Sumbas Reşadiye (Papak) Köyü


Sumbas Reşadiye (Papak) Köyü

Sumbas Reşadiye (Papak) Köyü ve çevresini içine alan Yukarı Çukurova havzası, coğrafi şartlarının yanı sıra iktisadi ve sosyal elverişliliği sebebiyle İlkçağlardan itibaren kesintisiz bir yerleşim sahası olmuştur. Bölgede Hititler, Asurlular, Persler, Grekler, Romalılar ve Bizanslılar hüküm sürmüştür. Sumbas sit alanı raporları ve yüzey araştırmaları, Reşadiye çevresinde Geç Roma ve Bizans dönemine ait, Anavarza antik kentini Savrun ve Sumbas çayları üzerinden dağlık iç kesimlere (Kozan ve Andırın) bağlayan tali bir karakol ve gözetleme kulesi nirengi noktası tespit etmiştir. Köyün hemen yakınlarındaki yükseltilerde, antik dönem askeri garnizonlarının su ihtiyacını karşılamak üzere kayaya oyulmuş ve üzeri harçla kapatılmış gizli su sarnıçları yer almaktadır. Bu durum, bölgenin yüzyıllar öncesinde de "güvenlikli hat" (müstahkem mevkii) olarak seçildiğini kanıtlar.

Bölge, Abbasiler döneminden itibaren Orta Asya'dan getirilen Türk nüfusuyla tanışmış, 1082-1083 yıllarında Anadolu Fatihi Süleyman Şah zamanında Selçuklu hakimiyetine girmiştir. Haçlı seferleri esnasında Ermeni egemenliğine giren sahanın kalıcı olarak Türkleşmesi, 1250'den sonra Memlükler zamanında Moğol istilasından kaçarak Halep Türkmenleri adıyla bölgeye gelen 40.000 evden fazla Üçok ve Bozok kolları eliyle gerçekleşmiştir. 14. ve 15. yüzyıl Tapu Tahrir Defterlerinin geriye doğru iz düşümleri incelendiğinde, bu bölge Memlûk Devleti ile Dulkadiroğlu Beyliği arasında kanlı bir tampon bölgedir. Memlûklüler döneminde Çukurova’nın iç kesimlerindeki kereste ve emtianın, Sumbas Çayı vadisi kullanılarak nehir yoluyla aşağıya (Misis ve Ayas Limanı'na) taşınması projesi uygulanmıştır. Reşadiye (Papak) toprakları, Toroslar’dan kesilen kerestelerin nehir üzerinde yüzdürülmeden önce toplandığı ve tahrir kayıtlarında "Tomruk Mahalli" olarak geçen geçici lojistik duraklardan biridir. Üçok ve Bozok kolları bölgeye kalıcı yerleşmeden önce, Memlûk sultanlarının Türkmen oymaklarını güneyden gelen Arap akınlarına karşı bu vadide (Sumbas havzasında) "ücretli muhafız/asker"olarak istihdam ettiği Memlûk arşiv belgelerinde kayıtlıdır.

17.ve 18. yüzyıl mühimme ve şikâyet defterlerinde, Reşadiye (Papak) köyü arazilerinin de içinde bulunduğu Sumbas havzasının, Osmanlı merkezî otoritesine meydan okuyan yerel unsurların "stratejik kaçış yeri" olduğu görülür. Bölge, Adana Valiliği ile Kozanoğulları Derebeyliği arasında sürekli el değiştiren bir alandı. Adana Valisi’nin tahsildarları (mültezimler) ne zaman Sumbas’a girse, yerel aşiretler Reşadiye’nin arkasındaki engebeli kayalık mülk arazilerine ve ormanlık vadilere çekilerek izlerini kaybettiriyorlardı. Merkezî arşivde bu durum için "Sumbas nam mevkide sakini olan taifelerin dağlara iltica ederek emr-i şerife muhalefet eyledikleri" ibaresi kullanılır. Tarsus-Kozan Şer'iyye Sicillerindeki tereke ve dava kayıtlarında; kadim kervan yolunun Sumbas ayağında yapılan soygunlarda, suçluların izinin Papak yakınlarındaki mağaralarda kaybedildiği, yerel ağaların da bu haramileri merkezî orduya karşı "paralı asker" olarak devşirdiği hukuki davalar arasındadır.

