“Nâm-ı diğer Cerid" Kabaklı Sülalesi
“Nâm-ı diğer Cerid" Kabaklı Sülalesi
Uyarı: Bu araştırma ve analiz çalışması, Murat Kabaklı'nın şahsi yazılı talebi ve beyan ettiği sözlü/görsel veriler doğrultusunda, kişisel bilgilendirme, soy kütüğü incelemesi ve tarihsel/etnolojik merakın giderilmesi amacıyla hazırlanmıştır.
Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesinde, tarihî adı Kisecik olan ve günümüzde Karapınar adıyla anılan yerleşimde yaşayan Kabaklı sülalesinin tarihî geçmişi, yalnızca yerel sözlü hafızaya dayanan bir aile anlatısı olarak ele alınamayacak kadar geniş bir coğrafî ve tarihî çerçeve içerisinde ortaya çıkmaktadır. Sülalenin tarihî izleri, Osmanlı tahrirleri, aşiret ve cemaat kayıtları, iskân belgeleri, nüfus defterleri, temettuat kayıtları ve XIX. yüzyıldaki idarî düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, Maraş–Kars-ı Maraş–Kadirli–Andırın–Çukurova–Halep–Rakka hattında hareket eden konar-göçer Türkmen topluluklarının tarihî yapısı içerisinde takip edilebilmektedir.
Kabaklı adı, Osmanlı kaynaklarında Kabaklı, Kabaklar, Kabaklarca ve özellikle Kabaklarcı biçimleriyle karşılaşılan bir cemaat adıyla ilişkilendirilmektedir. Bu topluluk Dulkadirli Türkmenleri içerisindendeki Cerid teşekkülüyle doğrudan ilişkilidir. Nitekim Osmanlı aşiret ve cemaatlerini derleyen çalışmalarda “Kabaklarcı” adı “nâm-ı diğer Cerid” şeklinde kaydedilmiş ve cemaatin Halep, Maraş, Rakka ve Tarsus sancağındaki Kusun kazası gibi geniş bir coğrafyada bulunduğu gösterilmiştir.
Kabaklı, Kabaklarca, Kabaklarcı gibi isimler ile Kuzey Suriye ve Anadolu’nun birçok bölgesini yurt tutmuş bir aşirettir. Köken itibariyle Oğuzların Beğdilli boyundandır. Kabaklı oymağı, Dulkadirli Türkmenlerine tabii, Cerid aşiretinin bir koludur. 1563 tarihli Maraş tahrir defterinde, İslahiye-Hassa yöresinde kışlayan Cerit ve Kabaklar oymakları, Binboğa dağlarında Elbistan yaylaklarına çıkarlardı[52]. İskan sırasında, Kırıkhan’a yerleştirilmişlerdir. Sonraları Amik ovasında birçok köye dağılan oymağın, Hürriyet ve Karahöyük köylerinde yaşayan aileleri Yanık, Ağca, Göztepe soyadlarını taşımaktadır. Osmanlı kayıtlarında Kabaklarcı(Nam-ı diğer Cerid); Halep, Maraş, Rakka eyaletleri, Kusun kazası ve Tarsus sancağında meskunlardır.Elbistan'da Kabaklar (bir kısmı Soysal bir kısmı da Kabak soyadıyla) varlar.
Bu tarihî çerçevede Karapınar/Kisecik'teki Kabaklı sülalesinin geçmişi, tek bir köyün sınırları içerisinde değil, Toroslar'ın güney ve kuzey yamaçlarını, Savrun Vadisi'ni, Kars-ı Maraş'ı, Kadirli ve Andırın hattını, Binboğa ve Göksun yaylalarını, Çukurova kışlaklarını, Amik Ovası'nı, Halep'i ve Rakka'yı içine alan geniş bir konar-göçer hareketlilik içerisinde değerlendirilmelidir.
XVI. yüzyıl kayıtları, Kabaklarcı/Kabaklar cemaatinin tarihî hareket alanını anlamak bakımından başlangıç noktasıdır. 1563 tarihli Maraş tahrirleri Maraş ve Kars-ı Maraş çevresindeki konar-göçer teşekküllerin belirli kışlak ve yaylaklar arasında hareket ettiğini göstermektedir. 1563 yılında Kars sancağının Kars ve Andırın kazalarından meydana gelmesi, Kars kazasına Savrun, Sunbas, Çokak, Mağara, Köstere ve Meğelgin gibi nahiyelerin; Andırın kazasına ise Andırın, Haruniye, Bayındır ve Geben nahiyelerinin bağlanmış olması, Kabaklı araştırmasının geçtiği coğrafyanın XVI. yüzyıldaki idarî yapısını açık biçimde ortaya koymaktadır.
