Sızırdan Kozan'a bir Avşar göçü: Karaalioğulları Sülalesi
Sızırdan Kozan'a bir Avşar göçü: Karaalioğulları Sülalesi
Uyarı: Bu araştırma ve analiz çalışması, Eyüphan Ünüştü'nün şahsi yazılı talebi ve beyan ettiği sözlü/görsel veriler doğrultusunda, kişisel bilgilendirme, soy kütüğü incelemesi ve tarihsel/etnolojik merakın giderilmesi amacıyla hazırlanmıştır.
Kaynaklardan elde edilen bilgilere göre Ünüştü ve Herdem sülalelerinin kökenini oluşturan Karaalioğulları sülalesinin bir bölümü Sivas’ın Gemerek ilçesine bağlı Sızır’da yaşamayı sürdürmüş, diğer bölümü ise Adana’nın Kozan ilçesine bağlı Arslanlı köyüne yerleşmiştir. İki kolun farklı yerleşim merkezlerinde yaşamaya başlaması, zaman içerisinde farklı nüfus kütüklerine kaydedilmeleri ve 1934 tarihli Soyadı Kanunu kapsamında ayrı soyadları almalarıyla resmî kimlik bakımından da belirginleşmiştir.
Karaalioğulları sülalesinin (Sızır kolunda "Hacı Ustagil" ve "Âşıklar/Türkücüler" lakaplarıyla da bilinir) tarihsel geçmişi, Sivas’ın Gemerek ilçesine bağlı Sızır kasabası ile Adana’nın Kozan ilçesine bağlı Arslanlı köyü arasındaki göç, iskân ve akrabalık ilişkileri çerçevesinde şekillenmiştir. Arşiv kaynaklarında Karaalioğulları adıyla tanınan sülale, Cumhuriyet döneminde farklı yerleşim merkezlerinde yaşayan iki ana kola ayrılmış; Kozan’ın Arslanlı köyünde yaşayan kol Ünüştü, Sızır’da kalan kol ise Herdem soyadını almıştır.
Sivas, Gemerek, Şarkışla ve çevresindeki yüksek kesimler, Anadolu’da Türk yerleşiminin gelişmesinden itibaren farklı toplulukların yaşadığı ve mevsimlik hareketlilik gösterdiği alanlar arasında yer almıştır. Bölgenin yaylaları, hayvancılığa elverişli coğrafi yapısı ve çevre ovalarla bağlantısı, konargöçer toplulukların yaşam biçimini şekillendirmiştir. Oğuzların çeşitli boylarına mensup Türkmen topluluklarının İç Anadolu ile Çukurova arasında hareket etmesi, iki bölge arasında uzun süreli ekonomik ve sosyal ilişkiler meydana getirmiştir.
1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’da Türk siyasi hâkimiyetinin genişlemesiyle Sızır ve Gemerek çevresi de Türk yerleşimlerinin geliştiği bölgeler arasına girmiştir. Selçuklu ve Danişmendli dönemleriyle ilişkilendirilen yerleşim hareketleri kapsamında Çepni ve Salur boylarıyla çeşitli konargöçer toplulukların bölgeye geldiği belirtilmektedir. Sızır ve çevresi, sonraki yüzyıllarda da Türkmen topluluklarının yerleşik hayat ile mevsimlik hareketlilik arasında ilişki kurduğu alanlardan biri olmuştur.
Çukurova’nın kuzeyinde bulunan Kozan, tarihî adıyla Sis, Orta Çağ’dan itibaren siyasi, askerî ve ekonomik bakımdan önemli bir merkez niteliği taşımıştır. Dulkadirli Beyliği ve Ramazanoğulları dönemlerinde Varsak, Avşar, Bozdoğan, Cerid ve Sırkıntı gibi Türkmen topluluklarının hareket alanları arasında bulunan Kozan havzası, yaylak-kışlak düzeninin önemli duraklarından biri olmuştur. Sivas ve çevresindeki yaylalardan güneye yönelen mevsimlik hareketlilik, İç Anadolu ile Çukurova arasındaki toplumsal ilişkilerin devamlılığını sağlamıştır.
Osmanlı döneminde Sızır ve Gemerek çevresi, farklı tarihlerde değişen idari taksimatlar içerisinde yer almıştır. Sızır’ın Emlak nahiyesine bağlı bir köy olarak kaydedilmesi, yerleşimin Osmanlı taşra idaresi ve vergi sistemi içerisindeki konumunu göstermektedir.