1700-1850 yılları arasında Sumbas bölgesi büyük oranda Kozanoğulları Hanedanı’nın ve onlara bağlı yerel mütesellimlerin/ağaların vergi ve idari denetimi altındaydı. Reşadiye (Papak) köyünün kurulduğu araziler, bu dönemde mülk veya mukataa arazisi olarak işlenmiştir. Arşivdeki şikâyet ve ahkam defterlerinde, bu bölgede tarım yapan muhacir/Türkmen unsurlardan yerel mültezimlerin fazla vergi talep ettiğine dair kayıtlar mevcut olup, Papak ahalisinin de bu idari ve ekonomik baskılara maruz kaldığı kronolojik olarak uyuşmaktadır. Sumbas bölgesindeki 18. ve 19. yüzyıl vakfiyeleri tarandığında, doğrudan "Papak Köyü" adına kayıtlı müstakil bir kurucu vakfa bu dönemde rastlanmamıştır. Bunun temel sebebi, köyün o dönemde henüz bağımsız bir idari birim (köy tüzel kişiliği) olmaması, muhtemelen Sumbas’ın köklü zadelerine (bölgedeki toprak sahibi ailelere) ait vakıf arazileri veya mirî topraklar üzerinde muvakkat (geçici) bir yerleşim yeri olmasıdır. Köy, ancak Geç Osmanlı döneminde (Reşadiye adını aldığında) tam mülkiyetli ve müstakil bir köy kütüğüne kavuşmuştur.

Köyün resmî kayıtlardaki adı olan "Reşadiye", Sultan V. Mehmed Reşad’ın (1909–1918) saltanat dönemine rastlayan geç dönem Osmanlı iskân siyasetinin bir ürünüdür. Kafkasya Rus işgalleri veya mübadele/muhaceret dalgalarıyla Çukurova’ya gelip Sumbas havzasına yerleşen bu Karabağ kökenli nüfusa, devlet tarafından mülkiyet verilerek köy statüsü tanınmış ve Sultan'ın adına ithafen yerleşimin adı Reşadiye olarak mühürlenmiştir. Derviş Paşa’nın mühürlü ordu günlükleri ve iskân defterleri incelendiğinde, Reşadiye (Papak) bölgesinin iskan edilme mantığının arkasında sosyo-ekonomik mühendislik yatar. Osmanlı Devleti, Kafkasya/Karabağ muhaceret dalgasıyla gelen ve savaşçı bir karakter taşıyan "Papaklı" ahalisini Sumbas’akine yerleştirirken tesadüfi hareket etmemiştir. Devlet; bölgenin kadim ve asi Türkmen boyları olan Bozdoğanlar ve Avşarların arasına, merkeze sadık, tarımla uğraşan ve itaatkâr bu göçmen grubunu yerleştirerek bölgesel bir güç dengesi (balans) kurmayı amaçlamıştır. Yani Papak Köyü, asi aşiretlerin etrafına örülen "sadakat çemberinin" mühürlü bir halkasıdır.

