Sumbas Yazıboyu (Hamoğlu) Köyü
Sumbas Yazıboyu (Hamoğlu) köyünün bulunduğu Yukarı Çukurova havzası, topoğrafik olarak verimli bir taban arazide yer alması sebebiyle mülki ve askerî lojistiğin en eski merkezlerindendir. Bölgedeki yüzey araştırmaları, Yazıboyu düzlüğünün kuzey kesimindeki dağlık hatları koruyan Cem Kalesi ile Anavarza Antik Kenti arasındaki ova lojistiğini sağlayan stratejik bir koridorda yer aldığını göstermektedir. İlkçağ yerleşim izleri bakımından bölge, Roma ve Geç Bizans döneminden kalma su kanalları, sarnıç kalıntıları ve tarımsal villaların temel yapı taşlarını barındıran höyük katmanlarına sahiptir. Türkmen aşiretleri sahaya geldiklerinde, bu eski yerleşim kalıntılarının ("gâvur mezarları" ve antik yapı kalıntıları) üzerine obalarını kurmuşlardır.
Bölge, XI. yüzyılın sonlarından itibaren Selçuklu hâkimiyetine girmiş, Haçlı Seferleri sürecindeki etnik dalgalanmaların ardından Moğol istilası önünden kaçan yoğun Türkmen kitlelerinin (Halep Türkmenleri) sığınağı olmuştur. XIV. yüzyılda Üçok koluna mensup Ramazanoğulları Beyliği'nin kurulmasıyla bölgedeki etnik yapı tamamen Türkmenleşmiştir. XVI. yüzyıla ait Osmanlı Tapu Tahrir Defterleri incelendiğinde, havzada kırsal iskânın köy (karye) yapılarından ziyade mezraa ve aşiret kışlakları düzeyinde yoğunlaştığı saptanmaktadır. Yüzyılın ilk yarısında bölgede 58 karye ve 329 mezraa kayıtlı iken, ikinci yarısında 66 karye ve 366 mezraaya ulaşıldığı belgelenmiştir. Ancak bu dönem tapu tahrir defterlerinde doğrudan "Yazıboyu" veya "Hamoğlu" adıyla müstakil bir köy yapısına rastlanmamaktadır. Bu durum, köyün o asırlarda kalıcı bir yerleşim yeri olmayıp, göçer neferlerin dönemsel olarak kullandığı bir kışlak/oba durağı olduğunu kesinleştirmektedir.
Köyün resmi adı Cumhuriyet döneminde Sumbas Ovası'ndaki düzlük konumuna atıfla "ova, düzlük" anlamına gelen Yazıboyu (Halk arasındaki adıyla Güzeloba) olarak değiştirilmiştir. Yerel dildeki Hamoğlu / Hamolar adlandırmasının, ilk yerleşimci oymak reisi "Hamo" (Muhammed/Ahmet) adından türediğini halk bilimi metodolojisiyle formüle eden etnograf Erman Topbaş'tır. Yerleşimin nüfus tabanı ise, bölgedeki bataklık alanlar, sıtma salgınları (enva-ı sıtma) ve aşiret kavgaları sebebiyle yer değiştiren Eski Karaömerli yerleşiminden kopan unsurlarca oluşturulmuştur. XIX. yüzyılın ortalarında (1865) Ahmet Cevdet Paşa ve Derviş Paşa komutasındaki Fırka-i İslâhiye harekâtı, bu göçer Bozdoğan oymaklarını tarım arazisi tanzim ederek mülki sınırları belirlenmiş olan Mamoğlu/Hamoğlu mezraasında kalıcı ve zorunlu iskâna tabi tutmuştur.
Yazıboyu (Hamoğlu) köyünün etnolojik ve kütüksel yapısı, Oğuzların Bozok koluna mensup köklü Bozdoğan Türkmen aşiret konfederasyonuna dayanmaktadır.
Aşiret-i Bozdoğan Taifesi: Mamoğlu/Hamolar cemaati, Osmanlı arşiv vesikalarında (Maliyeden Müdevver Defterleri - MAD ve Zülkadriye Türkmen kütükleri) Sis (Kozan) sancağına bağlı Kınık veya Bozdoğan konfederasyonları altında "Yörükan" ya da "Aşiret-i Bozdoğan" taifesinde listelenmiştir. Bunlar, Dulkadiroğulları Beyliği döneminden itibaren bölgeye yerleşen kadim unsurlardır.