1527 Kayıtlara göre Cerit taifesinin Kabaklar cemaati Eshab-i Keyf,e hizmet etmekte görevli idi bu tarihte cemaate mensup 17si Mücerret 65 vergi nüfusu bulunuyordu Yıllık geliri 8925 akçeydi 1563 yıllında iki yerde adı Kayıt edilmiştir bu ikisinin Toplam vergi nüfusu 25 Mücerret olmak üzere 72 Adetli gelirinin toplamı 1675 Akçeydi.
Bu idarî yapı aynı zamanda Kabaklı sülalesinin sonraki dönemlerde neden Kadirli–Andırın–Geben hattında görülmesinin tarihî zeminini açıklamaktadır. Çünkü bölge, yalnızca bugünkü ilçe sınırlarıyla değerlendirilebilecek kapalı bir alan değildir. Savrun Vadisi, Çokak, Kadirli, Andırın, Geben ve Göksun arasındaki dağlık koridorlar, konar-göçer Türkmenlerin yazlak ve kışlakları birbirine bağlayan doğal geçiş yollarıydı. Kış mevsiminde daha ılıman ovalara inen topluluklar, yaz mevsiminde hayvanlarını yüksek yaylalara çıkarıyor, böylece aynı cemaatin farklı mevsimlerde birbirinden yüzlerce kilometre uzaklıktaki alanlarda bulunması mümkün oluyordu.
Kabaklı/Kabaklarcı oymağı kış aylarında İslahiye–Hassa, Kınık, Güvercinlik, Kars-ı Maraş, Kadirli, Sunbas, Haruniye ve Amik çevresindeki kışlaklardan yararlanırken yaz döneminde Binboğa, Göksun, Elbistan ve Sarız yönündeki yaylaklara çıkmaktaydı. Bu hareketlilik, Kabaklı sülalesinin daha sonraki dönemlerde Andırın ve Kadirli hattında kalıcılaşmasını açıklayan temel tarihî unsurlardan biridir.
Kabaklarcı adının Cerid ile ilişkisi bu noktada ayrıca önem kazanmaktadır. Cerid teşekkülü, Maraş, Halep, Rakka ve Çukurova sahalarında farklı kollar hâlinde görülen geniş bir Türkmen yapılanmasıdır. Kabaklarcı cemaatinin “nâm-ı diğer Cerid” şeklinde kaydedilmesi, Kabaklarcı adının Cerid teşekkülüyle doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir. Böylece Andırın Karapınar/Kisecik'teki Kabaklı sülalesinin tarihî geçmişi, yalnızca “Kabaklı” soyadına dayanan modern bir isim olmaktan çıkmakta, Osmanlı döneminde farklı coğrafyalarda kayda geçirilmiş bir cemaat adıyla anılmaktadır.
Bu geniş hareketlilik içerisinde Kabaklı/Kabaklarcı topluluğunun tek bir yerleşim merkezine bağlı olmadığı görülmektedir. Andırın'da Kabaklar adıyla bilinen müstakil yerleşimden Karapınar/Kisecik'e, Kesili obasına, Kadirli–Andırın sınırındaki dağlık geçişlere, Savrun Vadisi'ne ve Çukurova'ya açılan güzergâhlara kadar uzanan bir yerleşim ağı söz konusudur. Bu nedenle Karapınar/Kisecik'teki Kabaklı sülalesi, tarihî hareketliliğin yalnızca bir son durağı olarak değil, daha geniş Kabaklarcı yerleşim sisteminin Andırın'daki devamı olarak değerlendirilmelidir. Araştırma malzemesinde sülalenin bir kolunun Karapınar ve Kesili çevresinde, diğer kollarının ise Kadirli–Andırın sınırındaki dağlık geçişlerde yerleştiği belirtilmektedir.
Bu coğrafyanın seçilmesinde doğal şartlar da belirleyici olmuştur. Karapınar ve eski Kisecik çevresi, Torosların güney yamaçlarında, Savrun havzasına ve Çukurova'ya açılan geçiş yolları üzerinde bulunmaktadır. Hayvancılığa dayalı konar-göçer ekonomisi bakımından yüksek ve sulak alanların önemi büyüktü. Kışlakların sıcak ovalarda, yaylakların ise yüksek dağlık sahalarda bulunması, Andırın ve Kadirli arasındaki dağlık kuşağın sadece bir yerleşim alanı değil, aynı zamanda tarihî bir hareket koridoru olmasını sağlamıştır.