Reşadiye (Papak) köyü sakinleri kesin olarak Oğuz (Türkmen) boyuna mensuptur. Karabağ ve Kafkasya sahasında "Papaklı/Karabağlı" olarak anılan bu kitle, Safevi Devleti'ni kuran ve sonrasında Osmanlı coğrafyasına göç eden öz be öz Oğuz boylarının bakiyesidir. Kafkasya ve Karabağ’dan Çukurova’ya uzanan bu nüfus hareketinin izi sürüldüğünde, Papak ahalisinin köken aldığı iki ana Oğuz boyu ve bu boyların alt teşekkülleri (oymaklar) belgelenmiştir. Karabağ coğrafyasında yüzyıllarca hüküm süren ve giydikleri kalpaklardan ötürü bölgede "Papaklı" veya "Kızılbaş/Türkmen" olarak adlandırılan grupların ezici çoğunluğu Afşar boyuna mensuptur. Karabağ hanlarının ve o bölgedeki mühim Türkmen asalet sülalelerinin kökeni Oğuzların Afşar boyunun Cavanşir (Cavanşir-Afşar) ve Otuziki boy ittifaklarına dayanır. Karabağ sahasından göç ederek Sumbas/Kadirli havzasına gelen Papak ahalisi, Çukurova'daki kadim Avşar ya da (Kayı/Avşar karışımı) yerleşimleriyle kültürel ve akrabalık bağlarını çok hızlı kurmuştur. Bu durum, genetik ve sosyolojik hafızanın aynı boydan (Afşar) beslenmesinin bir sonucudur.

Karabağ ve Gence (Kafkasya) bölgesinde "Papaklılar" kimliği altında eriyen bir diğer büyük Oğuz unsuru ise Bayat boyudur. Karabağ’da "Bayat" adını taşıyan kaleler ve köyler mevcuttur. Büyük Türk şairi Fuzulî de bu boydandır. Reşadiye (Papak) köyünün en büyük simgesi olan Âşık Sefer’in temsil ettiği "kopuz/saz ve söz" kültürü ile hikaye anlatıcılığı (Dede Korkut ekolü), doğrudan Oğuzların Bayat boyunun günümüze taşıdığı en karakteristik kültürel gen haritasıdır. Neden doğrudan "Afşarız" veya "Bayatız" demeyip de "Papak" ismini kullandıklarının akademik izahı şudur: 16. ve 17. yüzyıllarda Kafkasya ve Azerbaycan’da boy esasına dayalı idari yapı (Afşar, Bayat, Kaçar vb.), Safevi ve sonrasındaki Hanlıklar döneminde coğrafi ve askeri ittifak kimliklerine (Karabağlılar, Otuzikiler, Papaklılar) evrilmiştir. Bölge ahalisi Kafkasya’da Rus muhasarasına ve çevre unsurlara karşı kendi Türkmen kimliklerini korumak için ayırt edici bir unsur olan post başlığı (Papak) takmışlardır. Çukurova’ya göç ettiklerinde, buradaki yerli unsurlar onları geldikleri boy adıyla değil, taşıdıkları bu bariz kültürel nişaneyle, yani "Papaklar / Papaklılar" olarak kaydetmişlerdir. Sumbas Reşadiye (Papak) Köyü sakinleri; Oğuz boyundandır. Kökenleri, tarihsel ve coğrafi göç yolları tahrir edildiğinde müşterek olarak Bozok kolunun Afşar (Avşar) boyu ile Üçok kolunun Bayat boyunun Kafkasya süzgecinden geçerek Çukurova'ya ulaşmış mühürlü bakiyeleridir.

Arşiv kayıtları ve göç hareketleri Papak ahalisinin Çukurova’ya doğrudan 16. yüzyıl kadim iskanlarıyla değil; 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın ortaları (özellikle 1828-1829 Osmanlı-Rus Harbi ve sonrasındaki Kafkas göç dalgaları) arasındaki süreçte geldiklerini göstermektedir. Topluluk, Karabağ sahasından güneye inerek Cebel-i Bereket (Osmaniye) sancağı içindeki Sumbas kazasına yerleşmiştir. Papak ahalisinin Sumbas'taki varlığı, 1865 yılında Ahmet Cevdet Paşa ve Derviş Paşa komutasındaki Fırka-i İslahiye’nin bölgeye gelmesiyle hukuki bir statü kazanmıştır. O döneme kadar muhtemelen konar-göçer veya geçici sığınmacı statüsünde olan ya da bölgedeki yerel ağalıkların (Kozanoğulları himayesi) topraklarında yarıcı/ortakçı olarak çalışan Papaklılar, Fırka-i İslahiye'nin zorunlu yerleşik hayat politikasından etkilenmiştir. Topluluk, Sumbas sit alanı yakınlarında, bugün köyün bulunduğu topraklara kalıcı olarak yerleştirilmiş ve tescil edilmiştir.

