Avşar’ın Avazı: Dadaloğlu Kime, Neden Öfkeli?

Avşar’ın Avazı: Dadaloğlu Kime, Neden Öfkeli?

Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyılda yönetimi tek bir merkezde toplama çabaları, göçebe Türkmen topluluklarını denetim altına alıp toprağa bağlamayı zorunlu bir devlet siyasetine dönüştürdü. Bu idari ve askerî değişimin ana sahası olan Çukurova, Toroslar ve Uzunyayla bölgesinde, Avşar Türkmenlerinin devlete karşı duruşunu ve yerleşik düzene direnişini simgeleyen en belirgin tarihî kişi Dadaloğlu’dur. O, yalnızca saz çalıp türkü yakan bir halk şairi değildir; aşiret beylerinin sözcüsü, yerel beylerle devlet memurları arasındaki çatışmanın doğrudan tanığı ve boyunun ortak kaderini dile getiren canlı bir sözlü tarih kaynağıdır. Dadaloğlu hakkındaki bilgiler; Osmanlı arşivindeki devlet yazışmaları, mahkeme kayıtları, Ahmet Cevdet Paşa’nın Tezâkir ve Ma‘rûzât adlı resmî raporları ile Pertev Naili Boratav, Faruk Sümer, İsmail Görkem ve Ahmet Z. Özdemir gibi alanında uzman bilim insanları tarafından ortaya konmaktadır.

Oğuzların Bozok kolunun Yıldız Han soyuna dayanan Avşar boyu, tarih boyunca Safevîler, Memlûkler, Dulkadiroğulları ve Akkoyunlular gibi güçlü devletlerin içinde yer aldı. Osmanlı defterlerinde Halep Türkmenleri ana gövdesi içinde anılan Recepli Avşarları, Dadaloğlu’nun asıl bağlı olduğu büyük topluluktur. Şairin aşiret içindeki alt kolu hakkında araştırmalarda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kimi çalışmalar onu Recepli topluluğunun Dadalı aşiretine veya aşireti yöneten Kethüdaoğlu obasına bağlarken; sahadan toplanan bazı bilgiler Aladağ çevresinde kışlayan Karahacılı aşiretinin Hocalı obasını işaret eder. Ali Rıza Yalman ile Oya Adalı’nın şairi Yörük Karahacılı oymağına bağlama çabaları, kendi şiirlerindeki açık ifadelerle düzeltilmiş ve bu bağın Recepli Avşarları içindeki bir oba ilişkisi olduğu anlaşılmıştır. Boy aidiyetini kendi ağzından en net biçimde şu mısralarında dile getirir:

"Kalktı göç eyledi Avşar elleri,

Ağır ağır giden eller bizimdir.

Arap atlar yakın eder ırağı,

Yüce dağdan aşan yollar bizimdir."

Dadaloğlu, köklü bir saz şairi ve aşiret yöneticisi ocağından gelmektedir. Baba soyu, sözlü gelenekte "Acem'den geldim" diyen ve 1865'te çok yaşlı olduğu bilinen Kul Yusuf'a, oradan da 18. yüzyılın ikinci yarısında Çukurova’da sazıyla ün salan Âşık Musa'ya dayanır. Âşık Musa’nın yaşadığı tarihî belgelerle de sabittir; Menemencioğlu Ahmet Bey’in aile geçmişini anlattığı metinde, 1776 yılında Adana Valisi Çelik Mehmet Paşa’nın haksız yere öldürttüğü Menemencioğlu Gör Bey’in oğlu Osman Bey için Âşık Musa’nın yaktığı ağıt kayıtlıdır. Anne tarafı ise Yozgat ve Çankırı yaylalarında yaşayan Nallı (Kocanallı) obasına bağlıdır. Şair, anne tarafını ve soyunun tarihî geçmişini şu mısralarla anlatır:

"Kabaktepe asıl yurdum,

Nadir Şah'tan gelir soyum.

Koca Nallı büyük dayım,

Avşarlık'tan çıktı m'ola?"

Buradaki Nadir Şah vurgusu, 18. yüzyılda İran'da devlet kuran Avşarlı Nadir Şah ile doğrudan bir soy bağı olduğunu değil; Avşar boyunun devlet kurma gücünü ve ortak gururunu anlatan bir hatırlatmadır.