Cemaat-i Hatunoğulları (Aşireti): Köyün kurucu asil tabakasını oluşturan Hatunoğlu sülalesi, Dulkadir eyaleti vakıf ve tahrir kayıtlarında yer alan yerli "Hatunoğulları" cemaati unvanıyla doğrudan uyuşmaktadır. Henüz Fırka-i İslâhiye generallerinden Karslı Karapapak kökenli Kurt İsmail Hakkı Paşa (Hatunoğlu/Hatunîzâde) Çukurova'ya gelmeden asırlar önce, XVI. yüzyıl tahrir defterlerinde Çukurova ve Kadirli civarında "Cemaat-i Hatunoğulları" adıyla kayıtlı, kethüdalık (aşiret reisliği) yapan asil bir Türkmen aristokrasisinin mevcut olduğu saptanmıştır.
Karaömerli (Karaömerlü) Cemaati: Köyün diğer ana damarını oluşturan Kocatürk sülalesi, Bozdoğan taifesinin yerli "Karaömerli" oymağına tabi olup, Hamoğlu kışlağında pamuk ve hınta (buğday) ziraati yapan neferlerden teşekkül etmiştir.
Rakka İskânı ve Sürgün Kaçakları (1691 - 1720): Osmanlı idaresi, Adana sancağında Ayaş maa Kınık ve Berendi kazalarında ziraat şartıyla ikamet eden ancak eşkıyalığa başlayan Tacirlü (Tecirli) ve Karahasanlı Ceridinden Sakallı (Saklı) cemaatlerini bulundukları yerlerden kaldırarak Suriye hududundaki Rakka eyaleti mukataasına sürgüne göndermiştir. Bu dönemde Rakka'dan kaçan bazı Bozdoğan ve akraba oymaklar gizlice Çukurova'ya (Sumbas/Hamoğlu düzlüğüne) geri dönerek kışlak zeminini korumuşlardır.
19. yüzyıl sonu Dahiliye Nezareti raporlarına göre, Sumbas Ovası'ndaki akarsu yataklarının düzensizliği sebebiyle Hamoğlu ve çevresi ağır sıtma salgınlarıyla boğuşmuştur. Devlet, toprağı terk etmek isteyen reayayı engellemek adına Hamoğlu arazisinde bentler ve tahliye kanalları açılmasını zorunlu kılmıştır (eklenmiştir). Halk, yazın sıtma ve sıcaktan kaçmak için Binboğa veya Feke Dağlarındaki yaylaklara çıkarken, kışın ova tabanına (Yazıboyu düzlüğü) inerek pamuk ve buğday üretimine zorlanmıştır.
Yazıboyu (Hamoğlu) köyündeki Hatunoğlu, Kocatürk ve Baş sülalelerinin kışlak-yaylak hattı üzerindeki birinci derece akrabaları şu illere ve ilçelere dağılmıştır.
Adana (Ceyhan, Yüreğir, İmamoğlu): Bozdoğan ve Karaömerli cemaat kütükleri doğrudan kan bağına sahiptir.
Osmaniye (Sumbas, Kadirli, Toprakkale): Kesikkeli, Yukarı Bozkuyu ve Aydınlar köyleri akrabadır.
Kahramanmaraş (Andırın, Göksun): Hatunoğulları cemaatinin ana üssü olup, sülale bağı taşır.
Aydın (Bozdoğan İlçesi), Manisa (Salihli), Muğla: 17. ve 18. yüzyıllarda Çukurova'dan sürgün edilen veya göçen "Bozdoğanî" ve "Karaömerlü" cemaatlerinin iskân yerleridir.
Kayseri (Pınarbaşı, Sarız), Yozgat, Kırşehir, Konya: Erciyes/Binboğa hattında kalan zorunlu iskân obalarıdır.
Sumbas ve Kadirli düzlüğündeki yerli Türkmen aristokrasisi, Osmanlı mülki ve mali düzeni içerisinde idari ve koruyucu görevler üstlenmişlerdir:
1700-1850 yılları arasında bölgede vergi toplama (iltizam) ve mütesellimlik görevleri ağırlıklı olarak Kozanoğulları ve Menemencioğulları hanedanlarının kontrolündeyken; Yazıboyu köyünün kadim sülalesi olan Hatunoğulları, yerel düzeyde "Aşiret Kethüdası" (öşür toplama yetkilisi / mültezim vekili) olarak görev yapmışlardır. Bu durum, asayiş ve mülk paylaşımına ait arşiv belgelerinden anlaşılmaktadır.