ML.VRD.TMT (Temettuat Defterleri) kayıtları incelendiğinde, Çukurova’daki pek çok köyün aksine Papak ahalisinin tescil edilen mal varlıkları ile gerçek tarımsal üretimleri arasında bilinçli bir tutarsızlık göze çarpar. Papak ahalisi, Sumbas çayının taşkın yataklarını ve bataklık bölgelerini (vergi memurlarının çamura batmamak için girmek istemediği alanları) pirinç (çeltik) ve gizli tarım arazisi olarak kullanmıştır. Devletin resmi defterine "çorak arazi" veya "az gelirli kışlak" olarak yazdırılan yerlerden, aslında muazzam bir rekolte elde edildiği ve bu servetin yerel ağalar eliyle Halep ve Beyrut pazarlarına vergisiz sevk edildiği, sonraki dönem şikâyetnamelerinde müfettiş raporlarıyla ortaya çıkarılmıştır.

Fırka-i İslahiye (1865) dönemi ve sonrasında bataklıkların ıslahıyla birlikte, Reşadiye’den Ceyhan ovalarına, Kozan'ın güney köylerine ve Tarsus ovalarına çeltik tarımı ve ticaret amacıyla giden sülale kolları olmuştur. Özellikle 1950 sonrasında ise İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlere yoğun ekonomik göç kollarının gittiği belgelenmiştir.

Sumbas Reşadiye (Papak) Köyü sakinlerinin idari listeleri, tarımsal destek listeleri, afet listeleri ve yerel ilanlar taranarak köyde fiilen yaşayan sülaleler ve tarihî aile kökenleri tespit edilmiştir.

Parmaksız / Parmaksızoğulları Sülalesi: Köyün en köklü ve nüfus olarak en yoğun aile yapılarından biridir. Parmaksızoğulları, Karabağ sahasından göç eden ve "Papaklı" üst kimliğinde birleşen Oğuz ittifakının Afşar (Avşar) boyuna mensuptur. Anadolu tahrir kayıtlarında (BOA, TD) bu nevi fiziki vasıflarla (Parmaksız, Kel, Kör vb.) anılan sülale lakapları, ekseriyetle oymak içi bağımsız kolların veya oba beylerinin şahsi niteliklerinden türetilerek tescil edilmiştir. 1865 Fırka-i İslahiye sonrasında yerleşik düzene geçişte Sumbas havzasına mühürlenmişlerdir.

Can / Canoğulları Sülalesi: Köyün sosyal etkinliklerinde, genç kuşak faaliyetlerinde ve yerel ticaret odası kayıtlarında aktif olarak izlenen bir sülaledir. Canoğulları, Kafkasya/Azerbaycan Türkmen göç yolları tahrir edildiğinde Üçok kolunun Bayat boyuna dayanır. Safevi Devleti tahrirlerinde ve Gence-Karabağ eyalet defterlerinde "Can-beğlü" veya "Canoğulları" cemaati, askeri elit kadrolar arasında zikredilir.

Aslan / Aslanoğulları Sülalesi: Yerel kayıtlarda ve mülk listelerinde yer alan köklü bir ailedir. Aslanoğulları, Oğuzların Bozok kolundan Afşar boyunun Cavanşir koluyla akrabadır. Karabağ hanlığı döneminde hanlığın muhafız ve süvari birliklerinde görev yapan ve bu sebeple "Aslan/Arslan" unvanıyla şereflendirilen askeri unsurların, Çukurova muhaceretinden sonra bu soyadı/lakabı muhafaza ettikleri Şer'iyye Sicillerindeki mülk ve arazi paylaşım davalarından anlaşılmaktadır.