XVII. ve XVIII. yüzyıllara gelindiğinde Osmanlı Devleti'nin konar-göçer toplulukları yerleşik hayata geçirme politikası bu hareketliliğin niteliğini değiştirmiştir. 1691 yılından itibaren Rakka başta olmak üzere Suriye'nin çeşitli bölgelerinde yürütülen iskân uygulamaları, Cerid, Reyhanlı ve diğer Türkmen cemaatlerini doğrudan etkilemiştir. Devletin amacı yalnızca göçerleri bir yerde toplamak değildi; vergi düzenini sağlamak, tarımsal üretimi artırmak, yerleşik köylünün güvenliğini temin etmek ve Suriye'nin çöl kuşağında asayişi güçlendirmek de iskân politikasının önemli unsurlarıydı.
Araştırmada Kabaklarcı oymağının da bu iskân hareketi içerisinde Cerid ve Reyhanlı topluluklarıyla birlikte değerlendirildiği görülmektedir. Rakka ve Belih Nehri havzası, Halep çevresi, Telü's-Sultan ve Amik Ovası bu iskân politikasının önemli sahaları arasında yer almaktadır. Yerel araştırma malzemesinde Kabaklarcı topluluğunun Rakka ve Amik yönündeki iskânlara tâbi tutulduğu, daha sonra Çukurova, Kars-ı Maraş, Savrun ve Andırın hattına yöneldiği belirtilmektedir.
Osmanlı iskân siyasetinin temel gerekçelerinden biri, konar-göçer toplulukların yerleşik tarım alanları üzerindeki hareketliliğini denetlemekti. Devlet belgelerinde bu toplulukların ziraat alanlarına verdiği zarar, vergi düzeninin bozulması, güvenlik sorunları ve eşkıyalık gibi gerekçeler sıkça görülmektedir. Bu nedenle iskân kararları yalnızca demografik bir yer değiştirme anlamına gelmemekte, aynı zamanda idarî ve ekonomik bir yeniden düzenleme anlamı taşımaktaydı.
Kabaklarcı cemaatinin Rakka ve Belih Nehri çevresindeki iskânı sırasında kullanılan diplomatik ifadeler de “Cemaat-i mezburenin kadimden beri konup göçtükleri mahallerde...” şeklindeki gerekçelendirmeler, devletin konar-göçer toplulukları neden kontrol altında tutmaya çalıştığını göstermektedir. Aynı şekilde “iskân-ı kadimlerinden” ayrılmama, Anadolu ve Çukurova tarafına yeniden dönmeme, emre aykırı hareket edenlerin mallarının müsadere edilmesi veya siyaseten cezalandırılması ve nezr akçesi alınması gibi yaptırımlar da araştırma malzemesinde yer almaktadır. Bu ifadeler, Kabaklarcı ve ona bağlı kabul edilen toplulukların iskân sürecinin basit bir yer değiştirmeden ibaret olmadığını, devlet ile aşiretler arasında uzun süren bir iskân mücadelesinin bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Bununla birlikte, bu fermanlarda geçen her ifadenin doğrudan Kabaklarcı cemaatine ait tekil bir belge olarak değerlendirilmesi için ilgili Mühimme Defteri varaklarının orijinal görüntülerinden yeniden kontrol yapılması gerekmektedir. Mevcut araştırma dosyasında A.DVNSMHM.d.00119 başta olmak üzere Mühimme Defterleri ile ilgili kayıtlar gösterilmiş olmakla birlikte, Kabaklarcı adının geçtiği her hükmün varak ve hüküm numarasıyla ayrı ayrı ortaya konulması, araştırmanın bir sonraki aşamasında belgenin izlenebilirliğini daha da güçlendirecektir.
Kabaklarcı topluluğunun Rakka ve Amik yönündeki iskânlara karşı Çukurova ve Toroslar hattına geri dönmesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Araştırmada Gâvurdağı, Savrun Vadisi, Andırın ve Geben'in topluluğun yeniden sığındığı tarihî coğrafya olduğu belirtilmektedir. Bu hareket, konar-göçer toplulukların yalnızca devlet emirlerine göre değil, kendi ekonomik ve coğrafî ihtiyaçlarına göre de hareket ettiklerini göstermektedir. Torosların dağlık yapısı, su kaynakları, yaylak imkânları ve eski kışlaklarla bağlantısı, Andırın–Kadirli hattını bu topluluklar için doğal bir sığınak ve hareket alanı hâline getirmiştir.