19. yüzyılın ikinci yarısına ait mahkeme kayıtlarında, Karaömerli ve Mamoğlu sakinleri arasındaki arazi sınırı uyuşmazlıkları ve tereke (miras) davaları yer alır. Hatunoğlu sülalesi neferlerinin terekelerinde büyükbaş hayvanlar, saban takımları ve pamuk muhammen bedelleri listelenmiş olup, bu sülalenin mülk sahipliğinde söz sahibi bir nüfuz grubu olduğu tescillenmiştir.
Köydeki Baş sülalesi, arşiv kayıtlarında sülale içi kurucu ata lakabından veya Türkmen hiyerarşisindeki "Kethüdabaşı", "Yüzbaşı" ya da "Kocabaş" gibi idari unvanlardan türemiştir. 1865 iskânı sonrasında köyün muhtarlık, ihtiyar heyeti ve idari sevk mekanizmasında Hatunoğulları ile birlikte söz sahibi olmuş yerli Çukurova Türkmenleridir.
1563 tarihli mufassal tahrir kayıtlarında kaza genelinde Mevlüd gibi şahıslar timar mutasarrıfı (ehl-i seyf) olarak askeri görev ifa ederken; nehir boylarında devlet adına pirinç üreten 1.434 çeltikçi neferi ile din hizmeti yürüten imamlar ve dervişler (ehl-i ilm) avarız ve tekâlif-i örfiyye vergilerinden muaf tutulmuşlardır.
1865 Fırka-i İslâhiye harekâtı esnasında, dağlık bölgedeki asilerin ovaya inmesini engellemek amacıyla Hamoğlu düzlüğüne geçici bir süvari karakolu kurulmuş ve köy halkından orduya zorunlu at, katır ve zahire (iaşe) tedariki yaptırılmıştır. Bu durum, köyün tarımsal üretime zorlanmasının askerî miladıdır.
Kadirli ve Sumbas bölgesindeki çete harplerini yöneten Aydınoğlu Tufan Bey (Yüzbaşı Osman Tufan) ve Kamil Bey, dağlık kesimde konumlanan Türkmen müfrezelerinin iaşe (yiyecek, barınma, binek hayvanı) ihtiyacını karşılamak için ovadaki güvenilir köyleri gizli birer lojistik üs olarak kullanmışlardır. Hamoğlu köyü, coğrafi olarak düzlük olması ve Fransız devriyelerinin Kadirli-Sumbas hattındaki hareket güzergâhının hemen kenarında yer alması sebebiyle büyük askerî risk altındaydı. Buna rağmen, köyün Hatunoğulları başta olmak üzere ileri gelen yerli sülaleleri, milis güçlerine gizlice buğday, arpa ve binek atı sağlamışlardır. Fransız istihbarat raporlarında "Sumbas nehrinin güneyindeki düzlük obaların asilere yataklık ettiği" bilgisi yer alsa da, köyün yerel coğrafi avantajı ve oymak dayanışması sayesinde bu gizli iaşe hattı çökertilememiştir. Kadirli’nin 7 Mart 1920’de kurtuluşuna giden süreçte, Hamoğlu müfrezelerinin sağladığı lojistik destek hayati bir rol oynamıştır.
Bölgenin bu direnişçi, bakir ve dinamik aşiret yapısı etnolojik olarak da büyük bir canlılığa sahiptir. Yaşar Kemal, Çukurova aşiretlerini anlatırken kurgusal isimlerin ardına her zaman gerçek mekânları gizlemiştir; onun Binboğalar Efsanesi ve Akçasazın Ağaları (Demirciler Çarşısı Cinayeti) eserlerinde tasvir edilen, ağalarca kapatılan Sumbas Ovası ve "Anavarza’dan yukarı, Sumbas’ın gözüne doğru uzanan dümdüz yazı..." ifadesindeki "Yazı", köyün bugünkü resmi adı olan Yazıboyu’nun morfolojik ve coğrafi düzlüğünü birebir işaret etmektedir.