1530 tarihli Osmanlı tahrir kayıtlarında Sızır, Bozok Sancağı’nın Emlak Nahiyesi’ne bağlı “Karye-i Hınzır (Sızır)” adıyla kaydedilmiştir. Söz konusu kayıtta köyün 38 haneden oluştuğu ve 2.956 akçe vergi hâsılatına sahip olduğu belirtilmektedir. Bu bilgiler, Sızır’ın 16. yüzyılın ilk yarısında vergiye tabi nüfusu ve ekonomik yükümlülükleri belirlenmiş bir yerleşim birimi olduğunu ortaya koymaktadır.
1520 yılında meydana gelen Şah Veli veya Celâl ayaklanmasıyla ilgili kayıtlarda Sızır ile Karaözü arasındaki Aksar Ovası’nın olayların yaşandığı alanlardan biri olduğu aktarılmaktadır. Ayaklanmanın bu çevrede bastırıldığı bilgisi, bölgenin siyasi ve askerî hareketlilik içerisindeki konumunu göstermektedir.
Osmanlı tahrir ve cemaat kayıtlarında Kara Ali, Karaalioğlu ve Kara Ali Sülü biçimlerinde geçen adlandırmaların Sivas, Kayseri, Niğde, Koçhisar ve çevresindeki çeşitli idari alanlarla ilişkili olduğu belirtilmektedir. Bu adlandırmaların bir kısmı aile lakabı, bir kısmı ise cemaat veya topluluk adı niteliğinde kullanılmıştır. Sülalenin bilinen en eski hafıza kökü, 1700'lerin sonu ile 1800'lerin başında Sivas Sızır'da (o dönemki idari adıyla Yozgat/Tonus sancağına bağlı Sızır karyesinde) hanesini kuran Kara Ali’dir. Aileden ayrılan tüm kolların Osmanlı kütüklerindeki sülale lakabı bu isimden mülhem "Karaalioğulları" olarak geçmektedir.
Mehmed (Karaalioğlu Mehmed): 1800'lerin başında doğan ve arşiv kayıtlarında sülalenin hane reislerinden biri olarak kaydedilen büyük dededir.
Osman (Karaalioğulları'ndan Osman): Mehmed'in oğlu veya kardeşi kuşağından gelip, sülalenin sonraki kollarına adını veren kilit şahsiyettir.
1843-1845 (H. 1259-1261) tarihli, 13387 numaralı Sızır Temettuat Defteri, köyün 19. yüzyıl ortalarındaki demografik ve ekonomik yapısını gösteren temel kayıtlardan biridir. Osmanlı arşivindeki ML.VRD.TMT.d tasnifiyle ilişkilendirilen defterde, vergiye tabi 88 hane bulunduğu belirtilmektedir. Hane başına ortalama beş kişi üzerinden yapılan hesaplamayla yerleşimin nüfusu yaklaşık 440 kişi olarak tahmin edilmektedir.
1844 tarihli defterde aile reisleri henüz Sızır kütüğünde tam vergi mükellefi olarak aktif görünmektedir. Bu durum, Adana Kozan'ın Arslanlı köyüne yönelik "Ünüştü" kolunu oluşturacak olan göç hareketinin 1844-1845 tahririnden sonraki bir tarihte (muhtemelen 19. yüzyılın son çeyreği veya 20. yüzyıl başı kargaşa dönemlerinde) gerçekleştiğini kronolojik olarak kanıtlamaktadır. Sızır'da kalan kol ise bu defterdeki haneden türeyerek günümüzün "Herdem" sülalesini oluşturmuştur.
Hicri 1260 (Miladi 1844-1845) Tarihli Temettuat Defteri: Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) NFS.d. / ML.VRD.TMT.d. fon kodlarında, 13387 Numaralı Sızır Temettuat Defteri'nde hanenin sosyo-ekonomik dökümü yer alır. Defterde hane; tarım arazileri (mezru/gayr-ı mezru topraklar), küçük ve büyükbaş hayvan varlıkları ve devlete ödedikleri Öşür (Aşar) ile Anam (Ağnam) vergileriyle tescil edilmiştir. Hane, dönemin Sızır coğrafyasında kendi toprağına sahip yerleşik bir reaya/çiftçi profili çizmektedir.
Temettuat kayıtlarında hane reisleri, modern soyadı sistemi henüz yürürlükte olmadığından baba adları, aile lakapları, meslekleri ve ayırt edici özellikleriyle kaydedilmiştir. Defterde Kethüdâoğlu, Bıçakvelioğlu, Mahmudoğlu, Kara Musaoğlu ve Bozalioğlu gibi aile adları yer almaktadır.