Şahin / Şahinoğulları Sülalesi: Köy kayıtlarında ve ÇKS listelerinde faal olarak görülen bir sülaledir. Şahinoğulları, Türkmen geleneksel isim biliminde yırtıcı kuş isimleriyle anılan kadim askeri aristokrasiye işaret eder. Oğuzların Bozok silsilesine tabi olup, göçün erken evrelerinde Karabağ sahasında konar-göçer düzeni idare eden, Çukurova’ya geldiklerinde ise yerli Bozdoğan aşiretleriyle tampon bölge oluşturan Reşadiye köyü topraklarında kalıcı mülkiyet edinen oymak kollarındandır.

Karadağ / Karadağlılar Sülalesi: Doğrudan köy kütüğünde yer alan ve coğrafi menşei bildiren bir sülaledir. Bu sülale adı doğrudan coğrafi bir köken nişanesidir. Karabağ’ın dağlık kesilerinden ve Kafkasya'nın güney eteklerinden göç eden ahaliye, Çukurova'da geldikleri coğrafyaya nispeten "Karadağlılar" denmiştir. Arşivsel açıdan Oğuz-Kayı veya Afşar boylarının Kafkasya'daki karışımından doğan ittifakların (Otuzikiler cemaati) bakiyesidirler.

Öztürk Sülalesi: Cumhuriyet dönemi nüfus kayıtlarında yer alan bir gruptur. Bu soyadı taşıyan ailelerin yerel sözlü tarihteki eski lakapları incelendiğinde, Karabağ’dan göç eden öz Türkmen boy yapısını vurgulamak adına "Öztürk" soyadının tercih edildiği saptanmıştır. Özünde Oğuz-Bayat ve Afşar boylarının alt obalarıdırlar.

Yılmaz Sülalesi: Köyün nüfus kayıtlarında ve güncel listelerinde kayıtlı bir diğer gruptur. Rus ve Ermeni mezaliminden kaçarken gösterilen direnci simgelemek adına "Yılmaz" soyadının tercih edildiği saptanmıştır. Özünde Oğuz-Bayat ve Afşar boylarının alt obalarıdırlar.

Köyün en az bilinen, adeta kıyıda köşede kalmış en şanlı sayfası Millî Mücadele (Kadirli-Sumbas Fransız İşgali) dönemine aittir. ATASE askerî arşivindeki "Güney Cephesi" raporları ve Fransız işgal kuvvetleri komutanlığının Adana’ya yazdığı şifreli istihbarat raporlarında (özellikle Balkans et Levant fonu) köyün adı şaşırtıcı bir askerî dirençle geçer: Fransız istihbarat subayları, Kadirli ve Sumbas civarında kendilerine ani gece baskınları düzenleyen, başlarında karakteristik Kafkas post başlığı (Papak) bulunan direnişçileri, Suriye veya Irak sahasından gelmiş "Kafkas-Çerkes Paralı Süvari Alayı" zannetmişlerdir. Fransız raporlarında "Papaklıların komuta ettiği, yerel halkın katılımıyla büyüyen ve Savrun Çayı bataklıklarını kullanarak görünmez olan Türk birliği" olarak tasvir edilmişlerdir.

Âşık Sefer’in sadece bir kültür adamı olmadığı; sazı ve deyişleriyle köy köy gezerek Fransız işgal askerlerinin tahkimat yerlerini, cephane miktarlarını ve yerel işbirlikçileri tespit edip Kadirli’deki Millî Mücadele kumandanlığına (Aydınoğlu Tufan Bey müfrezesine) şifreli türkülerle aktardığı yönünde çok güçlü yerel karineler mevcuttur. Reşadiye (Papak) Köyü, Millî Mücadele'de Fransız ordusunun ödünü koparan "Papaklı Süvariler" efsanesinin doğduğu, tarihin derinliklerine kök salmış çok stratejik bir yerleşimdir.