XVIII. yüzyıl boyunca Çukurova'daki aşiret hareketliliği yalnızca Kabaklarcı topluluğuyla sınırlı değildir. Bölge Kozanoğulları, Küçükalioğulları, Cerid, Tecirli, Bozdoğan, Avşar, Varsak ve diğer Türkmen topluluklarının birbirleriyle temas ettiği geniş bir sosyal ve ekonomik alan olmuştur. Bu nedenle Kabaklı sülalesinin tarihini tek başına ve diğer Türkmen topluluklarından tamamen bağımsız değerlendirmek yerine, aynı yaylak-kışlak sisteminin içerisinde değerlendirmek daha doğru bir tarihî çerçeve ortaya çıkarmaktadır.
XIX. yüzyıla gelindiğinde devletin iskân politikası daha sistematik bir karakter kazanmıştır. 1831 ve sonraki nüfus defterleri, artık konar-göçer toplulukların yalnızca cemaat adıyla değil, hane reisleri, erkek çocukları, yaşları, fiziksel özellikleri ve bazı durumlarda meslekleriyle izlenebilmesine imkân vermektedir. Kabaklı sülalesinin tarihinin ortaya çıkarılması açısından NFS.d serisi bu nedenle özel önem taşımaktadır.
1844–1845 Temettuat Defterleri de aynı derecede önemlidir. Temettuat kayıtları hane reislerinin ekonomik durumunu, tarla, bağ, bahçe ve hayvan varlığını, gelir kaynaklarını ve vergi yükümlülüklerini ortaya koyduğundan, Kabaklı sülalesinin yerleşik hayata geçişinin ekonomik boyutunu gösterebilecek en önemli kaynaktır. Araştırmada Karapınar veya bağlı bulunduğu tarihî nahiye kayıtlarında “Kabaklarcıoğlu Ali” ve “Kabaklıoğlu Mustafa” gibi lakapların aranması gerektiği belirtilmektedir.
Kabaklı sülalesinin tarihî coğrafyasında Afyonkarahisar'ın Şuhut ve Samsun'un Vezirköprü çevresindeki Kabaklı grupları da dikkat çekmektedir. Şuhut'taki Kabaklı cemaatinin konar-göçer Türkmen Yörüğü olarak, Vezirköprü/Gedegera çevresindeki Kabaklı grubunun ise “Konar-Göçer Türkman Taifesi” şeklinde kaydedildiği belirtilmektedir. Anadolu'nun farklı bölgelerinde aynı veya benzer cemaat adlarının görülmesi, Kabaklı adının geniş bir coğrafî yayılıma sahip olduğunu gösterir.
1865 yılı, Çukurova ve çevresindeki konar-göçer toplulukların tarihinde belirleyici bir dönüm noktasıdır. Fırka-i İslâhiyye'nin bölgeye gönderilmesinin temel amaçları arasında devlet otoritesini güçlendirmek, güvenliği sağlamak, vergileri düzenlemek, eşkıyalığı sona erdirmek, konar-göçer toplulukları yerleşik hayata geçirmek ve tarımsal üretimi artırmak bulunuyordu. Derviş Paşa idaresindeki kuvvetler 20 Mayıs 1865'te İstanbul'dan hareket etmiş ve 28 Mayıs'ta İskenderun'a ulaşmıştır. İlk çalışmalar Gâvurdağı ve Amik Ovası çevresinde başlamış, daha sonra Kadirli ve Kozan yönlerine ilerlenmiştir.
Fırka-i İslâhiyye'nin Kadirli açısından sonucu da Kabaklı araştırması bakımından önemlidir. Fırka, Kars-ı Zülkadriye olarak bilinen bugünkü Kadirli'yi yeniden imar etmiş, Kars dağlarında yaşayanlarla Çukurova aşiretlerinden isteyenlerin bir kısmını buraya yerleştirmiş ve yaklaşık 600 hanelik bir topluluğun Kadirli'ye yerleşmesini sağlamıştır. Kadirli daha sonra Kozan sancağına bağlı bir kaza merkezi hâline getirilmiş, Savrun ve Sunbas gibi nahiyeler de bu idarî yapı içerisinde yer almıştır.