“Kara” ön adı veya lakabıyla kaydedilen haneler arasında 12. hanedeki Karaoğlun oğlu Mustafa, 28. hanedeki Kara Musa oğlu Yetim Seyyid Mehmed, 31. hanedeki Kara Musaoğlu Musa, 32. hanedeki Kara Musaoğlu Ömer, 33. hanedeki Kara Musaoğlu Hasan ve 85. hanedeki Kara Ahmedoğlu Ali bulunmaktadır. Bu kayıtlar, Sızır’da aynı veya benzer lakapları taşıyan birden fazla hanenin varlığını göstermektedir.
Defterde ayrıca Kadıoğlu Hüseyin ve Kadıoğlu Ali’nin değirmen işletmeciliğiyle ilişkili olduğu belirtilmektedir. Demircioğlu Sadık, Demircioğlu Mehmet, Demircioğlu Halil, Minnet oğlu Ahmed, Gevheroğlu Halil, Topaçlıoğlu Ömer, Tabanoğlu Mustafa, Mahmudoğlu Hüseyin, Adaoğlu Musa, İmamoğlu Abdurrahman ve Topuzoğlu Hasan da kaydedilen hane reisleri arasındadır. Kadıoğlu Halil, Kadıoğlu Osman, Kürdoğlu Yusuf ve Kurdoğlu İhtiyar Ali de defterde yer almaktadır. Hane numarası belirtilmeden kaydedilen Tanbur Bekiroğlu Osman’ın Zile Yörüklerinden olduğu aktarılmaktadır.
Bu kayıtlar, Sızır’ın 19. yüzyıl ortalarında yerleşik köy hayatına sahip olduğunu, farklı aile lakaplarının sosyal kimlikleri belirlediğini ve ekonomik faaliyetlerin haneler arasında çeşitlilik gösterdiğini ortaya koymaktadır.
Temettuat Defteri’nde Kara Musaoğlu, Karaoğlun oğlu ve Kara Ahmedoğlu gibi kayıtlar Karaalioğulları sülalesine mensup olduğunu göstermektedir.
Sivas, Gemerek, Şarkışla, Uzunyayla ve çevresindeki yaylalar ile Kozan, Kadirli ve Ceyhan ovaları arasında uzun süreli mevsimlik hareketlilik yaşanmıştır. Yaz aylarında yüksek kesimlerde bulunan konargöçer topluluklar, kışın daha ılıman ve tarımsal üretime elverişli Çukurova düzlüklerine yönelmiştir. Bu hareketlilik, hayvancılığın yanı sıra tarım işçiliği, arazi kullanımı ve yerel ekonomik ilişkilerle de bağlantılıdır.
Sivas’ın güneyi ile Çukurova arasındaki bu güzergâh, toplulukların yalnızca mevsimlik yer değiştirmelerini değil, zaman içerisinde kalıcı yerleşim kararlarını da etkilemiştir. Geçici konaklama ve çalışma amacıyla kullanılan bölgelerin daha sonra sürekli yerleşim alanlarına dönüşmesi, Anadolu’daki konargöçerlikten yerleşik hayata geçiş sürecinin önemli özelliklerinden biridir.
Karaalioğulları sülalesinin Sızır’dan Kozan’a yönelen hareketi de aile hafızasında bu tarihsel coğrafyayla ilişkilendirilmektedir. Ailenin bir kolunun Sivas’ın Gemerek ilçesine bağlı Sızır’da kalırken diğer kolunun Adana’nın Kozan ilçesine bağlı Arslanlı köyüne yerleştiği ve Oğuzların Bozok koluna bağlı Avşar (Afşar) boyuna mensup olduğu anlaşılmıştır.
Göç güzergâhı, Sızır’dan Gemerek ve Şarkışla çevresine, Pınarbaşı ve Uzunyayla platosuna, Göksun ve Saimbeyli (Hacın) üzerinden Feke çevresindeki dağlık geçitlere ve Kozan havzasına uzanan bir hat üzerinden olduğu tespit edilmiştir.
1865 yılında Derviş Paşa ve Ahmet Cevdet Paşa’nın görev aldığı Fırka-i İslâhiye harekâtı, Çukurova ve Kozan çevresindeki konargöçer toplulukların iskânı ile merkezî idarenin bölgedeki denetiminin güçlendirilmesi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Harekât sırasında bölgedeki yerel siyasi yapılar yeniden düzenlenmiş, çeşitli aşiret ve cemaatlerin yerleşik köylere yönlendirilmesi amaçlanmıştır.
