellikle Akarca Yaylası hattında transhumance faaliyetlerini) uzun süre devam ettiren ana oymak damarlarındandır.
1920'li yıllarda (Cumhuriyet'in kuruluşu ve 1927 ilk genel nüfus sayımı dönemi) Kadirli genelinde kır yerleşmelerinin hane sayıları incelendiğinde, Oruçbey köyünün ortalama 20 ila 35 haneden oluşan, orta büyüklükte bir Türkmen köyü olduğu görülür.
Dönemin akademik nüfus analizlerine göre Çukurova kırsalında hane başına düşen ortalama insan sayısı 5-6 kişi olarak kabul edilmektedir. Bu doğrultuda 1920'li yılların başında köyün toplam nüfusunun 120 ila 180 kişi arasında değiştiği hesaplanmaktadır.
2015 yılında Küçükören Tepesi sita alanı ilan edilmiştir. Sit alanı hakkında tutulan raporda "Konglomera kayaç yapısında olan anakayanın yontulmak suretiyle yapıldığı mimari bir yapı olduğu düşünülen bir alan tespit edilmiştir. Anakayaya oyulmuş, yekpare, konglomera sütun parçasının belinin yarıya kadar ayakta olduğu, ancak üst kısmının olmadığı, bir diğer sütun parçasının ise yerde harabe bir şekilde durduğu tespit edilmiştir. Ayakta olan konglomera sütun parçasının etrafında düzgün kesilmiş ve toprağın altında bulunduğu ve ortaya çıkan sütunlu mekânın devamı olduğu düşünülen mekânların oluşumu hakkında bilgi veren blokların izleri yüzeyde eğim boyunca izlenmektedir. Yine aynı sütunun yaklaşık olarak 1 metre çapında, kalın bir sütun parçası olduğu anlaşılmaktadır. Sütun parçalarının etrafında anakayanın düzgün oyulması ile oluşturulmuş küçük mekânlar görülmektedir. Yine aynı alanda başta duran daire işlenmiş, inşaa durumunda olmayan taş parçası görülmüştür. Sütun parçalarının kalınlıkları ve duvar kalınlığı dikkate alınırsa bu tepe üstünde antik dönemde kullanılmış bir kompleksin veya yapının bulunduğu düşünülmektedir. Bu alanda ayrıca yer yer antik dönem seramik parçalarına rastlanılmıştır. Ayrıca konglomera kayacına yapılan sütunların antik dönemde kullanıldığı bilinmekte birlikte, Kilikya Bölgesinde tarafımızca şuana kadar böyle bir örnekle karşılaşılmamıştır. Bu nedenle tespit yapılan alan bölge için bizce unik bir örnektir" şeklinde yazılmıştır.
Aytaç Bozkuyu
Tarih Bilimi ve Arşiv Uzmanı/Etnolog
Kaynakça
Çakır, B. (2011). Maraş Çeltük Enharı Mukataası: Osmanlı Döneminde Maraş'ta Çeltik Üretimi. Kahramanmaraş Sempozyumu, 555-556.
Çetinkaya, B. (2024). Osmanlı Döneminden Milli Mücadele Dönemine Osmaniye Tarihi. İnsan ve Toplum Bilimleri Akademi Dergisi (INTOBA JHSSA), 4(2), 95-111.
Eliaçık, M. (2011). Dulkadirli Cemaatlerinin Hasılatına Ait Bir Tahrir Defteri Üzerine. Uluslararası Dulkadir Beyliği Sempozyumu, II, 129-130
Kurt, Y. (2007). XVI. Yüzyılda Kars-ı Maraş Sancağı’nda Mu’âflar ve Mu’âfiyet Sebepleri. Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2007-2008.
Sansar, M. F. (2013). 19. Yüzyılda Çukurova Türkmen Aşiretleri I: Cerid ve Tecirliler. The Studies of Ottoman Domain, 3(5), 1-15.
Yorumlar
Yorum Gönder