Göçebe topluluklarda düzenli nüfus defterleri tutulmadığı için Dadaloğlu’nun doğum yılı kesin değildir. Babasının 1776'daki faaliyetleri ve kendisinin 1865 yılındaki ileri yaşı göz önüne alındığında, 1780 ile 1790 yılları arasında doğduğu kabul edilir. Şiirlerinde sevda ve duygu konularını işlerken "Veli" adını kullanması, asıl adının Veli olduğunu açıkça ortaya koyar:

"Veli'm der ki işim ah ü zar m'ola,

Ayrılık derdine derman var m'ola,

Gidip de gelmemek acep var m'ola,

Gözüm yolda kaldı, gönül intizar."

Bölgedeki bazı sözlü anlatılarda geçen "Mustafa" veya "Ali" isimleri ise zayıf söylentilerden ibarettir. "Dadaloğlu" adı, kişisel bir takma addan ziyade bağlı olduğu ailenin ve aşiretin köklü adıdır. Doğum yeri olarak Çukurova, Kadirli, Kozan, Bahçe’nin Kaman köyü ya da Aladağ çevresi gösterilir. Belli bir düzeyde medrese eğitimi gördüğü anlaşılan Veli, çadırlar arasında hem kâtiplik ve imamlık yapmış hem de babasından öğrendiği âşıklık geleneğini sürdürmüştür.

O dönemde Avşarların yaşamı, Orta Asya ve Horasan'dan Anadolu'ya uzanan, 1690 ve 1696 yıllarındaki Rakka sürgünlerinin ardından yeniden Toroslar'a dönen tarihî göç çizgisinin bir parçasıydı. Şairin ömrü, Doğu Akdeniz'deki kışlık yerler ile İç Anadolu'daki yaylalar arasında konup göçerek geçti. Aşiret kış aylarını Çukurova, Ceyhan, Kadirli, Kozan, Payas, Erzin, Anavarza Ovası, Hemite, Karataş ve Misis düzlüklerinde geçirirdi. Bahar gelince Andırın, Halbur, Meryemçil Beli, Gezbel Geçidi ve Zamantı Irmağı boyları aşılarak Uzunyayla, Sarız, Göksun, Binboğa Dağları, Aladağlar, Koç Dağı ve Tahtalı Dağları'ndaki yaylalara çıkılırdı; güz gelince yine aynı yollardan ovaya inilirdi.

Bu yolculuklar sırasında Dadaloğlu, bölgenin güçlü beyleri olan Kozanoğulları, Küçükalioğulları, Menemencioğulları ve Ramazanoğulları ile yakın ilişkiler kurdu. Boylar arasındaki otlak kavgalarında, Ceritlerle yapılan Çukurköprü çatışmasında ve Tecirlilerle yaşanan çekişmelerde obasının hakkını savundu. Bir olay yüzünden Payas Kalesi zindanına atılması ve oradan kaçarak Afşin-Tanır'daki Yazıcıoğlu Beyi'ne sığınması anlatısı da halk arasında dilden dile aktarıldı. Nitekim hapis günlerini şu sözlerle dile getirmiştir:

"İskân emri oldu aşiret yasta,

Kız kadın kalmadı hep oldu hasta.

Dadaloğlu'm hapis derler Payas'ta,

Kanat takıp sur duvardan uçtu mu?"

19.yüzyılın ortalarında Osmanlı yönetimi, göçebelerin yaylak ve kışlak yollarındaki başıboşluğunu önlemek için yerleştirme baskısını artırdı. İlk büyük sarsıntı, 1846–1850 yıllarında Ankara Valisi Mehmet Vecihi Paşa’nın zorladığı Bozok (Yozgat) sürgünüyle yaşandı. Avşar aileleri Bozok ve Kırşehir çevrelerine dağıtılarak toprağa bağlanmak istendi. Devlete boyun eğmelerini sağlamak amacıyla aşiretin can damarı olan binek atlarına el konulması, toplulukta derin bir yara açtı. Dadaloğlu yaşanan bu acıyı şu dizelerle tarihe geçirdi:

"Mezada döküldü boyn'uzun atlar,

Koyun gibi meleşiyor sıpatlar.

Kimi binlik sayar, kimi beşyüzlük,

At vermemiz iskânlıktan zor oldu."

Toprağa bağlanmayı kabul etmeyen obalar, kısa süre sonra bu sürgün yerlerinden kaçarak yeniden Toroslar ve Çukurova'daki eski kışlaklarına döndüler. Bu geri dönüş, devletle aşiretler arasındaki gerginliği kaçınılmaz bir çatışmaya doğru sürükledi.