Avşar, Varsak, Sırkıntı, Tecirli ve Cerid gibi toplulukların da içinde bulunduğu konargöçer gruplar, 19. yüzyılın ikinci yarısında iskân politikalarından etkilenmiştir. Sivas, Yozgat ve Kayseri yaylaları ile Çukurova düzlükleri arasında hareket eden toplulukların bir kısmı Kozan, Kadirli ve Ceyhan çevresindeki yerleşimlere yönelmiştir. Bu süreçte tarımsal üretimin düzenlenmesi, vergi yükümlülüklerinin belirlenmesi ve yerleşimlerin idari denetim altına alınması önem kazanmıştır.
Fırka-i İslâhiye harekâtı, Karaalioğulları sülalesinin göçünü açıklayan daha geniş tarihsel ortamın bir parçasıdır. Çukurova’da yerleşik hayatın yaygınlaşması ve tarımsal faaliyetlerin gelişmesi, bölgeye gelen ailelerin kalıcı olarak yerleşmesini kolaylaştıran koşullar meydana getirmiştir.
Karaalioğulları sülalesinin kalıcı göçünün 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın başları arasında gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Arslanlı köyüne yerleşen aile kolunun Çukurova’daki tarımsal üretim ve yerleşik hayat düzenine katıldığı aktarılmaktadır. Sızır’da kalan akrabalar ise eski yerleşim çevresindeki aile ilişkilerini sürdürmüştür. Böylece aynı sülalenin farklı coğrafyalarda yaşayan iki kolu ortaya çıkmıştır.
Sızır’da kalan kolun eski yerleşim alanındaki varlığını sürdürmesi, Arslanlı’ya yerleşen kolun ise yeni bir tarımsal ve sosyal çevrede hayatını devam ettirmesi, aile içindeki coğrafi ayrışmayı meydana getirmiştir. Bu ayrışma, ortak sülale adının farklı yerleşim merkezlerinde farklı aile kimlikleriyle yaşatılmasına zemin hazırlamıştır.
21 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen 2525 sayılı Soyadı Kanunu, Türkiye’de nüfus kayıtlarının soyadı esasına göre düzenlenmesini sağlayan hukuki bir dönüm noktasıdır. Osmanlı döneminde baba adı, aile lakabı ve sülale unvanıyla tanınan kişiler, Cumhuriyet döneminde resmî soyadlarıyla kaydedilmiştir.
Karaalioğulları sülalesinin Adana’nın Kozan ilçesine bağlı Arslanlı köyünde yaşayan kol Ünüştü soyadını almıştır. Sivas’ın Gemerek ilçesine bağlı Sızır kasabasında kalan akraba kolu ise Herdem soyadıyla nüfus kayıtlarına geçmiştir. Böylece geleneksel Karaalioğulları adıyla tanınan aile, resmî kayıtlarda iki farklı soyadı altında temsil edilmeye başlamıştır.
Ünüştü soyadı, Türkçedeki “ün” kavramıyla ilişkilendirilerek tanınmışlık, şöhret ve itibar anlamlarıyla açıklanmaktadır. Herdem soyadı ise Farsça kökenli “her dem” ifadesiyle ilişkilendirilmekte ve “her zaman”, “daima” veya “sürekli” anlamlarına gelmektedir. "Karaalioğulları sülalesinden Ali, Mehmed veya Osman" isimli ortak dedelerin kütük hanesinde birleşmesiyle kesinlik kazanmaktadır.
Sızır’daki Herdem ailesine mensup Âşık Osman Herdem ve Halit Herdem yörede tanınan sanatçılardır.
Aytaç Bozkuyu
Tarih Bilimi ve Arşiv Uzmanı/Etnolog
Kaynakça
BOA. ML.VRD.TMT.d. 13387: 1259-1261 (M. 1843-1845) Tarihli Yozgat Sancağı Emlak Nahiyesi Sızır Karyesi Temettuat Defteri (36 Sayfa).Doğanay, Belkıs. (2019). 13387 Numaralı Temettuat Defterine Göre Sızır Köyü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aksaray.Kurt, Yılmaz. (1988).
Halaçoğlu, Yusuf. (1978). "Tapu-Tahrir Defterlerine Göre 16. Yüzyılın İlk Yarısında Sis (Kozan) Sancağı", İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Sayı: 32, ss. 821-840.


Yorumlar
Yorum Gönder