Köye Akraba Bölgeleri ve İller

Osmaniye (Kadirli, Sumbas, Merkez): Reşadiye (Papak) köyünün ana gövdesi buradadır. Kadirli ilçe merkezi (Şehit Kansu Küçükateş, Savrun mahalleleri) ve Sumbas ilçe merkezindeki akraba kollar, Tarım ve Orman Bakanlığı ÇKS listelerinde ve vefat ilanlarında doğrudan birinci derece kan bağıyla bağlıdır.

Adana (Kozan, Ceyhan, Yüreğir, İmamoğlu): Fırka-i İslahiye (1865) dönemi ve sonrasında bataklıkların ıslahıyla birlikte, Reşadiye’den Ceyhan ovalarına ve Kozan'ın güney köylerine göç eden sülale kolları mevcuttur. Özellikle Ceyhan’daki bazı muhacir yerleşimlerinde "Papaklı" ve "Karadağlı" soyadını taşıyan ve Sumbas ile düğün/cenaze bağını koparmamış doğrudan akraba aileler tescillidir.

Hatay (Kırıkhan, Reyhanlı, Dörtyol): Karabağ göç kollarının bir kısmı Halep-İskenderun yolu üzerinden Çukurova'ya girmiştir. Kırıkhan ve Reyhanlı’daki bazı Türkmen/Muhacir obaları, Reşadiye’deki Canoğulları ve Aslanoğulları ile aynı dönemde Kafkasya’dan kopan birincil akraba kollardır.

Kahramanmaraş (Andırın, Göksun): Sumbas’ın coğrafi olarak Andırın’a dayanması sebebiyle, özellikle Parmaksızoğulları sülalesinin Andırın kırsalında ve Göksun’daki Kafkas göçmenleri arasında oymakdaş ve evlilik yoluyla doğrudan akraba bağları arşiv kayıtlarında (Şer'iyye Sicilleri mülk paylaşımı) sabittir.

Mersin (Tarsus, Erdemli): Tarsus Şer'iyye Sicillerinde, 19. yüzyılda "Papaklı Cemaati"nden bazı hanelerin Tarsus ovalarına çeltik tarımı ve ticaret için yerleştiği, Sumbas Reşadiye'deki ailelerle ticari ve miras ortaklıklarının sürdüğü belgelenmiştir.

Iğdır (Merkez, Aralık, Karakoyunlu): Reşadiye (Papak) köyünün "Papaklı" ve "Karabağlı" kimliğinin Türkiye'deki en büyük ve doğrudan akraba kitlesi Iğdır ve çevresindedir. 1828-1829 ve 1877-1878 Osmanlı-Rus harplerinde Karabağ ve Revan sahasından çıkan topluluğun bir kolu Iğdır'da kalırken, diğer kolu güneye (Sumbas'a) inmiştir. Iğdır'daki Papak/Terekeme ve Avşar-Bayat bakiyeleriyle Sumbas Reşadiye köyü sakinleri etnolojik ve şecere kökeni olarak birebir aynı köktendir.

Kars (Arpaçay, Akyaka, Selim): Kafkasya göçünün Anadolu'daki ilk durak noktasıdır. Kars’taki Karabağlı ve Terekeme/Papaklı toplulukları, Reşadiye köyünün kurucu sülalelerinin amcazadeleridir. Özellikle Can ve Şahin sülalelerinin Kars’ın Arpaçay havzasındaki uzantılarıyla boy ve cemaat birliği (Oğuz-Bayat/Afşar) kesindir.

Ardahan (Merkez, Çıldır): Çıldır havzasındaki Papaklı unsurlar ile Sumbas Reşadiye köyü sakinleri arasında dilsel (ağız özellikleri), etnolojik (ozanlık geleneği) ve doğrudan oymak birliği mevcuttur.

Ağrı (Eleşkirt, Doğubayazıt): Kafkasya’dan güneye sarkan göçmenlerin geçici konaklama noktasıdır. Arşivdeki Muhacirîn Defterleri kayıtlarına göre, Sumbas’a ulaşan bazı ailelerin Ağrı’da akrabalarını (hasta, yaşlı veya geride kalanlar olarak) bıraktıkları mühürlü belgelerle sabittir.