1865 yılı, Çukurova ve Toros Türkmenleri için geri dönüşü olmayan acı bir eşik oldu. Osmanlı yönetimi; bölgedeki yerel beylikleri dağıtmak, vergi toplamak, orduya asker almak ve göçebeliği tamamen sona erdirmek amacıyla Ahmet Cevdet Paşa ile Derviş Paşa yönetimindeki Fırka-i İslahiye adlı düzenli orduyu bölgeye gönderdi. Bu harekât aşiret düzenini kökünden sarstı. Bölgenin ileri gelen beyleri tutuklandı; Kozanoğlu Yusuf Ağa idam edildi, Payas Beyi Küçükalioğlu Mıstık Paşa ise Niş’e sürgüne gönderildi. Çukurova kışlakları Avşarlara kesin olarak yasaklandı. Aynı dönemde, Kırım Savaşı sonrasında Kafkasya'dan gelen Çerkes göçmenleri Avşarların elinden alınan Uzunyayla'ya yerleştirildi. Dede yurdunun başkalarına verildiğini gören Dadaloğlu, feryadını şu mısralara döktü:

"Yurdumuzu Çerkezlere verdiler,

Soğuk ulu Uzun Yayla nic'oldu?

Gözü kanlı koç yiğitler kırıldı,

Koca başlı mayaların nic'oldu?"

Kurt İsmail Paşa’nın askerî takibi sonucunda Avşar boyu Kayseri’nin Pınarbaşı, Sarız, Tomarza ilçeleri ile Sivas ve Yozgat köylerine zorla yerleştirildi. Dadaloğlu da bu dönemde Pınarbaşı’nın Çördüklü köyüne yerleşmek zorunda kaldı.

Dadaloğlu’nun şiirlerindeki bu sert direniş, yalnızca 1865 yılındaki askerî müdahaleye verilmiş geçici bir öfke değildir. Bu karşı çıkışın arkasında üç temel neden yatar:

Avşarlar tarih boyunca Karamanoğulları, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular ve Safevîler gibi Osmanlı’ya rakip beylik ve devletlerin yanında yer almış, İran’da kendi devletlerini kurmuşlardı. Dadaloğlu'nun şiirlerinde Dulkadir beylerini ve Akkoyunlu Tur Ali Bey’i övgüyle anması bu köklü geçmişin bir sonucudur.

Devletin defterine yazılmak, vergiye bağlanmak ve askere gitmek, bozkır insanının gözünde hürriyetin elden gitmesi anlamına geliyordu. Yaylaların serbestliği ile devletin sınır koyan düzeni birbirine uymadı.

Devletin benimsediği katı kurallara karşılık Avşarlar; Hacı Bektaş-ı Veli sevgisine, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt bağlılığına dayanan halk inancını sürdürdüler.

Konargöçer hürriyet anlayışının ve devlete boyun eğmeme iradesinin en bilinen ifadesi olan şu mısralar, bu tarihsel çatışmanın sesi oldu:

"Belimizde kılıcımız Kirmâni,

Taşı deler mızrağımızın temreni.

Hakkımızda devlet etmiş fermanı,

Ferman padişahın, dağlar bizimdir!"

Zorunlu iskânın aşirete getirdiği yoksulluk ve dağılma ise Derviş Paşa'yı doğrudan hedef alan dörtlüklerinde açıkça görülür:

"Derviş Paşa yaktı yıktı illeri,

Soldu bütün yurdumuzun gülleri.

Karalar giydikçe attık alları,

Altınımız geçmez akçe pul oldu."

Dadaloğlu; yiğitlik ve kavga şiirlerinde Köroğlu’nun gür sesini, doğa ve aşk şiirlerinde ise Karacaoğlan’ın içten duygusallığını yaşatan özgün bir şairdir. Şehirlerden, medreselerden ve tekkelerden uzak kaldığı için Divan edebiyatının süslü diline ve yabancı sözcüklerine hiç kapılmamıştır. Kullandığı dil, Avşar boyunun yalın, duru ve yaşayan halk Türkçesidir. Şiirlerini hece ölçüsünün 8’li ve 11’li kalıplarıyla söylemiş; koşma, koçaklama, semai, varsağı ve ağıt türlerinde ustalaşmıştır. Dizelerinde geçen ok, mızrak, cıda ve kılıç gibi silahlar eski göçebe geleneği yansıtırken; çakmaklı ve Martin tüfekleri değişen savaş aletlerinin şiire yansıyan belgeleridir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın "Tam manasıyla kabilenin şairidir" sözü, onun tüm boyun derdini sırtlanan kimliğini çok iyi açıklar. Hurşid ile Mahmihri, Kral Kızı ve Emmim Kızı gibi halk hikâyelerinin yazarı olduğu iddiaları ise araştırmacılar tarafından çürütülmüştür; bu hikâyelerin daha eski yazmalarda bulunduğu, Dadaloğlu’nun ise bunları meclislerde çok iyi anlatan bir usta olduğu belirlenmiştir.