Akçasazın Ağaları - Yusufçuk Yusuf / Demirciler Çarşısı Cinayeti) adlı eserlerinde ise Romanda geçen "Somgurdular" ve "Akyollular**" gibi feodal sülalelerin çatışma sahası Sumbas Ovası'dır. Yazar, bataklıkların kurutulması ve traktörün ovaya girmesiyle (1940-1950'li yıllar) Hamoğlu gibi eski Bozdoğan oymaklarının kurduğu köylerde, köylülerin nasıl ortakçılara ve ırgatlara dönüştüğünü sosyolojik bir çıplaklıkla gözler önüne serer. Metinlerde geçen *"Anavarza’dan yukarı, Sumbas’ın gözüne doğru uzanan dümdüz yazı..."ifadesindeki "Yazıboyu, köyünün bugünkü resmi adı olan Yazıboyu’nun morfolojik kökenini ve coğrafi düzlüğünü birebir işaret etmektedir. Köy, "Kadirli’nin güney batısında, eski Karaömerli kolundan kopan oymakların yerleştiği kadim Mamoğlu kışlağı" olarak tanımlanır.
Yazıboyu köyündeki ailelerin (Hatunoğlu, Kocatürk, Baş) birinci derece amca çocukları, kışlak-yaylak hattı üzerinde ve Fırka-i Islahiye (1865) iskan zemininde bu illere dağıtılmıştır:
Adana (Ceyhan, Yüreğir, İmamoğlu, Kozan, Aladağ):Bozdoğan aşiretinin ana kütlesi buradadır. Özellikle Ceyhan ve Yüreğir ovalarındaki eski yerleşik Türkmen köyleri ile İmamoğlu civarındaki Karaömerli kolları, Yazıboyu köyü kütüğüyle doğrudan kan bağına sahiptir.
Osmaniye (Kadirli, Sumbas Merkez, Toprakkale): Yazıboyu'nun kurucu unsuru olan Eski Karaömerli, Kesikkeli, Yukarı Bozkuyu ve Aydınlar köyleri kütük düzeyinde doğrudan akrabadır.
Mersin (Tarsus, Mut, Silifke):Arşiv belgelerinde *"Cemaat-i Bozdoğan tabi-i İçel"* olarak geçen kollar, Tarsus ve Silifke civarında iskan edilmiştir. Buradaki Bozdoğan ve Karaömerli obaları doğrudan akraba unsurudur
Kahramanmaraş (Andırın, Göksun, Pazarcık, Afşin):Dulkadiroğlu kütüğüne bağlı Hatunoğulları cemaatinin ana üssüdür. Andırın ve Göksun'daki Hatunoğulları ve Bozdoğan bakiyeleri, Sumbas'taki Hatunoğulları ile doğrudan tarihsel sülale bağı taşır.
Antalya (Serik, Manavgat, Elmalı): Teke Sancağı Mukataası kayıtlarında, Çukurova'dan Batı Akdeniz'e kaydırılan Bozdoğan ve Yörükan taifesi yer alır. Osmanlı'nın "Rakka İskanı" ve Orta Anadolu asayiş tedbirleri kapsamında Çukurova'dan yukarıya doğru göç ettirdiği veya yazın Binboğa/Erciyes hattında kalan akraba kolların dağılımı:
Kayseri (Pınarbaşı, Sarız, Tomarza, Develi): Yazıboyu köyü halkının tarih boyunca yazladığı Binboğa Dağları ve Uzunyayla muhiti, Avşar ve Bozdoğan unsurlarının iç içe geçtiği yerdir. Sarız ve Pınarbaşı'ndaki Türkmen köylerinde doğrudan Karaömerli ve Hatunoğulları cemaat unsurları yerleşiktir.
Yozgat (Sorgun, Akdağmadeni, Yerköy):Bozok sancağı tahrir defterlerinde "Bozdoğan" ve "Karaömerli" adıyla tescillenmiş köyler mevcuttur.
Kırşehir, Kırıkkale, Nevşehir (Kaman, Mucur, Keskin, Avanos):Orta Anadolu Türkmen iskanı (1691-1696) kayıtlarında (Cengiz Orhonlu envanteri), Çukurova güzergahından kopup bu topraklarda zorunlu iskana tabi tutulan "Cemaat-i Bozdoğan" kolları saptanmıştır.
Konya ve Aksaray (Karapınar, Ereğli, Kadınhanı, Ortaköy):Konya Sancağı mukataası dahilinde, "Bozdoğan Yörükleri" adıyla kütükleştirilen ve Yazıboyu'ndaki Türkmen kabile yapısıyla doğrudan akraba olan geniş aşiret kolları mevcuttur.
Sivas (Şarkışla, Kangal, Zara):Özellikle Yeni İl (Kangal) mukataası kayıtlarında, güneyden gelen Bozdoğan ve Karaömerli neferlerinin bir kısmının bu bölgede toprağa bağlandığı belgelenmiştir.