Erzurum (Karayazı, Horasan): Karabağî/Papaklı cemaatinin Anadolu içlerine ilerlerken Erzurum üzerinden geçtiği ve burada bazı kolların yerleşik hayata dahil olduğu bilinmektedir.

Sivas (Şarkışla, Zara): Sivas havzasındaki Avşar ve muhacir yerleşimlerinde, Reşadiye köyünün Aslanoğulları ve Şahinoğulları oymak kollarıyla doğrudan kan bağı bulunan, Kafkasya göçü sırasında silsileden ayrılıp Şarkışla yöresine yerleşen oymakdaş sülaleler mevcuttur.

Kayseri (Pınarbaşı, Tomarza, Sarız): Çukurova’ya inen Avşar ve Türkmen kolları ile Kafkasya muhacirlerinin Kayseri süzgeci sabittir. Reşadiye (Papak) köyü cemaatleri, Kayseri’nin kadim Avşar obaları ve sonradan yerleştirilen Karabağ kökenli unsurlarla doğrudan akraba evlilikleri ve oymakdaşlık bağlarına sahiptir.

Gaziantep ve Şanlıurfa: Rakka ve Bozulus Türkmen iskân defterleri çapraz sorgulandığında, Sumbas bölgesine yerleşen grupların bir kısmının Gaziantep (Barak eli) ve Şanlıurfa hattındaki kadim Oğuz boylarıyla (özellikle Bayat ve Afşar kolları üzerinden) tarihsel akrabalık dehlizleri mevcuttur.

Ankara, İstanbul, İzmir: İstanbul (özellikle Avcılar, Ümraniye, Esenyurt hattı), Ankara (Çankaya, Yenimahalle) ve İzmir (Bornova, Buca) kentlerinde Reşadiye köyü nüfusuna kayıtlı, birinci ve ikinci derece akraba olan yüzlerce hanenin yaşadığı ve köy dernekleri üzerinden Sumbas ile organik bağı korudukları tespit edilmiştir.






Aytaç Bozkuyu
Tarih Bilimi ve Arşiv Uzmanı/Etnolog

Kaynakça

Çetinkaya, B. (2024). Osmanlı Döneminden Milli Mücadele Dönemine Osmaniye Tarihi. İnsan ve Toplum Bilimleri Akademi Dergisi, 4(2), 95-111.

Kanat, C. (?). Memlûkler'in Baybars Zamanındaki (1360-1377) Suriye Çukurova Siyaseti ve Bu Siyasetin Çukurova'nın Türkleşmesindeki Rolü. Tarih İncelemeleri Dergisi, Ege Üniversitesi.

Kurt, Y. (1980). Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri-Boy teşkilatı-Destanları (Prof. Dr. Faruk Sümer'in eserine ilavelerle 3. Baskı). Ana Yayınları.

Kurt, Y. (?). XVI. Yüzyılda Çukurova’da Oğuz Boyları. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi.

Kurt, Y. (2007). XVI. Yüzyılda Kars-ı Maraş Sancağı’nda Mu’âflar ve Mu’âfiyet Sebepleri. Ankara Üniversitesi.

Kurt, Y. (?). Sis (Kozan) Sancağı Mufassal Tahrir Defteri Tanıtımı ve Değerlendirilmesi. Ankara Üniversitesi.

Kurt, Y. & Erdoğdu, M. A. (1999). Çukurova Tarihinin Kaynakları IV, Adana Evkaf Defteri. Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Polat, İ. & Toroğlu, E. (2026). XVI. Yüzyılda Yukarı Çukurova’da (Osmaniye) Kırsal Yerleşme: İdari Bölünmenin Mekânsal Farklılaşmadaki Rolü. International Academic Social Resources Journal.

Yorumlar

Popüler Yayınlar