Fırka-i İslâhiyye'nin Osmaniye ve çevresindeki faaliyetleri de aynı iskân siyasetinin parçasıdır. Tecirli ve Cerid aşiretlerinin kışlaklarının yeni oluşturulan idarî yapılara bağlanması, Osmaniye'nin kuruluş sürecinde bu topluluklardan hanelerin iskân edilmesi ve Kadirli'nin yeniden düzenlenmesi, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Çukurova'nın sosyal coğrafyasının devlet eliyle yeniden şekillendirildiğini göstermektedir.
Bu gelişmelerin Kabaklı sülalesi açısından anlamı, daha önce mevsimlik hareketlilik içerisinde kullanılan Andırın–Kadirli–Savrun hattının giderek kalıcı köy yerleşimlerine dönüşmesidir.Kabaklar oymağının bir bölümünün Kadirli ve Osmaniye'nin ova köylerinde tarıma yöneldiği, dağlık ve sulak coğrafyaya bağlılığını sürdüren kolların ise Andırın Karapınar/Kisecik ve Kesili hattında kalıcılaşmıştır. Bu süreç, sülalenin geleneksel hayvancılık ekonomisinden toprağa dayalı yerleşik ekonomiye geçişinin önemli aşamasıdır.
Fırka-i İslâhiyye sonrasında devlet, aşiretlerin yaylak-kışlak hareketliliğini sınırlandırmış, yeni köyler ve idarî merkezler oluşturmuş, iskân edilen topluluklara tarımsal üretim yapabilecekleri araziler tahsis etmiş ve böylece konar-göçer nüfusu yerleşik üretim düzenine bağlamaya çalışmıştır. Fırka-i İslâhiyye'nin sonuçları üzerine yapılan çalışmalar, bu dönemde Kadirli ve çevresinde tarımsal faaliyetlerin hızla arttığını ve yeni köylerin ortaya çıktığını göstermektedir.
Bu nedenle Karapınar/Kisecik'teki Kabaklı sülalesinin XIX. yüzyılın ikinci yarısındaki yerleşikliği, bir anda ortaya çıkan bir köy yerleşimi olarak değil, XVI. yüzyıldan beri izlenebilen yaylak-kışlak hareketlerinin, XVII. ve XVIII. yüzyıl iskân baskılarının ve nihayet 1865 sonrasında uygulanan merkezî yerleşim politikasının sonucunda oluşan uzun bir tarihî sürecin devamıdır.
Yerleşim sürecinin son aşamasında Kabaklı sülalesinin Andırın Karapınar/Kisecik çevresinde kalıcılaşması, Savrun Vadisi ve Kadirli–Andırın geçişleriyle olan eski bağın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Tam tersine, sülalenin tarihî coğrafyasının temel özelliği, farklı kolların aynı geniş havza içerisinde dağılmasıdır. Bir kol Andırın'ın yüksek ve sulak dağlık alanlarında kalırken başka kollar Kadirli, Osmaniye, Çukurova, Amik, Halep ve daha uzak iskân bölgelerinde yaşamaya devam etmiştir.
Bu nedenle Andırın Karapınar/Kisecik'teki Kabaklı sülalesinin tarihî kimliği yalnızca bugünkü yerleşim alanına bakılarak açıklanamaz. Sülalenin tarihî geçmişi, Kars-ı Maraş ve Andırın'ın XVI. yüzyıldaki idarî yapısından başlayarak Kadirli ve Savrun havzasına, Binboğa ve Göksun yaylaklarına, Çukurova ve Amik kışlaklarına, Rakka ve Halep iskânlarına ve nihayet XIX. yüzyılın ikinci yarısındaki kalıcı köy düzenine kadar uzanan geniş bir coğrafî hareketlilik içerisinde ortaya çıkmaktadır.
Andırın Karapınar/Kisecik'te yaşayan Kabaklı sülalesinin tarihî geçmişi, XVI. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar uzanan uzun süreli bir Türkmen yerleşim ve hareketlilik tarihinin içerisindedir. Osmanlı kayıtlarında Kabaklı, Kabaklar, Kabaklarca ve Kabaklarcı adlarıyla görülen cemaatin Cerid teşekkülüyle bağlantısı tarihî kaynaklarda açık biçimde görülmektedir. “Kabaklarcı” adının bazı çalışmalarda doğrudan “nâm-ı diğer Cerid” şeklinde kaydedilmesi, Andırın'daki Kabaklı sülalesinin Cerid ve Dulkadirli Türkmen dünyasıyla ilişkisinin araştırılabilir ve belgelendirilebilir bir tarihî zemine sahip olduğunu göstermektedir.