Niğde ve Karaman:Çukurova'ya coğrafi yakınlığı sebebiyle ilk dönem oymak bölünmelerinde bölgede kalan akraba kollardır. Osmanlı Devleti, 17. ve 18. yüzyıllarda Çukurova'da asayişi ihlal eden veya yerleşik hayata geçmek istemeyen bazı Bozdoğan ve müttefik oymaklarını "Sürgün Hukuku" çerçevesinde Batı Anadolu'ya sürmüş veya buralarda yol muhafızı (derbentçi) yapmıştır:
Aydın (Nazilli, Bozdoğan İlçesi):Doğrudan aşiretin kendi adını taşıyan **Bozdoğan ilçesi** ve çevresi, 14. ve 15. yüzyıllardan itibaren Güney ve Batı Anadolu'ya yayılan Bozdoğan Türkmenlerinin ana kütlesidir. Sumbas Yazıboyu köyünün tarih öncesi köken gövdesiyle doğrudan etnik-akrabalık bağı buraya uzanır.
Manisa (Salihli, Turgutlu, Gördes):Saruhan Sancağı tahrir kayıtlarında, Çukurova'dan sürgün edilen veya göçen "Bozdoğanî" ve "Karaömerlü" cemaatleri listelenmiştir.
Muğla ve Denizli:Menteşe Sancağı kütüğünde yer alan "Bozdoğan Yörükleri" doğrudan bu soya bağlıdır.
Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak:Anadolu'daki büyük aşiret yollarının geçiş güzergahında iskan edilen küçük Bozdoğan obalarını barındırır.
Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa: Osmanlı, 1691-1700 yılları arasında Bozdoğan aşiretini Suriye sınırındaki Rakka'ya ve Belih Nehri boyuna iskana zorlamıştır. Bu süreçte aşiretin büyük bir kısmı Rakka'dan kaçarak Çukurova'ya (Sumbas/Hamoğlu'na) geri dönmüş, ancak bir kısmı Gaziantep (Barak düzlüğü), Kilis ve Şanlıurfa (Viranşehir) civarında kalarak yerleşik hayata geçmiştir. Buradaki kollar Yazıboyu cemaati ile doğrudan **Rakka iskanı sürgün akrabasıdır.
Hatay (Erzin, Dörtyol, Reyhanlı, Kırıkhan):Amik Ovası ve Reyhanlı aşiret konfederasyonu içerisindeki Bozdoğan ve Tecirli kolları, Sumbas hattıyla doğrudan bağlantılıdır.
Bursa ve Balıkesir: Hüdavendigar eyaleti arşiv kayıtlarında, "Yörükan-ı Bozdoğan" haneleri yer almaktadır. Bunlar, Osmanlı'nın erken dönem iskân siyasetiyle batıya sevk edilmiş çok eski akraba kollardır.
Arşiv belgeleri ışığında; Sumbas Yazıboyu (Hamoğlu) köyünde yaşayan Hatunoğlu, Kocatürk ve Baş sülalelerinin ve ait oldukları **Bozdoğan / Karaömerli** kütüğünün doğrudan, belgeli ve tarihsel kan bağına sahip olduğu iller Aydın, Adana, Osmaniye, Kahramanmaraş, Mersin, Kayseri, Yozgat, Kırşehir, Konya, Gaziantep ve Manisa** başta olmak üzere yukarıda listelenen iskan merkezleridir.
Aytaç Bozkuyu
Tarih Bilimi ve Arşiv Uzmanı/Etnolog
Kaynakça
Çetinkaya, B. (2024). Osmanlı Döneminden Milli Mücadele Dönemine Osmaniye Tarihi. İnsan ve Toplum Bilimleri Akademi Dergisi (INTOBA JHSSA), 4(2), 95-111.
Kurt, Y. (2007). XVI. Yüzyılda Kars-ı Maraş Sancağı’nda Mu’âflar ve Mu’âfiyet Sebepleri. Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.
Polat, İ. & Toroğlu, E. (2026). XVI. Yüzyılda Yukarı Çukurova’da (Osmaniye) Kırsal Yerleşme: İdari Bölünmenin Mekânsal Farklılaşmadaki Rolü. International Academic Social Resources Journal, 11(3), 340-359.
Sansar, M. F. (2013). 19. Yüzyılda Çukurova Türkmen Aşiretleri I: Cerid ve Tecirliler. İstanbul.
Sümer, F. (1980). Oğuzlar (Türkmenler): Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanları. Ana Yayınları, 3. Baskı, İstanbul.
Yorumlar
Yorum Gönder