Zorla yerleştirildiği köy hayatına alışamayan şair, ömrünün son yıllarını Çukurova ile Sivas-Kayseri yaylaları arasında gezerek geçirdi. Ölüm tarihi konusunda araştırmacılar ikiye ayrılır. Resmî belgelere ve mahkeme miras kayıtlarına dayanan bazı araştırmacılar onun 1844 veya 1848 yıllarında öldüğünü ileri sürer. Fakat edebiyat tarihçilerinin çoğu; 1865 Fırka-i İslahiye harekâtını, Derviş Paşa’nın yaptıklarını ve Çerkeslerin Uzunyayla'ya yerleştirilmesini bizzat şiirlerinde anlatmasını temel alarak, onun yaklaşık 1868–1870 yıllarında, seksen yaşını geçmiş bir hâldeyken vefat ettiğini kabul eder. Mezarının nerede olduğu kesin olarak bilinmemektedir; Kayseri Tomarza’nın Dadaloğlu (Köstere/Emmiuşağı) beldesi, Sivas Şarkışla’nın Kapaklıpınar köyü, Elbistan veya Osmaniye Hasanbeyli kırsalı öne sürülen yerler arasındadır.

Dadaloğlu’nun soyu iki koldan takip edilir. Kendi aşiretinden bir kadınla evliliğinden doğan kızı Fatma Server Hanım’ın (ö. 1908-1909) kızı Şerife üzerinden Çölkesenoğlu ailesine uzanan kız evlat soyu aile kütüklerinde yer alır. Âşıklık geleneğinde ise torunu Âşık Yusuf ve onun oğlu olan 20. yüzyıl Çukurova ozanı Âşık Hakkı (Kozanlı / 1878-1949) bilinmektedir. 

1934 Soyadı Kanunu ile birlikte Kayseri, Sivas, Yozgat, Kırşehir ve Adana’daki akraba aileler Dadal, Dadaloğlu, Daloğlu ve Avşar soyadlarını almış; Tomarza’daki Dadaloğlu Beldesi ile Kocasinan’daki Dadağı köyü bu tarihî hatırayı yaşatan yerleşimler olarak günümüze ulaşmıştır. Dadaloğlu; geride bıraktığı şiirleriyle bir aşiretin yaylalardan zorunlu iskâna sürüklenişini bütün çıplaklığıyla anlatan en güçlü tarih tanıklarından biri olmaya devam etmektedir.

Aytaç Bozkuyu

Tarih Bilimi ve Arşiv Uzmanı/Etnolog

Kaynakça

Adalı, Oya (1973). Dadaloğlu, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Akdağ, Mustafa (1963). Celâlî İsyanları, Ankara: Ankara Üniversitesi DTCF Yayınları.

Albayrak, Nurettin (1993). "Dadaloğlu", TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 8, ss. 397-398, İstanbul: TDV İSAM Yayınları.

Alptekin, Mahmut & Bayladı, Derman (1982). Konu ve Yorumlarıyla Halk Şiiri Nesini Söyleyim, İstanbul: Varlık Yayınları.

Ateş, Abdurrahman (2001). Avşarlı Nadir Şah ve Döneminde Osmanlı-İran Mücadeleleri, Doktora Tezi, Isparta: Süleyman Demirel Üniversitesi.

Ayaydın-Cebe, Günil Özlem (2011). "İskâna Direnen Kimlik: Dadaloğlu’nun Coğrafyası", Millî Folklor, Sayı: 90, ss. 60-69.

Aykurt, İzzet Ulvi (1919). "Anadolu Hatıratı: Türkmen Düğününde…", İfham, Sayı: 5, ss. 69-71.

Banarlı, Nihad Sami (1971). Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul: Millî Eğitim Basımevi.

Başgöz, İlhan (1968). İzahlı Türk Halk Edebiyatı Antolojisi, İstanbul: Remzi Kitabevi.

Bayrak, Mehmet (1985). Eşkıyalık ve Eşkıya Türküleri, Ankara: Yorum Yayınları.