Kabaklı/Kabaklarcı topluluğunun tarihî hareket alanı Kars-ı Maraş, Andırın, Kadirli, Savrun, Çokak, Geben, Göksun, Binboğa, Elbistan, Sarız, İslahiye, Hassa, Amik, Halep ve Rakka arasında uzanmaktadır. Bu coğrafya, sülalenin tarihî hareketinin rastgele gerçekleşmediğini; kışlak ve yaylak sisteminin belirlediği doğal bir güzergâh üzerinde geliştiğini ortaya koymaktadır.
XVII. ve XVIII. yüzyıllardaki iskân politikaları bu hareketliliği değiştirmiş, Rakka, Belih Nehri, Telü's-Sultan, Halep ve Amik çevresine yapılan iskânlar Kabaklar ve onunla bağlantılı Türkmen topluluklarının hayatında yeni bir dönem başlatmıştır. Araştırmada yer alan firar, geri dönüş ve yeniden iskân kayıtları, devlet ile konar-göçer topluluklar arasındaki ilişkinin uzun süre devam eden bir iskân mücadelesi niteliğinde olduğunu göstermektedir.
1865 Fırka-i İslâhiyye ise bu uzun sürecin en önemli kırılma noktasıdır. Fırka'nın Çukurova, Gâvurdağı, Amik, Kadirli ve Kozan çevresindeki faaliyetleri, konar-göçer toplulukların kalıcı köy ve tarım düzenine geçirilmesini hızlandırmıştır. Kadirli'nin yeniden kurulması, Savrun ve Sunbas gibi nahiyelerin idarî sisteme bağlanması ve Cerid ile diğer aşiretlerin iskân düzenine alınması, Kabaklı sülalesinin de içinde bulunduğu bölgesel sosyal yapıyı kökten değiştirmiştir.
Bu tarihî dönüşümün Andırın'daki sonucu, Karapınar/Kisecik ve Kesili çevresindeki Kabaklı kollarının kalıcı köy ahalisi hâline gelmesi olmuştur. Böylece daha önce yaylak-kışlak hareketliliği içerisinde kullanılan dağlık alanlar, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren sürekli yerleşim merkezlerine dönüşmüştür. Sülalenin Kadirli ve Osmaniye ovalarındaki kolları tarıma yönelirken, Andırın'ın yüksek ve sulak coğrafyasında kalan kollar geleneksel hayvancılık ve dağ ekonomisinin bazı unsurlarını koruyarak yerleşik hayata geçmiştir.
Aytaç Bozkuyu
Tarih Bilimi ve Arşiv Uzmanı/Etnolog
Kaynakça
BOA, Tapu Tahrir Defteri (TD), No: 998 (1530 Tarihli Muhâsebe-i Vilâyet-i Diyâr-ı Bekr ve Arab ve Zü'l-Kâdiriyye Defteri).
BOA, Maraş Mufassal Tahrir Defteri, (1563 Kayıtları), (Defter No: TKGM, KK, No: 101).
BOA, Mühimme Defteri, Fon Kodu: A.DVNSMHM.d, Defter No: 119 (Rakka ve Amik İskân Fermanları).
BOA, Nüfus Defterleri, Fon Kodu: NFS.d, Kars-ı Maraş ve Andırın Bölgesi Kayıtları.
BOA, Temettuat Defterleri, Fon Kodu: ML.VRD.TMT.d, Kisecik / Karapınar ve Andırın Kayıtları (1844-1845).
Çelik, Akif Bilge. Fırka-i İslâhiye. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kahramanmaraş, 2008.
Halaçoğlu, Yusuf. Anadolu'da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1650). 6 Cilt. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2009.
Kurt, Yılmaz. 1572 Tarihli Adana Mufassal Tahrir Defterine Göre Adana'nın Sosyo-Ekonomik Tarihi. Ankara: T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990.
Kütük, Abdurrahman. "Çukurova Türkmenlerinin Son İskânı". Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, Cilt 9, Sayı 4, 2022, s. 1418-1443.
Solak, İbrahim. "XVI. Yüzyılda Göksun (1527-1563)". Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 16, Konya, 2006, s. 91-102.
Tatar, Özcan. XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Çukurova'da Aşiretlerin Eşkıyalık Olayları ve Aşiret İskânı (1691-1750). (Yayımlanmamış Doktora Tezi). Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ, 2005.
Çok teşekkürler hocam.
YanıtlaSil