Boratav, Pertev Naili (1946). Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği, Ankara: Millî Eğitim Basımevi.

Boratav, Pertev Naili (1982). Folklor ve Edebiyat II, İstanbul: Adam Yayınları.

Cevdet Paşa (1986). Tezâkir 21-39, (Haz.: Cavid Baysun), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Çelikdemir, Mustafa (2001). Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Aşiretlerin Rakka’ya İskânı (1690-1840), Doktora Tezi, Elazığ: Fırat Üniversitesi.

Demirtaş (Sümer), Faruk (1949). "Osmanlı Devrinde Anadolu’da Oğuz Boyları I", AÜ DTCF Dergisi, C. 7, S. 2, ss. 321-365.

Esen, Ahmet Şükrü (1928). "Dadaloğlu Hakkında", Halk Bilgisi Mecmuası, C. 1, ss. 106-109.

Fındıkoğlu, Ziyaeddin Fahri (1927). "Bir Mısra Münasebetiyle", Hâkimiyet-i Milliye, 15 Şubat 1928, Sayı: 2375.

Gökçe, Göksel (2020). "Dadaloğlu’nun Osmanlı Karşıtlığının Temel Sebepleri", II. Uluslararası Toplum ve Kültür Araştırmaları Sempozyumu Tam Metin Bildiriler Kitabı, ss. 273-291.

Görkem, İsmail (2002). "Dadaloğlu Fenomeni Bağlamında Türk Saz Şiirinin Sorunları", Uluslararası Türk Halk Edebiyatı Kurultayı Bildirileri, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, ss. 341-354.

Görkem, İsmail (2006). Yeni Bilgiler Işığında Dadaloğlu: Bütün Şiirleri, İstanbul: E Yayınları.

Görkem, İsmail (2007). "Türk Göçer Şairlerine Ait Eserlerin Derleme, İnceleme ve Değerlendirme Sorunları", II. Kayseri ve Yöresi Kültür, Sanat ve Edebiyat Bilgi Şöleni Bildirileri, Kayseri: Erciyes Üniversitesi Yayınları, ss. 318-328.

Gündüz, Tufan (1995). Bozulus Türkmenleri, Doktora Tezi, Ankara: Gazi Üniversitesi.

İnalcık, Halil (2015). Devlet-i 'Aliyye I, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

İnan, Abdülkadir (2010). "Türk Destanlarına Genel Bakış", İslâmiyet Öncesi Türk Destanları, İstanbul: Ötüken Neşriyat, ss. 35-51.

Kaya, Ali Mütareke (2013). "Türkiye Dışındaki Ülkelerde Avşar Varlığı", Avşar Kültür Coğrafyası ve Halk Kültürü, Ankara: Berikan Yayınları, ss. 99-114.

Köprülü, M. Fuad (1930). Kayıkçı Kul Mustafa ve Genç Osman Hikâyesi, İstanbul: Türkiyat Enstitüsü Yayınları.

Ocak, Ahmet Yaşar (1992). "Bektâşîlik", TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 6, ss. 373-379, İstanbul: TDV İSAM Yayınları.

Özdemir, Ahmet Ziya (1985). Avşarlar ve Dadaloğlu, Ankara: Dayanışma Yayın Üretim Kooperatifi.

Öztelli, Cahit (1974). Üç Kahraman Şâir: Köroğlu-Dadaloğlu-Kuloğlu, İstanbul: Özgür Yayın Dağıtım.

Pehlivan, Battal (1984). Dadaloğlu / Yaşamı-Sanatı-Şiirleri, İstanbul: Deniz Kitaplar Yayınevi.

Sakaoğlu, Saim (1986). Dadaloğlu, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

Sümer, Faruk (2016). Oğuzlar (Türkmenler): Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanları, İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları.

Tanpınar, Ahmet Hamdi (1997). 19uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul: Çağlayan Basımevi.

Toros, Taha (1940). Dadaloğlu: XIX. Asır Çukurova Sazşairi, Adana: Yeni Adana Basımevi.

Yağcı, Öner (1996). Kavganın Ozanı Dadaloğlu ve Şiirleri, İstanbul: Gün Yayıncılık.

Yalman (Yalkın), Ali Rıza (1977). Cenupta Türkmen Oymakları I-II, (Haz.: Sabahat Emir), Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

Yıldırım, Yusuf (2018). Dadaloğlu, Sivas/İstanbul: Ketebe Yayınları.

Yorumlar

Popüler Yayınlar